forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

NE OLURSA OLSUN AĞZINIZIN TADINI BOZMAYIN!

Aktif .

hasan_ozsan_280HASAN ÖZSAN

Hallac-ı Mansur yaygın olarak sanıldığı gibi “Enel-Hakk!..” dediği için değil, düşüncelerini her gittiği yerde anlattığı için , elden ele dolaşan yazıları yüzünden katledilmiştir. O, günümüzde yaşasaydı bir gazeteci olur muydu bilmem ama kitapları kuşkusuz “best seller” olurdu. Ve hakkında açılan yığınla dava olurdu.  

 

Hallac-ı Mansur’un yaşadığı dönemde iktidar sahipleri ve bir avuç egemen kesim zevk-ü sefa içinde yaşarken halk vergilerden, haraçlardan, baskılardan, haksızlıklardan, adaletsizlikten, hukuksuzluktan ve haliyle yoksulluktan kırılıyordu. Halk sıkıntısını, çilesini anlatacak, sesini duyuracak yollar arıyordu. Haliyle düzene karşı olan bazı gizli örgütler faaliyete geçmişti. O örgütlerden biri de Karmatilerdi. Kabaca görüşleri şöyleydi. Kaynakların ve gücün belirli ellerde toplanması dine aykırıdır. Asıl olan mülkiyetin ortaklığıdır. Zenginlerin varlıkları ellerinden alınıp halka dağıtılmalıydı. Bütün inanç, ırk ve sınıfa eşit uzaklıkta durulmalıydı...

Örgütlenme biçimlerindeki özel olarak geliştirilmiş şifreli haberleşme sistemin ve gizliliğin Masonlara örnek olduğu; önerdikleri ekonomik ve siyasi görüşün sosyalizme ve komünizme ilham verdiği söylenir.

Hallac-ı Mansur’un halk üzerindeki etkisinden korkan dini ve siyasi yöneticiler düşüncelerinin benzeş olması yüzünden onun da bir Karmati üyesi olduğunu öne sürerek kırbaçladılar, halka ibret olsun diye teşhir ettiler, yıllarca hapislerde yatırdılar. Görüş ve düşüncelerinde inat edince onca baskıya ve zulme rağmen iktidardan ve egemenlerden yana olmayacağı, görüş ve düşüncelerini inatla savunmaya devam edeceği anlaşılınca Şeriat’a uygun biçimde kolları bacakları ve kafası kesildi. Kesik başı ibret olsun diye teşhir edildi…

Elbette tarihte böyle bir hâl ne ilk defa Hallac-ı Mansur’un başına gelmiştir; ne de bu son olmuştur…

Matbaanın icadından sonra halk öyle hemen kitaba, deftere kavuşmadı…

Kitapların halk tarafından okunması, yazılıp basılması elitler tarafından tehlikeli görüldü. Hayli zaman halk okumadan, yazıdan, çizimden uzak tutuldu.

Ancak bu önlenemedi. Kitap giderek yaygınlaşmaya, eş zamanlı olarak halkın da gözü açılmaya başladı.

Böyle bir gelişme iktidarların hoşuna gitmedi, gözlerini korkuttu. Kendilerince sakıncalı görülen kitaplar imha edilmeye, basımdan önce sansür uygulanmaya başlandı.

Biliyorsunuz Hitler’in ilk icraatlarından biri kendince zararlı olan kitapları ve sair yayınları ibret-i alem için meydanlarda topluca yakmasıdır. Tarih boyunca otoriter rejim erklerin ve işgalcilerin nice ünlü ve değerli kütüphaneleri yakıp yıktıklarını biliyoruz. (Örnek Bağdat, İskenderiye, Berlin Kütüphaneleri…)

Osmanlı döneminde de şeyhülislamların fetvası üzerine vakfedilen kitapların imha edildiğini görüyoruz.

Biliyorsunuz yakın tarihimizde 12 eylülde toplatılan, imha edilen, korku yüzünden evlerde yakılan, toprağa gömülen yasak (!) kitaplar belki de geniş zamanların en büyük kitap katliamı olmuştur.

İyi de; onca gözaltına alınan, işkencelerden geçirilen, sürülen, süründürülen, mapus damlarında çürütülen, suikastlere kurban giden yazar, çizer örnekleri varken insanlar hâlâ ne diye yazıp çizmeye devam eder anlamıyorum. İlle de yazacağım diyorsan otur yemek kitabı yaz be kardeşim..

En risksiz olanı bu.

Bu yüzden roman, moman, anı, manı, ya da düşüncelerimi anlatacağım bir kitap yerine bir yemek kitabı yazmaya karar verdim.

Kitabın ismini hayatta “İmam bayıldı” ya da “ Patlıcan oturtma” falan koymam, neme lazım… En iyisi “Ne olursa olsun ağzınızın tadını bozmayın” ismini koymak…

Yok yere başımı ağrıtmamın alemi var mı?

DKM ARŞİVİ