forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

CUMHURİYETÇİ MERKEZ MEDYA ve DARBECİLİK: TEŞEKKÜRLER MEHMET ALİ BİRAND

Aktif .

ahmetayAHMET AY 

Daha birkaç gün önce “MEDYA DARBELERIN CARRIER’I MI” diye sormuştum. (*) Yıllardır “o taraftan” cevap gelmese de bu soru hep soruldu. Ta ki Mehmet Ali BİRAND “galiba darbeciyiz” diyene kadar.

M. Ali BİRAND’ın günahlarına kefaret olabilecek bu açıklaması (yoksa itiraf mı demeliydim) “cumhuriyetçiler”le “demokratlar”ın basın üzerinden 60 yıllık kavgalarının asıl gerekçesini ortaya koymuştur. M. Ali BİRAND’ın yazısını okuduğumda “keşke seçim atmosferinin hararetine kurban gitmese” dedim. Maalesef çok daha yankı uyandırması gereken bu açıklama seçim atmosferi bahane edilerek “merkez medya” tarafından görülmeyecektir.

Ben M. Ali BİRAND’ın itirafını samimi buluyor ve akabinde gelecek tartışmaların da yararlı olacağına inanıyorum.

Aslında medyamızın darbeciliği cumhuriyetin kuruluşu ile başlamadı, medyamızın bozuk sicili 1850’lere kadar gider. “Araştırmacı gazeteciliğin” darbe severliği Sultan Abdulmecid’in ikna edilmesi! ile kurulan Encümen-i Daniş’e değin gider.

1940’lı yılların despotizmi ile zehirlenen merkez basın, askeri gücü/vesayeti kutsayıp kullanarak demokratikleşmenin önünde en büyük engeli oluşturdu. Bu sebeple M. Ali BİRAND’ın bu açıklaması –her ne kadar malumun ilanı idiyse de bizim cenahtan bakıldığında anlamlı ve samimi görülmektedir. Hasan CEMAL’in “KİMSE KIZMASIN KENDİMİ YAZDIM”ı ile başlayan bu “yüzleşme” M. Ali BİRAND’ın açıklaması ile pik yapmıştır.

Merkez medya, özgürlük ve hakların paylaşımı söz konusu olduğunda kimi zaman kulaklarına düdük çalındığında, sonraları karargâhta brifing aldıklarında ve en son da düğmeye basıldığında aynı şekilde darbeci yüzlerini ve kalemlerini gösterir oldular.

Rektörlerin “ORDU GÖREVE” çağrılarını merkez medyanın nasıl işlediğini hayretle okuyup-izlemiştik. Üniversitelerde kılık-kıyafet serbestîsini sağlayan anayasa değişikliğini “411 EL KAOSA KALKTI” diye manşet yapanlar yine merkez medya oldu.

Başka bir yazımızda darbe heveslilerin çığırtkanlıklarını hicvederek yazmıştık;

Sakallı ve çarşaflıların yoğun yaşadıkları Fatih-Çarşamba semti sanki bütün Türkiye’yi temsil ediyormuş gibi çarşaf çarşaf gazetelerin birinci sayfasında yer aldı. Müslüm GÜNDÜZ’leri t/üretenlerle işbirliği yaparak Fatih-Çarşamba yöresinden gelen irticaı genellemeye çalıştılar. Ama birkaç haber var ki bunları yapanlara “ne haber” dedirtecek cinsten;

Cuma namazını toplu kıldılar”

Asker ATA’sının kurduğu bu cumhuriyeti korur”

Türkiye Cezayir oluyor” gibi. Gaye “bakın irtica geliyor” haberleriyle uzun vadede darbeye meşru zemin hazırlamak… el insaf yetmediği için “hani vicdan!” diyoruz.

Demem o ki adına “merkez medya” dedikleri “cumhuriyetçi” basın onlarca yıl darbecilerin bitmek nedir bilmez arzularının hizmetine amadeydi. Bu görevi ifa ederken de halkla, halkın kutsallarıyla, ekmeğiyle oynadılar. Zamanında; “sizin düşmanınız halktır” diyenler halkın egemenliğini asla tanımayacaklarını da bu vesileyle deklare etmişlerdi. Zira halkın değer ve tercihleriyle onların bitmez arzu ve istekleri çatışıyordu. Bu sebeple halkı sindirmekten öte, yerin dibine sokmak için ellerinden geleni arkalarına koymadılar. Gaye halkın kişiliksizleştirilmesi, güdülmeye hazır hale getirilmesiydi. En yakın örnek 28 Şubat Post modern darbe sürecidir. Bu sürece masa başında hazırlanan haber ve görüntülerle geldiğini söylesek abartmış sayılmayız. Kimi haberleri medya, pavyoncu ve darbeci cuntanın “bir projenin aşamaları” olarak hazırladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Fadime ŞAHİN, SİSİ, merkez/cumhuriyetçi medya ile Ali KALKANCI’nın bağlı olduğu subaylar bu projede aktif rol aldılar. Bu rolleri gereği nüfusunun kahhar ekseriyeti Müslüman olan halkımızın dini değerleriyle, onuruyla, haysiyetiyle uğraşmaktan bir santim geri durmadılar. Öyle ki merkez/cumhuriyetçi medyanın çabalarıyla “her başörtülü potansiyel Fadime ŞAHİN’dir, keza her sakallı-sarıklı da Müslüm GÜNDÜZ, Ali KALKANCI…”

Bunu neden ve niçin yaptıklarını soranlara, o dönemde kaç bankanın içinin boşaltıldığına, zaten ekonomik çıkmazda olmasına rağmen ülkenin kaç milyar dolarının medyayı ellerinde bulunduranların kasalarına akıtıldığına bakmak yeterlidir. Onlarca milyar dolar merkez/cumhuriyetçi medyanın patronlarının kasalarına aktı. Kimi patronlar bankalarını batırdılar ve hortumladıkları borçlarını devlete ödettiler. Vatansever hâkimler, savcıların bu olup bitenlere karşı ne yaptıkları da ayrı bir yara. Bir yara diyorum, çünkü o hortumcuları, darbe işbirlikçilerini yazanların hukukun nasıl “mukuk”laştırılarak yargılandıklarını bugünkü gibi hatırlıyorum. Yargı gider askerden brifing alırsa olacağı bundan öte bir şey olmazdı zaten.

Velhasıl,

Merkez/cumhuriyetçi medyanın demokrasiye ve özgürlüklere bu kadar uzak kalmasının asıl nedeni yukarıda anlatmaya çalıştığım “rant paylaşımı” ve halkın düşman bellenmesiydi. Bu düşmana karşı da birlikte hareket etmesi gereken odaklar her zaman beraber oldular.

M. Ali BİRAND yaptığı itiraf zaten oldukça aralanan perdeyi tamamen açmış ve takkeyi düşürmüştür. Geriye “kel”i kimin ne kadar gördüğü kalmıştır.

Teşekkürler M. Ali BİRAND

(*)MEDYA DARBELERİN CERRİERİ Mİ? http://www.haberx.com/

ahmetay@haberx.com

http://twitter.com/AhmetAy_

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN