forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MEDYA BELİRLİ BİR KADIN KİMLİĞİ İNŞA EDİYOR MU?: KLİŞELER, ÖNYARGILAR, TABULAR!

Aktif .

ETİKETLER:Naci Bostancı

naci_bostanciProf.Dr. NACİ BOSTANCI

Medyanın kadın kimliği konusundaki tutumunu anlamak için öncelikle onun temsil ve mihmandarlık olarak öne çıkan iki karakteristik tutumuna işaret etmek gerekir.

Medya, literatürde geçtiği gibi, toplumla muktedirler arasındaki iletişimi sağlarken bir yanıyla karşılıklı zikredilen çevreleri temsil eder, onların yerine geçer, diğer yanıyla ise yol gösterir, ne yapılması lazım geldiğini söyler.

Temsilin birebir temsil olmayacağı, medyanın ekonomi politiği, çalışanlarının ideolojileri, yönelimleri, beklentileri, arzuları esasında bir okumaya dayalı temsil olduğu ayrıca bunun tüm toplum değil, hususen özdeşleştiği, çıkarlarını güttüğü, politik bağları dikkate aldığı belli bir çevre olduğu ortadadır. Keza mihmandarlık da var olanı değiştirmek, ona içkin olan “kaderi” okuyarak gidilecek yolu işaret etmek anlamına gelir.


P. Bourdieu gazeteciler için fast thinkers dese de gazetecilerin modern zamanların entelektüelleri olarak bu mihmandarlık işini politikadan gündelik hayata, yeme içmeden giyim kuşama kadar her alanda göstermektedirler. Doğrusu buradaki “etki” konusunun saha araştırmalarıyla ortaya konulmaları hayli zordur. Toplumsal değişimin dinamikleri arasında ne kadarı medyaya ve onun profesyonellerine aittir, şeklinde bir sonuca değilse de bir kanaate varmak, çok özenli çalışmaları gerektirir. Ancak genel bir gözlem olarak, medya yayınları, reklamları, haberleri ile çeşitli kamusal mekânlarda görülen eğilimler arasında kimi paralelliklerden söz edebiliriz. Moda, kimlik, tüketim gibi konulardaki medya yayınları ile teşekkül eden eğilimler arasındaki illiyet bağları bu etki konusundaki çalışmalar için cesaret verici olmalıdır.

Öte yandan “kadın” söz konusu olduğunda bunlara ek olarak hesaba katılması gereken hususlar vardır. Kadının temsili ya da bu alana ilişkin mihmandarlık dediğimizde bunun masum bir nitelikte ortaya çıkmadığını, arkasında politik, ideolojik, normlara ait yüklü bir müktesebat taşıdığını, “başka amaçların aracı olarak” kadın konusunun kimi zaman doğrudan kimi zaman bir dolayım olarak vurgulandığını dikkate almak gerekir.

Kastettiğimiz şudur: kadının toplumsal, politik ve ekonomik konumu ülkelere göre farklılıklar gösterse de, ortak bir karakteristik olarak hemen her yerde konumu erkeğe göre daha geride olmuş, rolleri belirlenmiş, özel ve kamusal hayattaki fail nitelikleri hayli sınırlandırılmıştır.

Aristo, kadını tekemmül etmemiş erkek olarak gördüğü için ona politik hayatta yer vermemişti. Roma hukuku ailede tek ve en yetkili kişi olarak babayı gördü. İslam öncesi dönemde ve nihayet İslamiyet sonrası aşamada kadının yerine ilişkin hararetli tartışmalar yapılsa da doğrudan bu tartışmaların kendisi dahi pratiğin hayli sorunlu şekilde oluştuğuna işaret eder. Mary Yalom, kadının uzun asırlara dayalı bu düşük statülü konumunu çeşitli kültürlerin içinde inceledikten sonra modern zamanlarda gelişmiş ülkelerde dahi nispi iyileşmelere rağmen adeta içselleştirilmiş bir eşitsizliğin bazen ironi, güldürü, humor kılığında, bazen ise doğrudan karşımıza çıktığından söz eder.

Esasen kadının ve erkeğin konumu, rolleri, karşılıklı ilişkileri ancak tarihsel bir okuma ile anlaşılabilir. Avcılık toplayıcılıktan tarıma, küçük ölçekli atölye üretimi ve ticarete kadar çeşitli ekonomik yapılarda erkeğin egemen rolü ve ekonomik gücü kontrol etmesi bu eşitsizliğin en önemli sebebi olarak görülebilir. Nitekim modern zamanlarla birlikte ulus devletlerin ortaya çıkması, eğitimi yaygınlaştırmaları, kadının oy hakkı elde etmesiyle siyasetin nema dağıtma karakteri üzerinde etkin olması, kamusal hayata çıkışı ve yeni roller üstlenmesi bu ilişki biçimini bir ölçüde değiştirmiştir diyebiliriz.

Esasen önümüzdeki süreç kadınların siyasetten mülkiyet ilişkilerine kadar daha denk bir duruma gelecekleri yeni bir dünyaya gebedir. İşte medya kadın ilişkisi bir yanıyla kendini tam da burada, bu kritik süreçte göstermektedir. Erkekle kadının, kadınla tüm hayatın ilişkilerinde yaşanan dönüşüm, taşıdığı ekonomik ve politik önem dolayısıyla ideolojileri ve egemenlik ilişkilerini çağırmakta, bu da medya yayınlarını bu manadaki gerilim, çatışma ve uzlaşmaların zemini yapmaktadır. Dolayısıyla medya üzerinden kadının temsili ya da kadınlara mihmandarlık dediğimizde, tüm bu repertuarı hatırlamak, olup bitenleri böyle bir hatırlama ile birlikte okumak önemlidir.

Türkiye’de kabaca iki toplumsal ve politik çevreye tekabül eden medyadan bahsedebiliriz. Bu kesimleri adlandırmanın zorluğu ve eleştirilere açık yanlarıyla birlikte, bir fikir vermesi amacıyla birincilere, modernist elitistler, ikincilere ise muhafazakâr modernistler diyebiliriz. Bu iki çevre politik olarak daha belirgin bir sınırla ayrılmış gibi gözükse de toplumsal, kültürel olarak aynı belirginliğe sahip olduklarını söylemek kolay değildir. Belki bu iki çevreyi birbirinden farklı alanları da olan ancak belli bir yerde kesişerek ortak alanda buluşan ven şemaları gibi düşünmek mümkündür. Medyanın kadın kimliğini inşası dediğimizde, bunu toplumsal ve politik bakış açılarından bağımsız düşünemediğimiz için bu mecralar üzerinden gitmek durumundayız.

Modernist elitlere yakın duran medya için kadın, giyimi, kuşamı özellikle de tüketimi ile çağdaşlığı temsil etmektedir. Giyim kuşamın görünür niteliği dolayısıyla kadın üzerinden sürdürülen politik kültürel tartışmalarda karşımıza en sık gelen konu olduğu ortadadır.

Öte yandan Türkiye’nin modernleşme tarihinde de giyim kuşam meselesi dikkate değer bir nitelikte öne çıkar.

Modernist elitler politik olarak halkı temsilden daha çok halka mihmandarlık etme bakış açısına ve bu yönde bir politik programa sahip oldukları için, giyim kuşam konusundaki örnekleri de Türkiye’deki kadınların “nasıl giyinmesi, nasıl yaşaması, hayatlarını nasıl düzenlemeleri gerektiği” iddiasına yaslanarak medyada belirginleşmiştir. Bu tutumun bir yanıyla da bu kesimin kendi toplumsal gerçekliği olduğu, ilişkili olduğu kesimlerle adeta doğallaştırdıkları bir hayat tarzını temsil olarak gördükleri muhakkaktır. Bu kadın batılı/şehirli bir hayat tarzının giyinme tarzına uygun bir şekilde karşımıza çıkar. Normatif olarak reşit, kişisel inisiyatifi sahibi, çekirdek aile içinde kendi rolü, konumu, iktidar alanı konusunda “geleneksel/kırsal” hayatın çok büyük ölçüde dışındadır. Reklamlarda, geleneksel iş bölümü çerçevesinde ev işleri yapmakla birlikte aynı zamanda kamusal hayatta da yer alan, çalışan, ekonomik bağımsızlığı bulunan kadındır. Bazen modernist elitist çevre, geleneksel işbölümünü bütünüyle tersine çeviren, radikal feminizme gönderme yapan rol modelleri de ortaya koyar. Bunun örnekleri, haberlerde ya da ağırlıklı olarak reklamlarda ev işlerini erkeğin yaptığı kadının ise işten geldiği anlatılardan verilebilir.

Öte yandan tüketim söz konusu olduğunda yine aynı çevrenin bu defa daha geleneksel temalara gönderme yapan, erkeğin baskın rolünün altını çizen bir anlayışla davrandıklarına şahit oluruz. Çünkü pazar ve tüketim, fantazyalara teslim edilemeyecek kadar ciddi bir iştir, bir karar verici olarak ekonomik inisiyatif sahibi erkeğe seslenmek, bu doğrultuda kimi zamanlar bilinçaltını da devreye sokmak gerekir. Son dönem bir otomobil reklamında olduğu gibi, arabasıyla adeta bir haz ilişkisine giren tüketici erkek, bu eşsiz hali dolayısıyla eve geldiğinde eşinin kıskançlığı ve azarlamasıyla karşılaşır. Keza yine modernist elitist çevre son dönemlerde, özel hayatların kamusallaşması olarak adlandırılan genel eğilim çerçevesinde, kadının özel dünyasını görünür kılan bir tarzı benimsemiş gözükmektedir. Özellikle kadın köşe yazarları konu seçimlerinde kendi hayatları üzerinden kadınların mahrem dikkatlerini, duyarlılıklarını, hayatlarını, beklentilerini, fantazyalarını aktarmaktadırlar. Yakın zamanlara kadar kadın erkek ilişkisi temelinde bilgi ve anlatıların sınırlarını genişlettikleri, üzerine konuşulmayan, hatta zımni bir yasak bulunan konulara el attıklarını söyleyebiliriz. Yasal eş statüsünde sevgilisinden bahsetme, yatak odasına dair bilgiler verme, mahrem hayatını ifşa etme bu manadadır. Bu tutumun arkasında reyting yükseltme arayışından elbette bahsedebiliriz, ancak bunun da nedeni, mahrem hayatlara yönelik o tarihsel derin ilgi, okuyucuların verilen bilgiler üzerinden kendilerini karşılaştırmaları, nihayet kendi gerçek hayatının dışındaki “pırıltılı hayata” yönelik arzuların doyurulması talebi vardır.

Bu sürece paralel olarak yaşanan başka bir gelişme, çok çeşitli kadın programları aracılığı ile özellikle toplumun alt katmanlarındaki geniş kadın nüfusunun kendisini bazen doğrudan temsil etme imkânını yakalamasıdır. Burada programın çekiciliğini sağlamak için kimi mizansen öğeler eklense de kadınlar gündelik hayatlarında yakınlarıyla “dedikodu etme” bağlamındaki bir rahatlıkla televizyon kanallarına çıkmakta ve tam anlamıyla bir iç dökme hali yaşamaktadırlar. Bu tür programların iki politik ve toplumsal kesimde de karşılığı vardır. Ancak, modernist elitist çevre için bu tür programlar heyecan verici bir doğu egzotizmi içinde iç şarkiyatçılık diyebileceğimiz bir yere yaslanmaktadır.

Muhafazakâr modernistler ise o egzotizme gönderme yapmakla birlikte sosyolojik olarak daha iç içe bulundukları bu kesimleri bir ölçüde de temsil ettiklerini de düşünmektedirler. Program sunucularının konuklara yönelik kullandıkları dil analizi ve karşılaştırması üzerinden bu tespitin izi sürülebilir.

Modernist elitistlerin, “çağdaş modern kadın” fikrini imajitatif bir öğe olmaktan, politik mücadelede kullanışlı bir figür olarak değerlendirmekten öte ne ölçüde içselleştirdikleri, hayatlarının hakiki bir ilişki ve anlayış biçimine dönüştürdükleri hususu tartışmalıdır. Esasen “çağdaş kadın”ın tek başına bir tema olarak öne çıkmasından çok çeşitli kurumları, üretim tüketim biçimleri, normları, civitasın teşekkülü ile birlikte yerleşmiş bir modern hayatın içinde anlam bulması gerekir. Türkiye’de ise orta sınıfların henüz teşekkül ediyor oluşu, modernliğin geleneklerinin yokluğu, nüfusun büyük kısmının bir kuşak öncesinin kırsal hayata ve onun normlarına çıkması bu açıdan başlıca zorluklardır. Keza bir kuşak öncesi kırsala çıkmayan, ekonomik, entelektüel ve politik olarak toplumun kremasını oluşturan dar bir zümre için ise “çağdaş kadın” iktidar ilişkilerine dair derin mücadele dolayısıyla daha politik bir anlam taşımaktadır. Bu durum medyadaki kadın anlatılarında da karşımıza çıkar. Haberlerde, dizilerde, filmlerde politik öğe arttıkça adeta karton klişelere düşülmesi gibi, zikredilen çevrenin kadın takdiminde de benzeri klişeler söz konusudur.

Muhafazakâr modernistler ise, kadın konusunda iki farklı eğilimin arasında sıkışmış gözükmektedirler. Bunlardan birincisi, geleneksel kültürün ve İslami değerler esasında kadının yorumu üzerinden öne çıkan kadın figürüdür. Geleneğin yeniden üretildiği bu kadın figürünün bir ayağı bu durumu açıklayan geleneksel normlarda, diğeri ise modern dünya içindedir.

Öte yandan ise yine bu kesim içinde yer almakla birlikte bürokratik, siyasi ya da ekonomik olarak yaşadığı hızlı değişim neticesinde modern dünyaya ait değerlerle daha sıkı bağlar kuran kimi çevreler için ise geleneksel anlatı bilinen, hafızada tutulan ancak pratiğe aktarılmayan, gündelik hayatı biçimlendirmeyen bir yerde bulunmaktadır. Beş vakit namaz yerine cumalara gitmek ya da hiç namaza gitmemekle birlikte sadece oruç tutmak dini pratiklerine benzer şekilde geleneği muhayyel bir dünyada hatırlayan gerçek hayatında ise kılık kıyafetten zevk ve seçimlere kadar daha bağımsız davranan bir kesim mevcuttur. Ancak bu muhayyel dünya ile irtibat ve bazen pratiğe taşınan normlar onları bu toplumsal politik çevre içinde tutmaktadır. Yine bu kesimin içinde yer alan bazı çevreler, İslami kaynakların tarihsel okuması üzerinden geleneksel kadın erkek rollerini tahkim eden, modernleşmenin kadının yerine ilişkin değişiklik şartlarına daha sertleşerek mukabele eden bir anlayışa sahiptirler. Kadının kocaya hizmetini, çocuğa bakmasını kutsalla destekleyen, modernliğin meydan okuyucu hamlelerine karşı bir müdafaa olarak steril mekanlara çekilerek hayatını orda sürdürmeyi tercih eden bu çevrenin azınlık, merkez kaç hüviyette belirdiğini söyleyebiliriz.

Burada hemen şunu da eklemekte fayda vardır: Modern dünyanın önemli bir niteliği olan özeleştiri, bunun içte değil kamusal müzakere ile yapılması eğilimi zikrettiğimiz bu merkezkaç çevreler dâhil hayli yaygındır ve muhafazakâr modernist eğilimin sürekli kendini güncellemesi, gerçekliğiyle yüzleşmesi bakımından önemli bir imkân sunmaktadır.

Yakın zamanlara kadar iktidar ilişkilerinde daha tali bir role sahip, ekonomik olarak lokal etkinliği bulunan, entelektüel kadroları yerel düzeyde bilgi sahibi muhafazakar modernistler, özellikle son otuz yılda Türkiye’nin yaşadığı büyük değişimin faili haline gelmişler, nihayet bu dönüşümden pay almışlardır. Ekonomik elitlerin dünyanın farklı kültürleri, inançları, anlayışları ile karşılaşmaları, politikacıların küresel bir ufka sahip olmaları, entelektüellerin ise geleneğin bilgisini modern dünyanın imkânlarıyla yeniden okumaya tabi tutmaları muhafazakâr modernist eğilimin kadın konusundaki tutumunu da eklektik bir durumdan daha içselleştirilmiş, tutarlı, homojen bir istikamete götürmektedir.

Tüm bu tespitlerin, anlayışların, ilişkilerin karşılığını bu kesimin ilişkili olduğu medya organlarında görmek mümkündür. Yeni nesil kadın köşe yazarları ortaya çıkmakta, dün tabu addedilen konulara el atılmakta, içe ilişkin eleştiriler sütunlarda alenileştirilmekte, nihayet kadın erkek rollerine, iktidar ilişkilerine dair geleneğin ideolojileştirilerek doğallaştırılması eğilimine karşı son derece sert bir mücadele sürdürülmektedirler. Bu kesim tüketimin teşvik edicisi, bu esasta bir arzu nesnesi olarak kadın bedeninin sunumu konusunda çok dikkatlidir. Keza modern kadın imgesi, kılık kıyafet, genel görünüm, zevk, estetik açılarından diğer kesimle kimi farklara sahip olsalar da kadının kendine güveni, tek başına reşit bir varlık olarak kamusal hayatın içinde bulunması, karar verici özne olarak takdimi konusunda daha iddialı bir çaba içindedirler.

Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürlüklerin tekemmülü, kamusal müzakerenin genişlemesi iktidar asabiyelerinin içe kapanmasına mani olacak, özeleştiriye güç verecek özelliklere sahiptir. Bu gelişmeler aleni ve mahrem yanlarıyla kadın konusunda sergilenen tutarsız, savruk, gizemlileştirilmiş konumlandırmaların üstünü açacak, her iki kesimi de rasyonel, nesnel bir modern kadın anlayışına doğru götürecektir. Medyanın da bu süreçte eleştirilerle birlikte önemli bir rol oynaması beklenmesi gereken bir durumdur.

*Bu makale Medialog Platformu tarafından 5-6 Mart 2011 tarihinde Bolu'da düzenlenen Medyada Kadın Algısı: İstihdam ve İstismar başlıklı çalıştayın 2. Oturumunda sunulan tebliğ metnidir. Tebliğin Dördüncü Kuvvet Medya'da yayınlanmasına izin veren sayın Naci Bostancı'ya teşekkür ederiz.

DKM ARŞİVİ

Loading