Yazdır

EY DEMOKRASİ GELDİNSE ÜÇ DEFA VUR!

Aktif .

HASAN ÖZSAN

Bir 28 Şubat yıldönümünü daha geride bıraktık. Bu olay, bütün televizyon kanallarında, gazetelerde fiilen yapılmış olan darbelerin üzerine gidilmediği kadar konuşuldu, irdelendi, tartışıldı...

 

Rahmetli Erbakan’ın mağduriyeti üzerinden “milli irade”ye müdahale olarak ortak yargıya varıldı…

İyi de hatırlayın hele; bırakın 28 Şubat Kararlarının açıklandığı günü… Sonrasında bile kimsenin gıkı çıkmamıştı.

O günlerde Milli Güvenlik Kurulu’nda alınmış olan söz konusu kararların neme şey olduğu bile doğru dürüst konuşulmadı ki demokrasiye müdahale olduğu tartışılsın. Sadece “İrtica faaliyetlerine karşı alınması gereken önlemler” denilip geçilmişti.

Hatta M.G. K’nun rejime sahip çıktığı bile söylenmişti.

Üstelik dönemin başbakanı Erbakan . (kendisi her ne kadar sadece bir ön yazıyı imzalamış olduğunu öne sürmüş olsa da ) kararların altına imzasını atmıştı. Başbakanlıktan istifa ettiğinde ise gerekçesinde 28 Şubat kararlarıyla ilgili herhangi bir kayıt da yoktu.

Karşı çıkanlar oldu, olmadı değil elbette; ama, kararları demokrasiye müdahale olarak gördüklerinden değil, irtica sözünden alındıkları için...

Bırakın bunları, yaygın olarak 28 Şubat kararları sayesinde olası bir darbenin önüne geçildiğine bile inanılıyordu.


Yalan mı?

Ha bakın şu oldu; sadece “andıç” diye anılan uygulama, adları geçen bir-iki gazetecinin kızgınlık ve kırgınlıklarından dolayı gündeme gelmişti o kadar…

Jeton sonradan mı düştü ne;  olayın üzerinden onca yıl geçtikten sonra ancak bu yıl olmayacak kadar harareti arttırıldı, köpürtüldü, konjonktüre uygun olarak 28 şubat Kararları “milli irade”ye karşı yapılmış bir müdahale olarak taçlandırıldı(!).

Allahaşkına nedir bu “milli irade?..”

Dinci-muhafazakar siyasetçi ve gazetecilerin kendilerini tarif etmesinden başka ne anlamı var?
Gerçekten yaman merak etmekteyim…

1960 ihtilalini bu halk alkışlamadı mı?
Askerleri omuzlara almadı mı?

Hazineye yardım diye parmağındaki alyansı bile “Milli Birlik Komitesi” emrine teslim etmedi mi? Mesaisinin ve emeğinin bir bölümünü bu uğurda harcamadı mı?

12 Eylül günlerinde aylarca  Kenan Evren’i alkışlamak için meydanları doldurmadı mı?

Binlerce insan işkencelerden geçirilirken, hapishanelerde çürütülürken, onlarca genç idam edilirken, hukuk ayaklar altına alınırken, “milli irade” yi temsil eden siyasi kurum ve kuruluşların kapısına kilit vurulmasına bırakın ses çıkarmasını, “bıktık onlardan, hep aynı isimler” diyerek cuntacıların karar ve eylemlerine alkış tutmadı mı?...

Cuntanın hazırladığı anayasaya yüzde doksanın üzerinde oy vermedi mi?

Cunta hükümetinde aşkla şevkle görev yapmış olanları, sonrasında milletvekili seçmedi mi?

Cuntaya hizmet edenlerin içinden sonradan gazeteci olanı çıkmadı mı?

(Bunlar şimdi fena halde darbe karşıtı oldular iyi mi?)

Bu “milli irade” 12 eylüle hizmet etmiş olanlara bile oy verirken, 28 Şubatın mağduru rahmetli Erbakan’ın partisine neden yüz vermedi peki?...

1960 Milli Birlik Komitesini, 12 Eylül cuntacılarını bu milli irade mi alaşağı etti?

Bu milli irade mi 28 Şubatçıların karşısına dikildi?

Neden milli irade her defasında darbecilerin arkasında durdu?

Neden basın-yayın bu darbecileri alkışladı, göklere çıkardı; üniversiteler fahri doktora cüppeleri giydirdi, iş dünyası neden onur ve şükran plaketleri verdi?..  Neden meydanlara, bulvarlara, okullara cunta liderinin ismi verildi? Neden hâlâ bu ismi taşıyan bulvarlar, okullar var?

Hadi;  diyelim darbecileri, uyarıcıları, muhtıracıları; onlara destek veren, çanak tutan bürokratları, gazetecileri yargıladınız?

Peki bunlara alkış tutan, kucak açan bu “milli irade”ye ne yapacaksınız?

Demokrasiyle bağdaşmayan, gerek hukuka çalım atarak, gerekse demokratik olmayan, keyfi tasarruflarla, “darbe, muhtıra, uyarı” zemini hazırlayan, kirli bir siyasi ortam yaratmış olan siyasileri ne yapacaksınız? “Onlara verilecek ceza varsa bu milli irade verir, onları sandığa gömer” gibi ucuz bir polemiği servis edip kenara mı çekileceksiniz?...

Siyasiler, basın-yayın, sivil toplum kuruluşları neden; hem kendi, hem “milli irade”nin aymazlıklarını, kabahatlerini, suçlarını işin içine katarak bir bütün olarak tartışmaz da kemiksiz olarak sadece darbecilere sövüp sayar?


Bu nasıl siyaset, bu nasıl basın-yayın, bu nasıl sivil toplum anlayışıdır?

Böyle bir anlayışla basın-yayın mı düzelecek, siyasiler mi evrensel ahlak zeminini oluşturacak? Böyle mi adam gibi bir demokrasi geleneği edinmiş olacağız?..

Baksanıza bir kısım basın-yayın ve siyaset erbabı darbe karşıtı muhabbetinden bile nemalanmaya çalışıyor.
Yalan mı?

Of of of!...
Ey demokrasi ülkemin kapısına kadar geldiysen üç defa vur!....

hasanozsan@gmail.com