forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

TARAF GAZETESİ'NİN SAVAŞGANLIĞININ SONUÇLARI

Aktif .

dilek_yarasEn baştan belirtmeliyim ki İnternethaber’de yazarken herkesten önce ‘’açılım’’ın henüz ‘a’sı  yokken ortada ve bir garip başıma ‘’Terörist de insan evladıdır’’ başlıklı bir yazı yazıp da bu yüzden -sadece başlığı okuyanlarca- çarmıha gerilmiş...
 
...aynı zamanda, TSK'ya böyle keskin muhalefetlerin olmadığı dönemlerde, sert eleştiriler yöneltmiş bir yazar olarak aşağıdaki yazıyı yazma hakkım olduğuna inanıyorum.
 

 
Abdullah Öcalan’ı bile dinlemeye hazır olan yalnız ve garip ülkemin mahzun insanları bir de beni dinleyin!... 
 

Taraf gazetesinin ve gemi kaptanı konumundaki Ahmet Altan gibilerin (ve DTP kurmaylarının içindeki bazı şahsiyetlerin) Kürt meselesini alenen sabote ettiğini düşünüyorum.  

Ve diyorum ki: Reenkarnasyon diye bir şey varsa eğer romantik aşk yazarı Altan, geçmiş yaşamlarının tümünü yaman bir savaşçı olarak geçirmiştir mutlaka. Öyle ki; bu hayatında da barıştan bahsederken bile illaki birileriyle savaşmaktan alıkoyamıyor kendini.  

Herhalde üst düzeylerde bir komutandı ki en çok da Genelkurmay Başkanı ile savaşıyor. Süngüsü her an hazır. Elhak göğüs göğüse çarpışıyor. O bakımdan saygı da duymak lazım.  

Ama tam da barıştan, hasreti çekilen huzurdan bahsedilirken bu savaş ne kadar gerekli ve sırası mı diye de sorgulamak lazım biraz…  

Cennete gitmek isterken illaki de cehennemden geçmek zorunda mıyız? Sıradan ölümlüler olarak zaten yıllardır yanıyoruz cehennemde. Arınmışızdır artık arınacağımız kadar.  
 
Bu işlerde hiç günahı olmayan sıradan halkın dışında kalanlar, yani bu problemin asıl sorumluları ise nasılsa ebedi cehennemlikler listesinde. Onları ve onların yöntemlerini bir kenara koymanın zamanı geldi artık. Eğer tüm Türkiye halkının huzurunu hedefliyorsak elbette. 
 

Sözünü ettiğim kesim ise ‘’barış istiyoruz’’ diye ‘’militanca’’ bağırırken tam da o ebedi cehennemliklerin ateşine odun taşıyor.  

Biz, yani sıradan ölümlüler; yani halk; yani sağduyulu, önyargısız, kalbi açık, herkesin ama herkesin barış ve huzur içinde yaşamasını isteyenler, söndürmeye çalıştıkça onlar canlandırıyorlar bu lanet olası ateşi.  

Yeter artık!...  

Hiç olmazsa vicdanınızla başbaşa kaldığınız anlarda zihinlerinizin çıfıt çarşısı  kalabalığından kalp merkezinize kaçın ve ‘’mutlaka söylenmesi gereken sözleri, kışkırtmayacak, toplumun her kesimini içine alacak bir üslupla nasıl yazabilirim’’diye de düşünün biraz.   

Bütün bu söylediklerimi sizlere cümle cümle, yazı yazı örneklerle temellendirebilirim ama sıkılırsınız. Eğer benim tezimden kuşku duyuyorsanız internet elinizin altında, girin arşivlere detaylı bir arama yapıp konuyla ilgili tüm yazıları, haberleri okuyun.  

Tek cümleyle özetlersem:  
 

Taraf’ın cesur gazeteciliğini ne kadar doğru ve gerekli buluyorsam savaşgan ve provokatif üslubunu da o kadar yanlış ve gereksiz buluyorum.   

Gelelim bu cümlenin açılımına:  

Tarafçılar, (Ahmet Altan ve benzeri yazarlar ile DTP’nin provokatif şahsiyetleri) bu üsluplarıyla ülkenin ihtimal dahilinde olan huzurlu günlerini dinamitliyorlar.  

Fitnecilere, ırkçı faşistlere ve bilumum karanlık güçlere başka hiç kimsenin edemediği kadar hizmet ediyorlar.   

Kürtçü hassasiyetlere o kadar özen gösteriyorlar ki Türkçü hassasiyetlerin zaten açık olan sinir uçlarını hop oturtup hop kaldırarak kısa devre yapmasına sebep oluyorlar.   

Böylelikle en büyük zararı huzurdan, refahtan, kardeşlikten, barıştan ve insanca, insan gibi yaşamak istemekten başka dertleri olmayan sıradan Kürtlere veriyorlar.   

Bir de bu ülkeyi ve tüm insanlarını  seven gerçek ve samimi demokratlara.   

Ve tabii ki demokrasiye.   

Demokrasi kelimesi kendini demokrat olarak tanımlayan Taraf gazetesinin üslubu yüzünden ayrılıkçı bir niteliğe büründü çoktan. Sokaktaki insan ''demokratım'' dediğinizde ya tebessüm ediyor ya da öfkeye kapılıyor sayelerinde.   

(Belki herkese ve her tarafa çatarken arasıra da olsa DTP’nin de açıklarını görselerdi, haksız olduğu söylemlerinde aynı TSK’ya çattıkları sertlikte çatsalardı bu izlenimi edinmezdi insanlar.)   

Taraf’ın bu çok sert savaşgan üslubu en nihayetinde ‘’demokrasi’’ yi katlediyor.   

Çünkü: Demokrasinin hiçbir faşizan söylemle, ayrılıkla, sevgisizlikle, öfkeyle, kayırmayla işi yoktur. Sivrilikleri törpüler. Tüm insanlığı kucaklar. Evrensel insan hakları derken ‘’herkesin’’ hakkından söz eder.  

Mazlum bir tarafı  korurken diğer bir tarafı ‘’mazlum’’ haline getirip de ‘’vurun kahpeye’’ demez demokrasi.   

Empatiyi sadece kendi sempati duyduğu kesimlere değil her kesime yapar.   

Bunun için zordur zaten gerçek demokrat olmak. Türkiye’de gerçekten demokrat olan aydınların sayısı bu yüzden çok çok azdır. Hepsinin demokrasi tekerinin lastiği bir yerlerden deliktir ve bu yüzden yalpalaya yalpalaya yol alırlar.Yolun bir yerinde de masum insanlara çarpıp telefasi mümkün olmayan kazalara yol açarlar. En sonunda da derin bir çukura yuvarlanıp yok olurlar.   

Somutlarsak:  

Taraf’ın bu tutumu en çok ‘’hakikate’’ zarar veriyor.   

Örneğin, bugün şöyle çarpıcı ve önemli bir haberleri var:  

‘’ Elazığ’da tim komutanı, nöbette uyuyan askere ceza olarak pimini çektiği el bombasını tutmasını emretti. Bomba patladı, dört şehit. Koçyiğitler Taburu’nda 10 gün önce meydana gelen patlamanın kaza olmadığı belgelendi. Teğmen Mehmet Tümer, mevzide uyuyan İbrahim Öztürk’e çok kızmış. Ceza olarak da, pimini çektiği bombayı Er Öztürk’e vermiş. Elinde basılı tuttuğu bombayla 45 dakika yardım isteyen er gücü tükenince patlama olmuş...’'  

Bu haber gerçekten çok önemli...  

Elinde silah olan ve güçle oynayan her kurumda olduğu gibi orduda da bu olayda sözü  edildiği türden ruh hastalarının, psikopatların olduğu sokaktaki vatandaş açısından da bir sır değildir. Bu gerçekler konuşulmalı, tartışılmalı, hatalar telafi edilmeli, yenilerinin olmasının önlemi alınmaldır mutlaka.  

Dolayısıyla bu tür olayların açığa çıkarılması, üstüne gidilmesi hem toplumsal vicdanı rahatlatır, hem TSK’nın kendi içindeki arızalı elemanları ayıklamasına vesile olur.  

Sokaktaki vatandaş  da namuslu ve vicdanlı TSK mensupları  da sahip çıkarlar bu habere.   

Ama siz gazete olarak ısrarla ve inatla maksadınızın üzüm yemek değil, bağcı dövmek izlenimi veren savaşgan bir üslup kullanırsanız sürekli, hiç kimse sizi ciddiye almaz. Çünkü niyetinizin saflığına ve iyiliğine inanmazlar. Bu da en çok bu yapının sürmesinden rant sağlayanların işine yarar elbette.  

…  

Diğer bir problem, yine ısrarla ve yine inatla PKK’nın öne çıkarılması.  

PKK’nın  ‘’Kürt açılımı’’ tartışmalarında mutlaka taraf olarak hem de Öcalan’ın başı çekmesi koşuluyla öne sürülmesi…  

PKK’yı olumlayan cümleler kurarken, hatta onu bazen TSK karşısında zafer kazanmış bir ordu yerine koyarken bu üslubun, bu provokatif dilin özellikle böyle bir zamanda nerelere varacağını hiç mi düşünmezsiniz acaba?   

Dağda ölen çocukların ailelerinin içini soğutmak istiyorsunuz belki de…  İyi güzel de bunu diğer ailelerin içini yakarak yapma hakkınız yok.

 
Unutmayın ki yayın hayatına başlarken ‘’Taraf’’ sözünün açılımını demokrasiden insan haklarından yana olarak vermiştiniz. O zaman sözünüzü tutacaksınız ve insanlar arasında ayrım yapmadan sadece demokrasiden yana taraf olacaksınız. 
 

…  

Son ve bu sabote edici tarzın en belirgin örneği İlker Başbuğ’un ‘’Kürt açılımı’’  konusundaki konuşmasına karşı yapılan açılım saçılım:  

Önce ne demiş  Başbuğ ona bakalım:  

‘’… "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir." Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa'nın 3'üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir…

Türk Silahlı  Kuvvetleri, bölücü terör  örgütüne karşı yürütülen mücadeleyi kararlılıkla sürdürürken, güvenlik alanının dışında kalan ekonomi, sosyo-kültürel ve uluslararası  alanlarda da devlet tarafından gerekli tedbirlerin alınmasının  önemli olduğuna inanmaktadır.’’  

Şimdi de bu ifadeler karşısında atılan manşeti görelim: İşine bak general  

E, adam her zaman yaptığı  işi yapıyor. O, her konuda ‘’zaten’’ fikrini açıklayan bir TSK komutanı değil mi?... Bu konuda mı açıklamayacak?...  

Tam tersine, bence iyi yapmıştır ve bölünme paranoyaları içinde olan bir kesimi sakinleştirmiştir.   

Kusura bakmayın ama onun değil sizin üslubunuz ‘’Kürt’’ daha doğrusu ‘’demokrasi’’ açılımına zarar veriyor.  

Ah, siz şimdi azımsanmayacak bir kitlenin gerçekten ‘’bölüneceğiz’’ paniğine kapıldığının ve bu paniğe, yani bu yangına Baykal ve Bahçeli tarafından körükle gidildiğinin de farkında değilsinizdir.  

Farkında olsaydınız o ateşe odun atmakla meşgul olmazdınız herhalde…  

Her neyse, söylenecek daha çok şey var ama çok uzadı yazı. Kağıt masrafımız olmadığı için ve konu da çok hassas olduğundan derdimi doğru anlaşılacak bir şekilde anlatmaya çalıştım. Umarım anlatabilmişimdir.  

Tek ve son bir cümleyle kapatalım bu meseleyi:  

Bu topraklara barış ve huzur bu üslup ile barıştan söz eden savaşgan cümlelerle, askerden daha asker sertlikle gelmez ağalar... 
 
... 
 

ah usta ah,  
demokrasi ne yana düşer,  
vicdan ne yana 
eleştirmek hep bana mı düşer usta 
 

 

dilek@dorduncukuvvetmedya.com

Not: Bu yazı gazeteciler.com'dan alınmıştır.

DKM ARŞİVİ