forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

EN İYİ YATIRIM İNSANA YAPILAN YATIRIMDIR

Aktif .

ETİKETLER:Hasan Özsan
hasanozsanHASAN ÖZSAN

İnegöl ve Dörtyol’dan önce yakın geçmişte meydana gelen benzer olayların kökeninde yatan nedenler hep görmezden gelinmişti.Biliyorsunuz, basın-yayın, aydınlar, toplum bilimciler İnegöl, Dörtyol olaylarını değerlendirirken  “bu olaylar kışkırtıcıların işi” diyen siyasilerin sözlerine kulak asmadılar. Tam tersine, toplumun kışkırtılmaya uygun bir hâlde olduğunun altını çizdiler.


Bu vahim hale gelmemizde öncelikle siyasilerin popülist söylemleri ve basın yayının sorumsuzca hamaset tutumunun rolü inkar edilemez. İyi de özeleştiri yapan yok... Oysa bu son iki olayın artık aklımızı başımıza almamıza yetmesi gerekir.

BDP, Türkiye’nin büyük bir bölümünü yok sayarak ülke sorunlarının sadece Güneydoğu’dan ibaretmiş gibi bir çaba içinde. PKK’yı bir yandan terörist olarak değil gerilla – özgürlük savaşçıları olarak görmekte diğer yandan askerle çatışmalarını kardeş kavgası olarak nitelemekteler. Kardeş kavgası halkın devlet otoritesine rağmen birbirleriyle olan kanlı çatışmalarında olur. Yani –Allah korusun- bir iç savaşta....  (Korkulan da budur.)

BDP temsil ettiğine inandığı siyası tabanda tek parti. Nedense bunun karşısında başka bir parti yok. Yani o siyasi taban içinde kendi siyasi anlayışının bir muhalefeti yok. Bu yüzden kendi başına buyruk siyaset yapma peşinde... Diğer siyasi partiler ise BDP’nin aksine ülkenin sadece bir bölümü üzerinden değil, tamamı üzerinden siyaset yapma gayreti içindeler... İyi de muhalefet partileri ile iktidar partisi ülkenin genel sorunlarından çok Güneydoğu’da olup bitenler için ölçüyü kaçıracak kadar birbirlerine yüklenmekteler. Bunda ülkenin bir seçim (referandum) havası içinde olmasının payı var elbette. Lakin, bir yandan birlik ve beraberlik mesajları verirken diğer yandan birbirlerine karşı öfke içinde saygıyı ve sevgiyi zorlayan saldırgan bir anlaşılır gibi değil.   

Evet, ne yazık İnegöl, Dörtyol olayları hemen akla 6-7 Eylül olaylarını, Maraş, Çorum, Sivas katliamlarını getiriyor. Bu olaylar geçmişimizin utanç hanesinde yerlerini korumaktayken ufak-tefek deyip geçiştirdiğimiz olaylar sıklaşmaya ve vahimleşmeye başladı. Tek tesellimiz bu olayların şimdilik ülke geneline sıçramamış ve kısa zamanda bitirilmiş olmasında...
Ama nereye kadar?
Onca ekonomik krizin, siyasi çalkantının, işsizliğin, yoksulluğun içinden geçmemize rağmen neden süreğen bir toplumsal kargaşa içine düşmediğimiz uluslararası araştırma kurumlarının da ilgisini çekmiş; sonuç toplumuzdaki aile bağının güçlü olmasına bağlanmıştı.

Elbette toplumsal bir kaosun, kargaşanın eline düşmememizin en önemli etkeni toplum olarak güçlü bir aile bağına sahip olmamızda yatıyor. Evet,  bunun yanı sıra düne kadar din adamlarına, öğretmene, hakime, polise,  askere duyulan güven, çocuklarımızın okuyup adam olmaları için gösterilen istek ve çaba toplumsal özgüvenimizi ayakta tutuyordu. Çocuklarımızın önünde model kimlikler vardı, okusunlar onlar gibi vatana, millete hayırlı evlatlar olsunlardı. Toplumsal değerlerimizin geçerliliğini korumasında önemli rolü olan ve sağduyuyu besleyen kurum ve kuruluşlar, bazı saygın mesleki kimlikler önemini korumaktaydı... Ne var ki tüm toplumsal bozukluklarımızın, yozlaşmaların miladı olan 12 eylül 1980 sonrası bize bir haller oldu. Aile içi şiddet, tecavüz olayları, kapkaç, bir hiç uğruna işlenen cinayetler, kuralsızlık, yasa tanımazlık alıp başını gitti... Hatırlayın, o günlerde gazeteler, “Toplumsal cinnet geçiriyoruz” diye manşet atıyordu, TV kanallarında sabahlara kadar süren tartışmalar yapılıyordu; “Ne oluyor bize böyle” diye uzmanlar konuşturuluyordu...  Sonra bu hallerimize alıştık mı ne, bu konu üzerinde durulmaz oldu.

Gençlerimizin önünde model kimlikler vardı dedim. Peki ne oldu onlara?
İlkin öğretmen ekonomik sıkıntılar yüzünden ek olarak taksi şoförlüğü yapmaya , pazarlarda tezgah açmaya başlayınca prestij kaybetti. !2 Eylül sırasında ve sonrasında ayyuka çıkan işkence ve dayak olayları, haksız gözaltılar, tutuklamalar yüzünden kolluk kuvvetlerine olan güveni sarstı... YÖK’ün yüzünden üniversite görevlileri gözden düştü,  işsiz üniversite mezunları içinde işsiz sayısı artınca bir-iki üniversite dışında üniversitelerde okumak pek cazip gelmez oldu... Son dönemde yargının siyasi yapılanma içinde kendini koruyamaması yüzünden yargıçlara olan güven sarsıldı, darbe  ve muhtıra tartışmaları, üst düzey subaylar hakkında peş peşe açılan davalar ve iddialar yüzünden askere olan inanç ve güven zedelendi... Bu arada fırsatçı ekonominin piyasayı ele geçirmesi yüzünden esnafa ve işadamlarına olan güvenin ne halde olduğunu yazmaya gerek yok. Basın-yayının öteden beri patronların çıkarları için bir araç olarak kullanılması  ve bu amaçla siyasete baskı yapılması, siyasete yön verme çabaları yüzünden medyaya;  karıştıkları onca yolsuzluk, hortumculuk, ani zenginleşmeler, bir türlü huzur ve refahı sağlanamaması yüzünden siyasilere olan güven zaten hiç olmadı... Cemaat ve tarikatların siyasete ve ticarete bulaşmaları, bürokratik yapı içine sızmaları, birbirleriyle olan inanç tarzlarının ayrışması ve düzeni değiştirmek için siyasi fırsat kollama içinde olmaları yüzünden din adamlarına olan güvensizlik diğerlerinden hiç farklı değil...  Yeni mezun mühendislerin, durumu ortada... Fırsat eşitliği yok, gelir dağılımındaki denge bir türlü sağlanamıyor... Diğer yandan yaşam kalitesi giderek düştüğü için şehirler lümpenler tarafından kuşatılmış vaziyette...

Ha, böylesine olumsuz bir ortamının nasıl oluştuğunu bir komplo teorisi içinde düşünmeye gerek yok. Bazı güçlerin toplumda güven bunalımı yaratmak için devletin kurum ve kuruluşlarına olan güvenin sarsılması, bazı saygın ve model mesleki kimliklerin yıpratılması için hayli zamandır çaba içinde olduklarını zaten biliyorduk. Amaç toplumu karamsarlığa ve kötümserliğe kapılmalarını sağlayarak çökertmek... Bu gerçeği bile bile değer adına, saygı adına, sevgi adına, kimlik adına elimizde ne varsa yozlaşmasına, yıpranmasına seyirci kalıyoruz...
Baksanıza herkes öfkeli...
Aydınlar öfkeli, siyasetçiler öfkeli, İşadamları öfkeli, işçiler öfkeli, esnaf öfkeli, öğrenciler öfkeli...
Sokaktaki insanımız burnundan soluyor.
Kimse sakin değil...
Herkes sorunlarını bağıra, çağıra dile getirmeye çalışıyor... “Nerede millet, nerede devlet” diye soruyor...  
Böyle bir ortamda herkes saldıracak yer arıyor.

Ha, ülkede olup bitenler için kaygılanan, devlete sorun çıkarmamış, tüm kurallara ve yasalara saygılı, çoluk çocuğunun geleceği için çırpınan, yaşam kalitesini ayakta tutmaya çalışan, ülke adına bir şeyler yapmak için fırsat kollayan insanlarımız yok mu? Elbette var; var ama onlar da böyle bir güvensiz ortamda kendilerini siyasal ve toplumsal olarak yalnız ve çaresiz hissetmekteler...

Gidiş iyi değil gibi...
Bunu herkes görüyor, herkes farkında....
Eyvallah da neye yarıyor?
Farkındayım,  yazım ironik, karamsar bir yazı oldu.
Çözüm mü?
Benim bildiğim tek şey, “en iyi yatırım insana yapılan yatırımdır.”

DKM ARŞİVİ