forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

TERÖRLE MÜCADELEDE MEDYANIN ZOR KARARI

Aktif .

 DOÇ. DR. ERKAN YÜKSEL /

Terör haberciliğinde medyanın en önemli sorumluluğu neyin “haber” ve neyin “propaganda” olduğu konusunda duyarlı bir çizgi çizebilme noktasında düğümlenir. Buradaki kilit soru şudur: Medya teröre hizmet mi edecek, çanak mı tutacak; yoksa gerçeklere gözlerini kapatıp olup biteni görmezden mi gelecektir?

Terörist bir eylem karşısında medyanın tavrı, kullandığı üslup ve anlatım biçimi, hatta hangi sözcükleri kullandığı bile önem taşır. Örneğin eylemi gerçekleştirenler birer "gerilla" mı, "özgürlük savaşçısı" mı, “kahraman” mı, “mücahit” mi, “sokak serserisi” mi, "militan" mı, "ayrılıkçı milis" mi, yoksa "terörist" midir? Onlara ne isim ya da sıfat verileceği bile teröre karşı duruşun ve terörün nasıl anlamlandırılacağının bir işareti haline gelebilmektedir. O halde terör haberciliğinde medyanın ilk zor sorusu, haberi yayınlamaya karar verdikten sonra kurulacak ilk cümlenin öznesinin ne olacağıdır. Daha bu noktada başlayan tartışma haberin diğer boyutlarında daha da alevlenir. Hatta yayın yasakları getirilmesi boyutuna dek ulaşır.

Terör haberciliğinin en önemli çerçevesini Türkiye’de 3713 numaralı Terörle Mücadele Kanunu oluşturur. Kanunda tanımlanan medyanın sorumluluğuna ilişkin hükümler aynı zamanda medyanın hareket sahasına da işaret eder.

TERÖRLE MÜCADELE KANUNU

Kanunun ilk maddesinde terör şöyle tanımlanmaktadır: “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”

Terör suçlusunun kim olduğu ise ikinci maddede şöyle açıklanmaktadır: “Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensupları gibi cezalandırılırlar.”

Kanunda terör haberciliğine ilişkin olarak altıncı ve yedinci maddelere işaret etmek gereklidir.

AÇIKLAMA VE YAYINLAMA

“Madde 6 –İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

Bu Kanunun 14 üncü maddesine aykırı olarak muhbirlerin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür.

Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınlar hâkim kararı ile; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak onbeş günden bir aya kadar durdurulabilir.”

TERÖR ÖRGÜTLERİ

“Madde 7 – … terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar …. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.

Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.”

PEKİ, YA BASIN KANUNU?

Anlaşılacağı gibi Terörle Mücadele Kanunu’na göre terör örgütlerinin propagandasını yapmak bir suç olduğu gibi onların bildiri ya da açıklamalarını yayınlamak da suçtur. Ayrıca tedbir olarak bir yayının hakim kararıyla 15 günden bir aya kadar durdurulabilmesi hakkı tanınmıştır.

5187 sayılı Basın Kanunu’nda cezai sorumluluk “Süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen suçlardan eser sahibi sorumludur” denilerek sınırlandırılmışsa da Terörle Müdacele Kanunu, “basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları”nı birlikte cezalandırmaktadır. Avukat Fikret İlkiz ve Araş. Gör. Barış Günaydın’ın “Terörle Mücadele Kanunu ve Değişiklikler” başlıklı bildirisinde bu konuya ayrıntılı bir şekilde işaret edilmektedir.

Bu noktada Basın Kanunu’nun üçüncü maddesinde tanımlanan basın özgürlüğü hükmü hatırlatılarak konuya devam edilebilir. Basın Kanunu’nda şöyle denilmektedir: “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; … millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”

Kanun metinleri bu şekilde… Ancak uygulamada ya da pratikte yaşanan kimi tartışmalara da işaret etmek gerekir. Terör haberciliğinde yayınlara yönelik kısıtlamalar çoğu zaman “sansür” ya da basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, bilgi edinmek hak ve özgürlüğü gibi tartışmaları gündeme getirir. Bir yandan bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma özgürlüğüne, hak ve sorumluluğuna sahip olan medya, diğer yandan da yayın yasakları ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu yasakların da kimi zaman suçu işlediği varsayılan yayın kuruluşları yerine yayın yasağı şeklinde tüm yayın kuruluşlarına getirilmesi tartışmayı daha da şiddetlendirmektedir.

Kısaca medyanın terör olaylarını izlemesine sınırlama getirilmesi, çağdaş demokrasilerin temel insan hakları tanımlarıyla çelişir bulunmakta ve anti-demokratik uygulamalar olarak algılanmaktadır. Ancak bu sınırlamalara ilişkin gerekçeler de öne sürülmektedir.

YAYIN YASAĞI NEDEN GEREKİR?

Medyaya sınırlama getirilmesindeki gerekçelere bakıldığında şu türde açıklamalarla karşılaşılmaktadır:

Örneğin devam eden bir operasyon sırasında naklen yayın yapılması teröristleri gelişmeler hakkında bilgilendirir nitelikte olabilmekte ve yapılacak müdahaleye gölge düşürebilmektedir. Bu durumda da güvenlik güçlerinin operasyon kabiliyeti sınırlanmakta ve istenmeyen durumlar yaşanabilmektedir. Başka bir deyişle kimi zaman yapılan haberler, devam eden ve kamu yararına olan operasyona zarar verebilmektedir.

Kimi zaman da “tiraj” ya da “rating” kaygılarıyla olaylar abartılarak teröristler olduklarından daha güçlü gösterilmekte ve halkın hükümete olan güveni sarsılmaktadır. Bu sayede de medyanın terörün amaçlarına hizmet ettiği ifade edilmektedir. Çünkü terörün amacı halk ile hükümetin arasını açmaktır. Halk ile hükümeti karşı karşıya getiren her türlü yayın bu anlamda terörün amacına hizmet eder nitelikte yorumlanabilmektedir. Terör eylemini ve teröristi olduğundan büyük ya da abartılı gösteren haberler, kamu yararına haberler değildir.

Öte yandan “görünen gerçek” ve “abartma”nın ne olduğu konusu da tartışmalıdır. Çünkü herhangi bir terörist eylemin medyada yayın ya da programlar kesilerek verilmesi ne kadar doğrudur? Terör saldırısının uzun süre gündemde tutulması, tekrar tekrar aynı görüntülerin yayınlanması ne ölçüde gereklidir? “Bu kadar küçük” bir eylem, bu kadar “büyük” haber olmalı mıdır? Her gün trafik kazasında hayatını kaybedenlerin sayısı bile terör saldırısında şehit olanların sayısından kat kat fazla iken, terör haberi neden dakikalarca verilmektedir?

Bu eleştirilere medya cephesinden ise şu karşılık sorular yöneltilmektedir: Neyi, nasıl haber yapacağımızı bir yere mi sormak zorundayız? Nasıl bir eylem olduğunda haber yapacağımızı bize birileri mi söyleyecek? Kaç kişi şehit olursa haber olmalı? Kaç kişi ölürse yayın kesilmeli? Bunun bir sınırı var mı? Terör eylemlerini görmezden gelerek, terörün sonu gelir mi?

Şüphesiz bu sorular da gazetecilik mesleği adına önemli sorulardır. Gazeteciliğin evrensel ilkeleri denilebilecek tarafsızlık, bağımsızlık, eleştiri ve ifade özgürlüğü gibi ilkelerden hareketle bu soruları yanıtlamak ilk başta göründüğü kadar kolay değildir.

POLEN TAŞIYAN ARI

Bir başka görüşe göre medya, terör haberciliğinde polen taşıyan arıya benzer. Korkuyu yayar, çiçekler onunla döllenir ve terör bu sayede gelişir. Margaret Thatcer’ın söylemiyle “medya, terörün oksijenidir”. Bu noktada “terörün oksijeni kesilirse ölür”; yani “medya terör haberi yapmazsa, terör yaşayamaz ve biter” gibi görüşler ileri sürülmektedir. Oysa terörün tek propaganda aracı yasal sınırlar içinde yayın yapan yayın organları değildir. Aynen çiçeklerin döllenmesi için yalnızca bal arılarına muhtaç olmadığı gibi terörün kullanacağı başka araçlar da bulunmaktadır. Terör bugün teknoloji sayesinde geniş olanaklara sahip olan yaygın medyanın gücünden ve zaaflarından en üst düzeyde yararlanır görünmektedir. Ancak “medya görmezden gelse terör biter” söylemi pek de gerçekçi değildir. Terör kendi medyasını da yaratabilir ve her zaman propagandasını yapacak yandaş bulabilir. Medya kuruluşlarına bu anlamda yasal yollarla kısıtlama getirebilmek de mümkün değildir. Hele uluslar arası yayın platformu düşünüldüğünde bu daha da zordur. Ayrıca oksijenin kesilmesi, yalnızca terörün nefes almasını engellemez, tüm canlıların hayatını tehlikeye sokar. Çünkü yaşamak için oksijene ihtiyaç vardır. Çözüm için medyaya sınırlama getirmek ya da terör haberlerini ortadan kaldırmak demokratik bir toplumda yaşayabilmek adına gerçekçi ve akılcı bir yaklaşım değildir. Akılcı yaklaşım, terörle mücadelenin öğrenilmesi ve terör haberlerinin terör haberi bilinciyle verilmesidir.

Burada hemen ifade edeyim ki, terörle mücadelenin öğrenilmesi ve terör haberciliğinde nelere dikkat edilmesi konusunda iletişim fakültelerinde lisans düzeyinde ders verilmemesi de medya profesyonelleri tarafından eleştirilmektedir. Belki de iletişim fakültelerinde terör haberciliği konusunda eğitim verilse, daha bilinçli bir habercilik anlayışı ortaya çıkabilecektir.

Sonuç olarak medya terör eylemleri karşısında zor kararlarla karşı karşıyadır ve bu zorluk karşısında doğru hareket edebilme oranı, terör haberciliği konusundaki bilinç düzeyinin yükseltilebilmesiyle doğru orantılı görünmektedir.


eyuksel@anadolu.edu.tr
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi

NOT: Erkan Yüksel Yüksel'in bu yazısı "TERÖRLE MÜCADELEDE MEDYANIN ROLÜ" başlığıyla Geçtiğimiz yıl Kasım ve Aralık aylarında  DKM'de 8 bölüm halinde yazı dizisi olarak yayınlanmıştır. Yukarıdaki yazı dizinin 2. bölümüdür.

DİĞER YAZILARA ULAŞMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKLERİ KULLANABİLİRSİNİZ...

DKM ARŞİVİ