forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

YALAN MI DEDİN? GÜZEL! O HALDE YALANCIYA LANET OLSUN!

Aktif .

ahmet_tezcan280AHMET TEZCAN
28 Şubat sürecinde Refah-Yol hükümetinin düşürülmesini sağlayan başaktörleri ele aldığım üç bölümlük yazının sonuncusu, bir figüranın popülaritesine kurban gitti. Yazıdaki öz gözden kaçırılıp, “Yalan mı değil mi” düzeyinde söze düşürüldü.

“Birilerinin ortaya çıkıp mertçe konuşması gerekiyor” başlığı taşıyan son yazıdaki “tanıklığım” takıntıya dönüştürülüp bütün batın hükmüne taşınmak tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldı.

Yazıyı http://dorduncukuvvetmedya.com/3276-birilerinin-ortaya-cikip-mertce-konusmasi-gerekiyor.html adresine tıklayıp okuyanlardan bazıları, Twitter üzerinden Ahmet Hakan(Coşkun)'a .”Ne diyorsun, oldu mu böyle bir hadise?” diye sordular.

Ahmet Hakan'ın ilk tepkisi, soranları blocklamak oldu.

Ta ki yazı Dördüncü Kuvvet Medya'da yayına konulduktan iki gün sonra gazeteci Nazlı Ilıcak yine Twitter üzerinden Ahmet Hakan'a soruncaya dek bu sorma ve blocklama trafiği devam etti. Ancak soran “daha popüler ve daha dişe dokunur” olunca Ahmet Hakan cevap vermek zorunda kaldı ve “Bu kadar atmasyon olmaz vallaha. İlk defa duyuyorum. Benimle öyle bir konuşması olmadı.” diye yazdı.

Daha sonra da “uydurmasyon, atmasyon, yalan” olarak nitelemeye devam etti.

Gerçi; Ahmet Hakan'ın cevap vermek zorunda kaldığı ilk kişi olan gazeteci Nazlı Ilıcak ile twitterda ısrarlı irdeleyişine Ahmet Hakan'ın “Siz bilirsiniz” cevabını vererek minder dışına kaçtığı gazeteci Fuat Uğur, bendenizin bu tür konulardaki hassasiyetini yakinen bilirler. Ilıcak 1981'den, Uğur 1991'den bu yana gazetecilik maceramın ve mecramın tanığıdırlar.

Bu siteyi, yaptığım programları, yazdıklarımı takip edenler de sanırım "tefrik" konusunda bir fikir sahibidirler.

Gerçi; Ahmet Hakan'ın “yalan” diyerek savuşturması, söz konusu 3 bölümlük yazının özüne halel getirmiyor. Aksine; olanlar, yaşananlar ve olanlarla yaşananlara dair bugün söylenenler, yazılanlar ve örneğin Medyaradar sitesinde Varol Ersoy imzasıyla yer alan “Rahmi Koç'un TUSİAD'ı hizaya getiren mektubu” gibi olmaya devam eden hadiseler (*) yazının özündeki doğruluğu yeterince destekliyor, kaidesini sağlamlaştırıyor, ayrıca Ahmet Hakan'ın itirafına ihtiyaç hissettirmiyor.

Gerçi; Ahmet Hakan'ın mertçe itiraf edebilmesinin ortaya koyacağı gerçek de son derece önemlidir. Bunu da gözardı etmiyorum. Zira o itiraf, 28 Şubat Süreci'yle ilgili olarak bugün suçlananların yanı sıra dönemin mağdurları arasında da suçlanması gerekenler olduğunu ortaya koyacaktır. Bu açıdan yapılacak itiraf bir “suç ortaklığı itirafı” niteliğinde olacaktır. Bu açıdan son derece mühimdir.

Ahmet Hakan; yıllar önce yaptığımız konuşma yazılınca önce panikledi, soranı blockladı, sonra sıkıştı ve inkar yoluna başvurdu.

Aslında “Hatırlamıyorum” da diyebilirdi.

Kanal 7 yöneticilerinin bana söylediklerini tekrarlayarak “Evet sordu ama ben biraz eğlenmek istedim, Tezcan'la dalga geçtim de öyle söyledim” de diyebilirdi.

“Çocukluk etmişimdir belki evet hava atmışımdır, hem zaten kim sevmez ki hava atmayı” da diyebilirdi.

Fakat “Külliyen yalan, tamamen uydurma, öyle bir konuşma olmadı” diyerek çıkmaz sokağa girdi ve kendisini “Kim Yalancı Kim Değil” başlıklı bir Pazar Bulmacasının figürüne dönüştürdü.

Gazetecilik hayatı, gazetecilik hayatımın yarısı kadar olan Ahmet Hakan ile onun gazetecilik hayatının tamamından daha fazla bir süreyi sadece medyanın etik meselelerine harcamış ve bu çabanın ağır faturasını da ödemiş olan Ahmet Tezcan'ın “Yalan” noktasındaki durumalışlarını, bilenlerin yahut merak edip araştıracak olanların takdirine terkediyorum.

Gerekirse çeteleler ile çitelemekten de çekinmem!

Sadece Ahmet Hakan'a o konuşmayı hatırlayabilmesi için bir kaç anekdot aktaracağım:

Kanal 7'deki canlı yayında istifam üzerine Doğan Grubu'ndan ve o günlerde Uzan Grubu'ndan televizyoncular ve gazeteciler, Kanal 7 aleyhine konuşacağımı varsayarak peşime düşmüşlerdi. Sadece canlı yayın olduğu için Star TV'de Hakan Aygün'ün hazırlayıp sunduğu Gece Hattı programına çıkmayı kabul ettim. Gece Hattı'nda Hakan Aygün'ün yardımcısı Soner Yalçın'dı. Program öncesinde sohbet ederken ilk ve son kez o gün karşılaştığım Soner Yalçın bir ara “Bu dinciler hep böyle sansürcü değil mi” babında bir söz edecek oldu.

Hakan Aygün'e dönüp “Bunu bana canlı yayında sorar mısın?” dedim. Hakan telaşlandı. “Ne diyeceksin?” diye sordu.

“Sen bunu sor, ben de sansürcülüğün sadece dincilere has olmadığını, mesela Reha Muhtar'ın F-16 Yolsuzluğu konusunu ele aldığı Ateş Hattı programının ham bantlara bile el konularak Star Tv'den nasıl apar topar kaldırıldığını, yine Star TV'de Kadir Çelik'in Objektif programının canlı yayınının nasıl engellendiğini anlatayım” dedim.

Hakan Aygün “Aman abi sakın!” dedi ve o gece belki televizyonculuk hayatının en tedirgin, konuğuna en saygılı ve en övgü dolu söyleşisini yaptı.

O gece, Hakan Aygün ve Soner Yalçın benden Kanal 7' yöneticilerine saldırmamı beklerken, ben canlı yayında istifama yol açan yayın kesilmesinin “makul gerekçesini” anlatarak Kanal 7 yönetimini savunmuş, ancak geri dönüşümün mümkün olmadığını söylemiştim.

Yayından hemen sonra Kanal 7 Ankara temsilcisi Zahit Akman beni arayarak, kendisinin ve Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman'ın tavrımdan çok etkilendiğini söyleyerek istifamı geri almamı istemişti.

Fakat geri almadım. Adem Gürses'in Genel Yayın Yönetmeni olduğu 9. Kanal'a geçtim ve Dördüncü Kuvvet Medya'yı orada yapmaya başladım.

İşte o günlerde Ertuğrul Özkök İskele-Sancak programına çıkıp Ahmet Hakan ile ancak “güzelleme” diyebileceğim bir sohbeti gerçekleştirmiş, ertesi gün de Kanal 7'yi övgülere boğan şaşırtıcı bir yazı kaleme almıştı.

Daha düne kadar Milliyet gazetesi “Ahmet Hakan Coşmuş” diye başlıklar atarken ne olmuştu da bu ani barış gerçekleşmişti?

Bu soruyu yüksek sesle düşündüğüm bir sohbet sırasında, adı bende saklı işadamı dostum; Atina'daki İşadamları Toplantısı'ndan, oradaki 3 Büyük Patron'un hükümet düşürme planlarından ve bu görüşmenin kaydedilip Kanal 7'ye götürülüp Ahmet Hakan'a verilmesinden söz etmişti.

Heyecanla Kanal 7'ye koştum. Canlı yayında istifa ile oluşan kırıklığını ortadan kaldırma görüntüsü altında ziyaret ettim. Refah-Yol Hükümeti düşeli bir hayli zaman olmuş, köprüler altından sular akmış, fakat 28 Şubat sürecinin artçı sarsıntıları kesilmemişti. Şayet o kaset var ise ve yayınlayabilirsem “sarsıcı” bir iş yapmış olacaktım. Üstelik artık Kanal 7'de olmadığım için onlar bu durumdan zarar görmeyeceklerdi.

Önce Ahmet Hakan'ın Haber Merkezi'nin bulunduğu binanın bahçe katındaki odasına gittim. Ne var ne yok faslından sonra Atina Toplantısı ve kaset duyumumu anlattım. O da gülerek bana yukarda linkini verdiğim yazıda anlattığım cevabı verdi:

“O kasete para verilmedi, ben ele geçirdim, orjinali ben de ama veremem” dedi.

Evet dedi.

Ve ben yalnız değildim.

Yanımda Dördüncü Kuvvet Medya programının yönetmeni olan eşim Nazmiye hanım da vardı.

O dahi şahittir.

Ahmet Hakan bugün “yalan” dediğine gözlerimin içine bakarak yahut ayna karşısında kendi gözbebeklerine bakıp yine “yalan” diyebilir mi, bilmiyorum!

Neticede benim söylediklerimin vebali bana, Ahmet Hakan'ın söylediğinin vebali de kendisinedir.

Geriye bir tek söz kalıyor:

YALANCIYA LANET OLSUN!

 

(*) http://www.medyaradar.com/yazar/oku-40162/varol-ersoy-tusiada-o-mektubu-gonderen-buyuk-patron-kim-herkesin-bildigi-ama-yazamadigi-muthis-iddiayi-medyaradar-yaziyor.html

twitter.com/tezcanah

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN