forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

LAİKLİK VE SİYASAL İSLAM ÇEKİŞMESİ

Aktif .

HASAN ÖZSAN

Siyasal İslam AK Parti ile gücü elde edince düne kadar laikliğin ateşli savunucusu olan basın-yayının sesi kesildi.

Eskisi gibi -gerici-yobaz-üfürükçü,  Hac’da Atatürk’ü ve Cumhuriyeti aşağılayan softalar, heykellere yapılan “çirkin” saldırılar, çok eşlilik, muta nikahı, kadını dövme, Rabıta, Humeyni rejimi, recm olayları gibi köpürten haberler artık yazılmaz, konuşulmaz oldu. Şimdi İslamcı basın-yayının sesi daha çok çıkmaya başladı.

Laikçi basın-yayın; siyasal sistem sanki doğal, basit  bir süreç içindeymiş gibi gelişmeleri görmezden gelerek gelir-geçer gündem konularına kaçmaya başladı. Daha önce Sivas’ta insanların yakılması olayını gerici kalkışma olarak niteleyen basın-yayın şimdi bunun bir provokasyon olduğunu söyler oldu. Laiklik ve siyasal İslam üzerine yazıp çizmek içlerinden gelmiyor artık!

Oysa Osmanlı döneminden bu yana siyasi hayatımızda bu iki oluşum birbirleri için sorun olagelmiştir.

Hatırlayalım:
Batı ülkeleri, Fransız devriminin etkisiyle teker teker ulus-devlet oluşturarak feodalizme son vermişti. Bu arada Kilise pragmatik bir çıkışla burjuva sınıfı ile ittifak kurarak seküler bir zemin içinde gücünü artırdı. (İslam ise tam tersine kendi coğrafyası içinde feodal yapı içine sıkışıp kalmıştı)

Fransız Devrimi Osmanlı tebaası üzerinde de  etkisini göstermişti. Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Romenler, Hırvatlar başta olmak üzere 60 dan fazla ahali Osmanlı’dan koparak  birer ulusal devlet oldular.

II.Abdülhamid, geriye kalan Osmanlı tebaasını ulusçuluk akımına karşı elinde tutabilmek için halifeliğine ve haliyle İslam’a sarıldı; bu uğurda İttihad-ı İslâm (İslâm Birliği) projesini uygulamak için büyük çaba harcadı… Ancak bu çaba İngilizlerin İslam ülkeleri üzerindeki çıkarlarına ters düştüğü için Araplar Abdülhamid’e karşı kışkırtıldı. İslam Birliği siyasetine, "Halife Kureyş'ten, Araplardan olmalıdır." "Hilafet Abbasilerle sona ermiştir, ondan sonrası sahtedir." teziyle karşı çıkıldı.

İngilizler içerde de aynı oyunları tezgahlıyordu.

Örneğin, Derviş Vahdeti’nin yayımladığı aslında İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin yayın organı olan Volkan Gazetesi İngilizler tarafından finanse ve himaye ediliyordu. Sonunda İngilizlerin ayak oyunları etkisini gösterdi; “İslam birliğini” kurmayı amaçlayan Abdülhamid  ne gariptır “din elden gidiyor” kışkırtmasıyla 31 Mart vakası sonucu tahttan indirildi…

(İngilizler, yerli ajanları kullanarak Müslümanları birbirine düşürmekte çok becerikliydiler. Öteden beri din üzerindeki hassasiyetleri saptırarak Müslümanları birbirine kırdırmıştır. İşin acı yanı İslam coğrafyası bu oyunlara hep gelmiştir ve hâlâ gelmektedir…)

Osmanlıda, Tanzimatla birlikte batı tipi siyasi yapılanma başlayınca İslamcıların devlet içinde süre gelen güçleri sarsıldı. Diğer yandan Osmanlının parçalanmasına tepki olarak ulusçuluk fikri aydınlar ve subaylar arasında yaygınlaşmıştı. Sonucunda Osmanlı Hanedanı son buldu ve ortaya Türkiye Cumhuriyeti çıktı.

Cumhuriyeti kuranlar, modern devlet projesi kapsamında ümmetçiliği terk ederek yerine milleti oluşturmak için ulus-devlet sistemini resmileştirdiler. İslamcılar bu kez (saltanatın ve hilafetin kaldırılarak laiklik ilkesinin benimsenmesiyle) tümüyle siyasi alanın dışına çıkarılmış oluyorlardı.

Ancak asırlardır ümmet kimliği içinde yaşamış olan ahalide ulus kimlik bilinci oluşturmak kolay değildi. Şehirlerde pek sorun çıkmamıştı; buna karşılık nüfusun çoğunluğunu oluşturan köylülerin, imam ile muallim ikilemi arasında köy imamının safından ayrılmaya niyetleri yoktu. Diğer yandan din politikası yüzünden yeraltına inen dini faaliyetlerin önü bir türlü alınamıyordu.

CHP, bu gelişmeler üzerine 1945’te  ‘dinde reform’ projesi oluşturarak, laiklik konusunda ödün vermeye mecbur kaldı. 1947’deki 7.Kurultayında laiklik ilkesinin yumuşatılması gerektiği görüşü ağır basınca din konusunda ılımlı bir siyaset izleme kararına varıldı.

Bu yumuşama sonucu Milli Muhalefet Partisi, Milli Kalkınma Partisi,  Arıtma Koruma Partisi, İslam Demokrat Partisi, İslam Koruma Partisi; Toprak, Emlak ve Serbest Teşebbüs Partisi;  Millet Partisi gibi din ağırlıklı muhafazakar partiler ortaya çıktı.

CHP’den ayrılan gelenekçi-muhafazakar grup DP’yi kurmuştu. Laik olmalarına laiktiler ama siyaset gereği İslamcıları bünyelerine katmışlardı. Sonucunda MP’nin popülerliğine rağmen 1950 seçimlerini kazanarak iktidar oldular. Ezanın yeniden Arapça okunması kararı, radyolarda dini yayınların başlatılması, Başbakanın Said’i Nursi’nin elini öpmesi;  milletvekillerine, “siz isterseniz hilafeti bile getirsiniz” demesi İslamcıların DP’ye iyice bağlanmalarına yetti. .

Ne var ki, DP  siyasetin İslamcılığa doğru kaymasının toplum içinde bölünmelere yol açmaması, ülkeyi kaosa sürükleyecek çatışma ortamının oluşmaması için laiklik kaygısı içinde İslamcı kesime nerede durmaları gerektiğine dair bazı kıstaslar koyma gereği de duymuştur. Örneğin, 1951’de “Atatürk’ü Koruma Kanunu” çıkarıldı, 1952’de “İslam Demokrat Partisi” kapatıldı, 1953’te “Vicdan Hürriyetini Koruma Kanunu” yürürlüğe kondu…

1958’de ekonomik kriz ağırlaşınca muhalefet baskısını iyice artırmıştı.

DP hemen karşı saldırıya geçmiş, CHP’nin dinsiz bir parti olduğu, tek parti döneminde din karşıtı bir siyaset uyguladığı, bu yüzden İslamcılara eziyet edildiği, cenazeleri kaldıracak imam bile bırakmadıklarını, camilerin ahır yapıldığı gibi hâlâ aynı çevre tarafından kullanılan argümanlarla CHP’ye yüklendiler.

Menderes’in krizden çıkmak için ABD’den ekonomik desteğin sürmesi beklentisi boşa çıkmıştı. Meclisin baypas yapılarak Kore’ye asker gönderilmesi, Nato’nun isteği üzerine “Özel Harp Dairesi” kurulması, “51 Tevkifatı” ile komünistlerin topluca tutuklanması, TCK 141 ve 142 Maddelerinin ağırlaştırılması, grev ve toplu görüşme haklarına karşı durulması, yabancılara petrol arama ve çıkarma izninin verilmesi, “Yabancı Sermayeye Teşvik Yasası”nın çıkarılması gibi çabalara rağmen ABD ve Avrupa Ortadoğu’da güçlü bir ülke istemediği için DP’yi desteksiz  bıraktı. Hem, “oltadaki balığın yeme ihtiyacı yoktu”

Batı tarafından kendi kaderine terk edilen Menderes SSCB’ne yanaşmaya kalkışınca askeri darbe ile alaşağı edildi…

Bakmayın siz şimdiki söylemlere; Menderes için sandığa koşan, onu “İslamın yeniden dirilişini sağlayan” bir nefer olarak gören ve destekleyen, geçtiği ve vardığı yerlerde kurbanlar kesen, iktidarı boyunca peşi sıra sürüklenen, uğruna çocuğunu bile kurban etmeye kalkışan kesim onu asacak olan darbecileri alkışlamış, dramatik ve trajik sonu karşısında sessiz kalmıştır…

-Devam edecek-

hasanozsan@gmail.com

DKM ARŞİVİ