forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

HEDONYA ŞEHRİNİN MEDYA MAHALLESİ SAKİNLERİ, YANİ BİZ, GAZETECİLER

Aktif .

ETİKETLER:Ahmet Tezcan

ahmet_tezcan AHMET TEZCAN 

Samimiyet denilen şey bu kadar mı zordur? Bir gazeteci tam 20 yıl okura, topluma ve kendisine ters düşme pahasına bu kadar mı hedonizmin esiri olur?


Demokrasi diyerek, laik süslemeler yaparak, basın özgürlüğü kisvesine büründürerek, o kalıptan bu kalıba dökerek kişisel tercihi olan yaşam biçimini "genel kabul" haline dönüştürebilmek için nasıl bu kadar gayretkeş olabilir?

Ve nasıl baş tacı edilir de çevresine, toplumunu, çevresini, ailesini hatta babasını bile inkar edebilecek kadar gözü ve gönlü bağlanmış müridler toplayarak Hedonist Guru haline gelebilir?

Hedonizm; bilinen ilk pespaye anlamı üzerinden, sinsice bütün ideolojilerin ve inançların üstüne çıkmış bir inanç ve yaşam biçimi haline geldi bu ülkede.

Tabulaştırıldı, kutsandı ve kişisel tercihten çıkartılıp, kurumsallaştırılarak toplumun bütün katmanları tarafından kabule mecbur hale getirildi.

Benmerkezci yapılarının bütün varyasyonlarını sergileyerek, aşağılama, yok sayma ve yok etme hazzını bütün hücrelerine amir kılan bu hedonist "kulların" ana tapınağının "hürriyet" olması bir tesadüf müdür yoksa garip bir cilve midir, bilmiyorum.

***

Aynalardan, yansımalardan, gölgelerden arınmış bir yeryüzünde yaşayabilseydik belki bir anlamı olabilirdi "beşer" tesmiye edilen mahlukun bu türüne dahil olmak!

Fakat aynalar var ne yazık ki ve bize kendi yüzümüzü gösteriyor!

Aynalarda bir kez kendimizle göz göze geldikten sonra, başka gözlere ne suretlere bürünerek görünsek de, kendi iç dünyamızda o çehre aslını hep muhafaza edip, bir diken gibi batıp durmaya devam edecektir ömür boyu.

Kulağımızda bir fısıltı, beynimizde bir yankılanma olarak ruhumuzu burmaya, "Boş yere renklere bürünme, kalıplara dökülme, sen aslında busun" diyerek can sıkmaya devam edecektir.

Aynalardan kaçsak bile vitrinlerden kaçamıyoruz. Ve çehremize yönelmiş insan gözlerinden... Ki onlar, " insan gözleri" her ne kadar ötekileştirsek de "yalancı" bile değil, sahici birer aynadır bize kendimizi gösteren.

İnsanlar... Eşlerimiz... Çocuklarımız... Dostlarımız.. Ve diğerleri... Hatta düşmanlarımız... Ötelediğimiz, itelediğimiz, aşağıladığımız, sildiğimiz, başkalaştırdığımız, yabancılaştırdığımız "insan gözleri"...

Her ne kadar yok saysak da, görmezden gelsek de, önemsemesek de varlar, oradalar ve gözlerimizin ta içine bakarak gözbebeklerinde, gözbebeklerimizi yani ruhumuzu çırılçıplak gösteriyorlar bize.

Kendinden kaçmanın yine sadece kendine mümkün olabildiği "amansız ve imkansız" bir dünyada yaşıyoruz.

Hal böyle iken yalıtılmış bir halde "aynı" kalabilmemiz ne kadar mümkün ve inandırıcı olabilir ki?

***

"Pornografik bir çağda yaşıyoruz" demişti bir dost, belki de bu çırılçıplaklığımızı işaret ederek.

Bütün bu çırılçıplaklığımıza rağmen, makamlar, mekanlar, markalarla dokuduğumuz "haz" kaftanıyla kendimizi var saymak cehaletine teslimiyetimiz ne yürek dağlayıcı bir kandırmacadır.

İnsan; kendisiyle göz göze gelmekten ve kendisiyle göz göze gelmenin anlamlı faturasından kaçamayacak tek yaratık bu alemde.

Bir an kendi bakışlarına yakalanmış insanın çırılçıplaklığı kadar ürpertici ne olabilir?

Gözlerine mil çekilmiş bir âmâ bile, düşlerinde kendisiyle göz göze gelmekten kurtulamayacak bir yaratılış esprisine mahkum iken, bakar kör tavırlarımızın zavallılığından ıstırap duymayacak bir yürek, bir çiğnemlik et parçasından daha değerli olabilir mi?

Hedonizm bu ıstırabı ortadan kaldırabilir mi?

"Haz" sözcüğüne mahcubum. Zira bu ülkede kurumsal yapılarla techiz edilerek bir toplumsal yaşam biçimi olarak dayatılan bu fosil "din", sözlüklerde "haz" sözcüğüyle anlatılmaya çalışılıyor ama "haz" o kadar masum, o kadar insana dair bir sözcük ki, kıyamıyorum.

Hedonizm denildiğinde, hele bu ülke söz konusu ise "kemiksizlik hali" nitelemesinden daha âlâsı gelmiyor aklıma.

***

Bu "kemiksizlik hali" otuz yıllık meslek hayatımın son yirmi yılında sinsice "basın özgürlüğü" kapsamına alınarak egemenleştirildi.

Gerçeği eğip bükmek, hakikate taklalar attırmak, çamurlar sıçratıp yaftalar asmak bilinen bütün mesleki -dolayısıyla insani- değerlerin yerine "yeni değerler" olarak ikame edildi.

Medya Mahallesi birkaç cılız itiraz dışında Hedonya Şehri'ne taşındı.

Haz Gazeteciliği yapıyoruz şimdi, hakikati bu. İstesek de, itiraz etsek de, karşıymış gibi görünsek de "şehrin insanı, şehrin insanı şehrin" değil miyiz?

Aynalardan kaçabilsek bile, vitrin camlarındaki aksimize aldırmasak da, "konuşlandırıldığımız" nehir kenarında yüzümüzü suda yıkamak için eğilmesek de, şair İsmet Özel'in dizeleri, kelimeleri, terkipleri dizbağlarımızı çözmeye yetecek kadar ustaca tarihe not düşmüş bizim için, bize dair.

Tanrı topraktan yarattığı insanın "kend'özüne" erişebilmesinin sırrını bir kum tanesine saklamış da "ayna tutmuş" yüzümüze.

Ve sonra şairleri yaratmış; aynaları kırarsak şayet bir gün, kendi yüzümüzden, kendi özümüzden kaçıp uzaklaşırsak, hakikat münadileri olarak bizi bize davet etsin diye sanki.

Bir süredir takılıp kaldım, İsmet Özel'in "şehrin insanı, şehrin insanı şehrin" terennümüne.

Sahteliğimden utanarak, sahici yanımın geri verilmesini umarak asılı kaldım mısralarında.

Başkasını bilmem, bilemem kendim kadar. O yüzden kendi mahallemin cafcaflı sokaklarında dolanarak bir samimiyet çağrısı olarak okudum yeniden yineleye yineleye...

İsmet Özel'in "Kaypak ilgilerin, zarif ihanetlerin, bozuk paraların, sivilcelerin, pahalı zevklerin, ucuz cesaretlerin insanı" dediği bizler değil miyiz?

Bizler, Hedonya Şehri'nin Medya Mahallesi sakinleri...

Yani gazeteciler....

Ne kadar da çıplağız, çırılçıplak ve zavallı!

"Biz artık bunlar olarak gidiyoruz

Eylesin neyleyecekse şehrin insanı"


NOT: Bu yazı Zaman Gazetesi'nin Pazar Eki'nde yayınlanmıştır.

DKM ARŞİVİ