forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

AYNI NEHİRDE İKİ KEZ YIKANILIR MI? (*)

Aktif .

ETİKETLER:Hilmi Tuna

oligargHİLMİ TUNA

İlkyazımı 2002’de yazmıştım. Aradan 9 yıl geçti. Türkiye’de oligarşi, oligarşinin (sahibinin) sesi olan medya, her türlü akıl ve mantık dışı stratejisi ile bu coğrafyadaki bariz hâkimiyetini kaybetti. Daha doğrusu, santraç tabiri ile pata hali. Oligarşi beslendiği, kanını emdiği ülkeyi gönüllü niye terk etsin ki? Bu eşyanın tabiatına aykırı.

12 Eylül 2010 referandumu davulun patladığı, zurnanın zırt dediği an oldu. Bu aşamadan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Bir sonraki aşama ise 12 Haziran 2011’dir. Anadolu coğrafyası; işçisi, memuru, köylüsü, esnafı, patronu, camilisi, meyhanelisi ile yanlış ata oynamazsa Batılı tarz siyasi, sosyal ve ekonomik bir düzeyi yakalayacaktır. Ondan sonraki seçimlerde ister soldan, ister sağdan, isterse marjinal partilerden biri öne çıksın oligarşi hak ile yeksan olacaktır.

Sahte ve çakma burjuvaziyi ifade adına, marksist bir üniversite hocasına yaptığım tanımlamayı burada tekrarlamak gerekiyor. Çünkü bu tanımlamanın tez konusu olması gerektiğini belirtmişti. “Türk burjuvazisi; fabrika kurarken beleş arazi, üstüne ballı kredi, sonrasında her türlü teşvik bocası, ürünlerin garantili alıcısı devlettir kampanyası, yüksek gümrük duvarıyla iç pazara kalitesiz malı pahalıya kakalama hamlesi, muhasebe oyunları ve eksik denetimle de az vergi ödeme, her krizde fakir halkı, tefeci iç borç senetleriyle soyma, her devalüasyonda da malına mal katma ile tam bir çakma kapitalistir.” İşte Türk kapitalisti ! Böyle kapitalist ve burjuva ancak bu topraklarda olur. Bunlar devlet kapitalisti, halk düşmanı, bürokrasi aşığı, oligarşinin babası, besleme burjuva ve çakma sermayedardır.

12 Haziran’da oligarşiye kesilecek bir fatura daha bulunmaktadır. Oligarşi medyasının anlı şanlı sosyologları ve analistleri şunu iyi bilmeliler. Tunus, Mısır, Yemen, Libya ve Suriye’de olanlar aslında 1950 D.P. hareketine benzemez. O farklı bir çözümlemenin konusudur. Bu ülkelerde yeni olan olaylar, Türkiye’de 28 Şubat sonrası ağır çekim olarak başlamıştır ve hala devam etmektedir. Bunun da 2 temel sebebi vardır. Hem oligarşi ve medyasının daha korkak ve daha münafık (kaybedecekleri çok şey ve benzer ülkelere göre daha çok sayıda olmaları sebebiyle) davranmaları , hem de halkın devlet-ebed müddet felsefesini yanlış anlayarak itaatkar olması ve ufukta gördüğü zenginleşme güdüsüyle işi ağırdan almasıdır.

Medyanın akıl dışı, tepkisel, basit ve şark usulü tarzı politikası ile toplumun daha milliyetçi, daha muhafazakâr haline geleceğini defalarca söylemiştik. Şimdi Halk Partisinin başına hem kürt, hem alevi kimlikli birinin gelmesi halkın faşizan ajitasyonlara birkaç şehit cenazesi dışında prim vermemesindendir. Yani oligarşi tornistan yapmak zorunda kalmıştır. Geniş muhafazakâr kitle için “Üniversitede başörtüsü elbette serbest olmalıdır. ”tavrından bir adım öte atmaz/atamazlar. Ama kürtlere, alevilere, azınlıklara, uçan kuşa her türlü özgürlüğü verme çabasında olacaklardır. (Bendeniz; yarından tezi yok cemevlerinin tanınarak desteklenmesi; doğuştan seçemediğiniz etnik bir kimliğe ait her türlü hakkın verilmesini, azınlıkların da başta eğitim sisteminde olmak üzere düşman unsurlar olarak görülmediği bir yaklaşımı savunuyorum.)

Geniş Anadolu coğrafyasına hak ve özgürlüklerde cimri oligarşi ve medyası, burjuvazi olmayacak/olmasını da istemediği kürt, alevi ve azınlıklar üzerine oynayacaktır. Eski düzenin son kalıntısı YSK’nın bağımsız adayları veto etmesi sadece ara bir strateji olup, amaç teröre davetiye çıkarmaktır. Seçim sonrası bu kararı aldıranlar bile kendilerini ortada bırakacaktır, haberleri olsun. Öyleyse hükümete düşen, özgürlükler konusunda devrim yapmaktır. Cemevleri başta olmak üzere alevilere, anadilleri başta olmak üzere kürtlere, vakıfları başta olmak üzere azınlıklara ve tabi ezici çoğunluk olan asli unsura da bütün özgürlüklerin yolunu açmalıdır. Şeriat tehlikesinin olmadığı artık ortak kabul iken, endişeli laiklere de muhafazakâr baskıya yer vermeyecek güvenceleri de sağlamalıdır.

Türkiye’de neyin ne olduğunu, kimin nerede konuşlandığını, oligarşinin ne menem bir halt olduğunu ve daha ilginci bundan sonra ne olacağını anlamak isteyenlere İdris Küçükömer’e başvurmalarını salık veririm. Küçükömer’in analiz ve çözümlemelerini, oligarşinin medya ve kışkırttığı militer ayağının zayıfladığı gerçeği ile birlikte değerlendirmek eğlenceli olacaktır. Böylece; 2011 sonrasının şenlikli geçeceğine de bire on bahse girebiliriz.

12 Eylül hukukunun bugünkünden daha adil olduğu şeklindeki manşeti üzerine, röportaj yapılan emekli askeri savcının bunu söylemediğini belirtmesi, oligarşinin saldırganlığını daha da belirginleştirmektedir. Bendeniz oligarşi medyasının karar vericilerine, oligarşi yandaşlarına ve tetikçilerine beleş bir tüyo vermek isterim. 12 Eylül için dava açıldığında, 28 Şubat için ifadeler alınmaya başlandığında, 27 Nisan muhtırasını veren/verdiren, yazan/yazdıran sorgulandığında alternatif yazı ve manşetleri şimdiden hazır olmalıdır. Hangi yalan, hangi dolan, hangi özgürlükçü çizgi, hangi çakma liberal, hangi çakma sol ve hatta hangi çakma sosyalist manşetler ve yazılar olmalı ki, önce yazıp çizdikleri güme gitmesin. Bunun için geç kalabilirler, şimdiden işe koyulmalılar.

Çünkü “Yoksul geniş halk kitlelerinin ürettiği artık değerler devlete akarken buna el koyan ve halkı fakirleştiren yapının” (**) yalanlarına devam etmesi ve af buyrun şeyini kurtarması onlar için artık zor zanaattır. Onlarca örnek manşet ve yazı üzerinde çalışmalılar ki sonunda yalanlarına kendileri de inansın.

Öyleyse, oligarşi ve medyasına son mesajımız şöyle olsun. Seçimlere kadar boşa kürek çekmeler, sonrasında da olacak şenlikli günlerde yalan makinesi modunda devam etmeler… Bir de Tunus, Mısır, Yemen, Libya ve Suriye’ye bir kez daha bakmaları. Ama apış aralarından değil, ayakları yerde, kafaları yukardayken. Aynı sudan iki kez yıkanılmaz doğrudur, ama bu halk biraz ağırdır; yıkanması ise yıllardır devam ediyor ve siz de nehrin sonuna geldiniz desek, acaba bu kez anlar mısınız?

* Herakleitos

* Batılılaşma & Düzenin Yabancılaşması, İdris Küçükömer

tunahil@mynet.com

NOT: Uzun zamandır yazmamak kötü bir şeydir, kabul ediyorum. Yazıya ihanet etmemek gerekiyor. Ara vermenin mazereti olamaz. Çünkü, mazeretler acizliğe giydirilen elbiselerdir; ben de bunun farkındayım. Fakat, son bir yılda oğlum 2 , annem de 1 ameliyat oldu. Bunlar beni derinden etkileyen olaylar. Özellikle oğlumun teşhisi, tanısı ve belirli bir tedavisi (ameliyat hariç) olmayan hastalığı için dualarınızı talep ediyorum….


DKM ARŞİVİ

Loading