forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BASIN HÜRRİYETİ'NE YÖNELİK YARGI TEMELLİ TEHDİTLER...

Aktif .

sansurYard. Doç. Dr. ADNAN KÜÇÜK

Başta TCK ve Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere mevzuatta basın ve ifade hürriyetini kısıtlayan çok sayıda hüküm mevcuttur. Şu anda cezaevlerinde çok sayıda gazeteci ve basın çalışanı tutuklu olarak yargılanıyor.

Her ne kadar kanunların metinlerinden kaynaklanan sorunların giderilmesi bağlamında yasama meclisine önemli görevler düşmekte ise de, asıl sorun yargısal uygulamalardan kaynaklanmaktadır.

Türkiye'de basın hürriyetine yönelik sadece bugüne özgü olmayan, yıllar yılı sürmekte olan sorunlar yaşanmaktadır. 1982 Anayasası döneminde bu hürriyete yönelik kısıtlama ve uygulamalar had safhaya ulaşmıştır. Son günlerde basına yönelik iki tip uygulama tartışma konusudur. Birincisi Ergenekon soruşturması kapsamında Oda TV'ye yapılan operasyondur. Bu operasyon çerçevesinde önce Oda TV arandı, birçok belgeye el konuldu, daha sonra da başta Oda TV'nin imtiyaz sahibi Soner Yalçın olmak üzere burada çalışan bazı kişiler tutuklandı. Buralarda elde edilen belgelerden hareketle yeni bir operasyon daha yapılarak, çok sayıda gazetecinin ev, işyeri ve otomobilleri arandı ve bu kişiler yakalanarak cezaevine konuldu.

Burada elde edilen delillerin neler olduğu konusunda tam teşekküllü bir bilgi mevcut değil. Kamuoyuna yansıyanların ne derece doğru olduğu, bunların dosyadaki delillerin ne kadarını yansıttığı bilinmemektedir. Yürütülmekte olan soruşturma, Ergenekon silahlı terör örgütü ile alakalıdır. Soruşturmaya dayanak olan iddialar, anayasal düzeni silah yoluyla devirme amaçlı suçların işlenmesine yöneliktir.

Önce şu temel ilkeyi ortaya koymakta fayda var: "İsnat olunan suç ve ceza ne kadar ağır olursa olsun, basın hürriyetine yönelik soruşturma ve yargılama kapsamında başvurulan kısıtlayıcı önlemlerle yargısal kararlarda 'ölçülülük' ilkesinin ihlal edilmemesi konusunda azami dikkat edilmelidir". Gelelim bu operasyonlar bağlamında başvurulan arama ve yakalama önlemlerine. Tekrar söylüyorum, ulaşılan deliller hakkında yeterince bir bilgi sahibi olmadığımız için, bu konuda çok net bir değerlendirme yapamıyoruz. Bu vesileyle yargı mercilerini bu konuda eleştirebilmek için elimizde yeterli materyal mevcut değil. Yapılması gereken yargılama safahatını izleyip, yargılamanın neticelenmesini beklemektir.

Gelelim basın hürriyetine yönelik ikinci tür yargısal uygulama temelli kısıtlamalara. Burada basın hürriyetine yönelik kısıtlamalar, açılan davalar ve verilen yargısal kararlar yoluyla gerçekleşmektedir. Bu bağlamda bazı gazeteciler hakkında, özellikle de yargılama ile alakalı bazı haberlerden dolayı ceza davaları açılmakta ve bu kişilere muhtelif ağırlıkta cezalar verilmektedir. Bu yargılama ve verilen cezaların gerekçelerinin büyük ekseriyetini "yargılamanın gizliliğini ihlal", "hakaret", "âdil yargılamayı etkilemeye teşebbüs", Terörle Mücadele Kanunu'nun 6. ve 7. maddelerini ihlal oluşturduğu görülmektedir.

Başta TCK ve Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere mevzuatta basın ve ifade hürriyetini kısıtlayan çok sayıda hüküm mevcuttur. Şu anda bu hükümlerin tatbik edilmesi çerçevesinde cezaevlerinde çok sayıda gazeteci ve basın çalışanı tutuklu olarak yargılanıyor. Ergenekon, Balyoz Darbe planı, KCK ve Kafes eylem planı ile alakalı dava ve soruşturmaları konu alan yayınlar üzerine basın çalışanlarına yönelik açılan ceza ve tazminat davalarında inanılmaz ölçüde artış gerçekleşmiştir. Adalet Bakanlığı verilerine göre, Kasım 2009'da basın çalışanlarına yönelik açılan soruşturma sayısı 4.139. Bu rakamın 2010 yılı içerisinde 6 ayda 5 bini geçtiği belirtilmiştir. 04.10.2010 tarihi itibarıyla cezaevlerindeki gazeteci sayısı 48. 700 gazeteci devam eden davalar nedeniyle ceza ve tazminatla karşı karşıya. Hiçbir medeni ülkede basın hürriyetine yönelik bu sayıda ve içerikte dava mevcut değildir. Nitekim böyle olduğu içindir ki, Sınırsız Muhabirler "Reporter Sans Frontières" örgütünün dünya basın hürriyeti sıralamasında Türkiye 138. sırada yer almaktadır.

YASALAR SORUNLU, HÜKÜMLER DAHA SORUNLU

Şu soru akla gelmektedir: "Bütün bu soruşturma, dava ve cezalarda basın hürriyetinin demokratik toplum düzeninin gerekleri ile çelişecek şekilde sorunlar yaşanmasının ana sebebi nedir? Bu soruya hemen bir çırpıda cevap verebilmek zor. Meselenin hem kanuni, hem de uygulamaya ilişkin boyutları var. Gerçi hükümet arada bir kanuni düzenleme yapacağını söylüyor ise de, mesele salt kanuni düzenleme ile çözülebilecek kadar basit görünmemektedir.

Hemen her ülkede yargılamanın gizliliğine ilişkin ihlal yasağı vardır, hakaret suçtur, yargı kararları eleştirilebilir. Bizdeki basın hürriyetine yönelik yargı uygulamaları, genellikle bu hükümlerin ihlali iddialarına dayanmaktadır. Şimdi yapılacak kanuni düzenlemelerle bu hükümlerin kaldırılacak hali yok herhalde. Asıl sorun yargı uygulamalarından, hâkimlerin basın hürriyetine yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Buna birkaç misal vermek istiyorum.

Mesela İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 3. Ergenekon iddianamesi kabul edildi ve iddianamenin içeriği kamuoyuna yansıdı. Burada yer alan bazı bilgilerin bazı gazeteciler tarafından haber yapılması üzerine, bu haberleri yapanlar hakkında ceza davaları açıldı. İsnat edilen suç "gizliliğin ihlali". Burada söz konusu olan fiil, kamuoyuna yansıyarak artık gizlilik özelliği kalmayan bazı bilgilerin haber yapılmasıdır. Ortada ihlal edilecek bir gizlilik mevcut olmadığı halde, mahkemenin bu iddianameyi kabul ederek yargılamaya devam etmesini kabul edebilmek mümkün değildir. Diğer yandan aynı fiili işleyen bir kişi hakkında beraat, bir diğer kişi hakkında mahkumiyet kararları verildiği bile olmaktadır. Buna misal vermek gerekirse: Malatya'da misyonerler cinayeti davası sanığı Emre Günaydın ile ilgili bir belge sebebiyle Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar hakkında "gizliliği ihlal ve adil yargılamayı etkileme" gerekçesiyle 20 ay hapis cezası verilir. Mahkeme, aynı fiilden dolayı, Aydınlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü hakkında "gizlilik kalmadığı" gerekçesi ile beraat kararı vermiştir. Bir diğer garabet de şudur ki, birkaç yıl önce bir generalin günlüklerini yayımladığı için Nokta Dergisi kapatıldı, bugün bu günlükler "Ergenekon" davasının ana kaynaklarından birini oluşturmakta. Hatta Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında aylar öncesinde internete düşen ses kayıtlarındaki planla uyumlu bir şekilde, Yargıtay'ın önceki yerleşik içtihatlarını bir defalığına bertaraf etmek suretiyle fotokopi belgeler üzerinden inceleme yaparak vermiş olduğu tahliye kararını eleştiren bazı hukukçular hakkında bile dava açılmıştır. Bütün bunların neticesinde ortaya çıkan, yüzlerce gazetecinin psikolojik kuşatma altına alınmasıdır. Bu ortamda basın hürriyetinden söz edebilmek mümkün değildir.

Her ne kadar kanunların metinlerinden kaynaklanan sorunların giderilmesi bağlamında yasama meclisine önemli görevler düşmekte ise de, asıl sorun yargısal uygulamalardan kaynaklanmaktadır. Yargısal uygulamalara ilişkin Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Bugün gerek ABD ve diğer Batılı ülkelerdeki uygulamalara, gerekse Türkiye için de bağlayıcı kararlar veren AİHM içtihatlarına bakarak, buralardaki ölçüt ve ilkeleri referans alarak sorunun çözümlenmesi pekala mümkündür. Bu konuda AİHM, 1976 tarihli ünlü Handyside kararında şunları belirtmiştir: "İfade hürriyeti sadece hoşa giden düşünceler için değil, 'devleti ve toplumun herhangi bir kesimini inciten, şoke eden ya da rahatsız eden' görüşler için de geçerlidir. Bu durum çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülük temelinde söz konusudur." Benzer şekilde mahkemelerimiz, ABD Federal Yüksek Mahkemesi tarafından geliştirilen "açık ve mevcut tehlike kriteri"den de yararlanabilir.

Şunu unutmayalım ki, 1940'lı ve 1950'li yıllarda ABD'de ortalığı kasıp kavuran, basın hürriyetini de çok yakından etkileyerek muhalif kesimlerin üzerinden silindir gibi ezip geçen ve yaklaşık 20 milyon insanı etkileyen McChartizm döneminin devam etmesini meşrulaştıran Federal Yüksek Mahkeme'dir. Yine aynı dönemin sona ermesi konusunda birinci derecede katkı sağlayan da bu mahkemedir. Umarım bizdeki mahkemeler de bir köklü zihniyet değişikliğine giderek basın hürriyetinin demokratik güvenceye kavuşması yönünde olumlu katkılar sağlar.

NOT: Bu yazı Zaman Gazetesi'nin 12 Mart 2011 Tarihinde Yorum Sayfasında yayınlanmıştır.

Yrd. Doç. Dr. Adnan KÜÇÜK

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

DKM ARŞİVİ

Loading