forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

'EY AVRUPA, SENİN İÇİN ÖLDÜLER!.." (*)

Aktif .

hasan ozsan_280

HASAN ÖZSAN

Doğrusu yoğun bir şekilde tartışmalarla gündeme gelen sonra da gündemden düşüveren  “Sultan Abdülmecid ve Dönemi” sempozyum ve sergide neler oldu, neler konuşuldu, sonucunda nasıl bir sonuca bağlandı haberim yok.

 

TBMM Başkanı Cemil Çiçek sempozyumla ilgili olarak, “"…Tanzimat Fermanı’nın etkilerinin hala devam ettiğini söylemek yanlış olmaz. Bugün sahip olduğumuz pek çok imkânın o dönemin icatlarında görmek mümkün olacaktır. Abdülmecit ve dönemin devlet adamları pek çok alanda öncülüğü ele almışlardır.” demiş…

Sempozyumu düzenleyenlerin onca padişahın içinden Abdülmecid’i seçmelerinin nedeni ne ola ki?.

Avrupa’ya mı bir mesaj vardı, yoksa kendimize mi?

Bakalım:

Napolyon, Avrupa başta olmak üzere dünyayı egemenliği altına almaya kalkışınca İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya apar topar “Viyana Kongresi”ni düzenler(1814) Kongreden, “European  Concert (Avrupa Korosu)” adını verdikleri bir birlik ortaya çıkar. İşin garibi daha sonra bu birliğe Fransa da dahil olacaktır; ama, o kadar istemesine rağmen Osmanlı yok sayılacaktır. Çünkü Osmanlı üzerinde Fransa’nın, İngiltere’nin ve Rusya’nın malum emelleri vardır.

Mesela Fransa ve Rusya Osmanlı topraklarını nasıl bölüşeceklerini 1800’den beri görüşmektedir. İngiltere’nin ise Ortadoğuda’ki egemenliğini kimseye kaptırmak gibi bir niyeti yoktur.

Kısacası, Avrupa ülkeleri içinde Balkanların ve Ortadoğu’nun  egemenliğine doğru giden yolda önemli bir köprü olan Osmanlı topraklarında gözü olmayan yok gibiydi…

Abdülmecid, Avrupa Birliği’ne girerse toprak bütünlüğünü garanti altına alacağını sanıyordu. Ama ne yaparsınız ki Avrupa’nın buna hiç niyeti yoktu. Osmanlıyı parçalamak için her yolu denemeye koyulmuşlardı.

1814’de Rusya’nın desteğinde bir grup Yunanlı tarafından Yunan Bağımsızlık Savaşı için Odesa (Hocabey)’da Filiki Etarya (Φιλική Εταιρεία) adında bir terör örgütü faaliyete geçirilir. (Örgütün merkezi daha sonra 1818’de İstanbul’a taşınır…) Yunanistan’ın bağımsızlığı için yola çıkan bu örgüt "Megali İdea (Büyük Yunanistan) ideali için mücadele etmeye başlamıştı. Mora ve Girit başta olmak üzere pek çok kanlı isyan ve katliamlarda etkili olmuş, binlerce Müslüman ve Türk kanı akıtılmasına sebep olmuşlardı.

Rusya, İngiltere, Fransa  Osmanlıya karşı bu örgütü ve azınlıkları kullanmak için birbirleriyle yarışa girdiler. Osmanlı yönetiminden Azınlıklara ve Hristiyan Tebaya geniş haklar ve ayrıcalıklar için baskı uyguladılar…  Ve sonuç da aldılar.

Sonuçta Avrupa Birliği üyesi olabilmek için uyum yasaları çerçevesinde Tanzimat Fermanı böylece ortaya çıktı... 1850 yılında Abdülmecid Tanzimat Fermanı anısına bastırdığı madalyona Fransızca olarak şunları yazdırmıştır: “Osmanlı İmparatorluğunun yenileşmesi”

İngiltere Balta Limanı anlaşması çerçevesinde elde ettiği gümrük egemenliği sayesinde Osmanlı mallarını ucuza götürmeye devam ediyordu… Rusya ve Fransa Osmanlı pastasından nasıl pay alacaklarının hesapları peşindeydi.

İngiltere ve Fransa sözde dost ve müttefik olarak Osmanlı çıkarlarını korunur görünürken, Rusya aleni düşman pozisyonundaydı.

Abdülmecid ise dediğim gibi toprak bütünlüğünü sağlayabilmek için Avrupa’ya yaranma telaşı içindeydi. Örneğin Rusların Sinop baskınında  (1853) binlerce şehit olan  Osmanlı askerinin anısına bastırdığı madalyona “Avrupa, senin için öldüler- Sinop 1853” diye yazdırarak bütün Avrupa Birliği üyeleri ile birlikte İngiliz ve Fransız yöneticilerine yollamıştır. 

Aynı Abdülmecid, bir avuç Osmanlı ordusu şanlı Silistre direnişinde güçlü Rus ordusunu bozguna uğratınca bu defa “Senin için yendik Avrupa -Silistre-1854”  yazılı madalyon hazırlatır ve dağıtır…Yetmez bunlar; Saint George hristiyan tarikatının üyesi bile olur. Kendisine diz bağı takılırken, “siz bundan sonra İsa yolunda çalışacak, bu uğurda her fedakarlığı göze alacak bir şövalyesiniz” denilmiştir. Biliyorsunuz Abdülmecid aynı zamanda halifeydi…

Şunu da eklemeden geçemeyeceğim. Abdülmecid’den sonra padişah olan Abdülaziz yabancılara, vatandaşı olduğu kendi ülkelerinin yasaları uygulanması koşulunu kabul ederek toprak satışını kabul etmiştir. (İşte Filistin topraklarından bir İsrail böyle doğmuştur. İzmir ve yöresindeki topraklar yabancılar tarafından kapışılır. İşte “Gavur İzmir” terimi bu yüzden ortaya çıkmıştır) Bu kanunun çıkmasından hemen sonra ziyarete gittiği bütün Avrupa ülkelerinde alkışlarla karşılanmış, kendisi için ziyafetler verilmiş, operalar, konserler düzenlenmiştir.

Bir çok kişi gibi benim de bu tarihi geçmişten anladığım şudur:

Abdülmecid ve sonrası dönemde olup bitenler (Gümrük Birliği, Avrupa Birliğine katılmak için gösterdiğimiz çabalar, bu uğurda verdiğimiz ödünler, PKK’nın varlığı, PKK’nın arkasındaki güçler, emperyalist ülkelerin bize dost ve müttefik görünürken diğer yandan altımızı oyma çabaları, Güneydoğu’da özerklik talepleri, Ortadoğu’da bizi Truva atı gibi kullanma hevesleri, azınlıklara ve etnik gruplara ayrıcalık ve özel haklar dayatmaları, yabancılara toprak satışı, özelleştirmede yabancı sermaye oyunları, Avrupa’ya ziyarete giden üst düzey siyasetçilerimizi alkışlarla karşılamaları, konserler düzenlemeleri, madalyon takmaları vs vs…) günümüz Türkiye’sinde olup bitenlerle şaşılacak bir benzerlik gösterdiğini, aynı olayların yeniden sahnede olduğunu söylemek paranoya olmasa gerek  Sosyolojinin babası İbn-i Haldun “bir dönemi yaşarken neler olup bittiğini anlayamazsınız, onu sonraki nesiller görür”  der…

Ha, bu arada bu sempozyum nedeniyle Abdülmecid’in modernite çabaları üzerinden Atatürk’ün modern Türkiye için yaptıklarını gözden düşürmeye kalkışanlara gelince… Evet, modernleşme macerasında Abdülmecid’in gayretleri olmamış değil; lakin, tam bağımsızlık anlayışı bir yana bırakılarak, batıya ödün üzerine ödün verilerek, batıya yaranmaya çalışılarak bir modernite sağlamaya çalıştığı ortada… Oysa Atatürk batıya rağmen “tam bağımsızlık” ilkesinden ödün vermeden modern Türkiye’nin temellerini atmıştır… Aradaki farkın anlamı yok mu sizce?...

(*) Türkiye’nin siyasi intiharı yeni-Osmanlı Tuzağı Cengiz ÖZAKINCI

DKM ARŞİVİ