forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

HABERİN MACERASI...

Aktif .

Nuh Albayrak _ Türkiye Gazetesi Yayın YönetmeniATIF KÖKTÜRK 

Haberin üretim yerlerinin çeşitliliği, bunca gelişmeye rağmen oldukça kısırdır. Sanılanın aksine, ortada haber üreten çok fazla merkez yoktur.

 


Onlarca TV, gazete, binlerce internet sitesi, radyo sürekli yayın yapmakta, her gün yüzlerce haber iletmektedir ama haberlerin üretimi kahir ekseriyetle iki merkezden yapılır: Haber ajansları ve gazeteler. Hatta gazetelerin de haberlerinin önemli bölümünü (Bu konuda bir araştırma yapılmış mıdır bilemiyorum ama göz kararı ‘yüzde seksene yakın haber ajanslardandır’ dersek gazeteci arkadaşlar buna itiraz etmez sanırım.) ajanslardan aldığını düşünürseniz, geriye gazetelerin kendilerinin hazırladığı çok az bir kısım kalıyor. Hiç haber hazırlamadan, sadece ajanslardan gelenlerle çıkan gazeteler bile var diyeyim de gerisini siz tahmin edin artık.

 

Yani karşımızda şöyle bir manzara var: Gazete ve TV’ler -ellerinde neredeyse muhabir bırakmadıkları için, elde kalan çok az bir muhabirle ve masa başı kadrosuyla- kendilerine az sayıda haber hazırlar. Gerisi ajanslardan gelmektedir ve haberleri (medya kurumunun büyüklüğü oranında) işçilikle piyasaya sunarlar. İşte size gazete! Bundan sonra diğer haber(!) merkezleri, gazetelerde yayınlanan ve ajanslardan gelen haberleri, virgülüne dokunmadan gün boyu döne dolaşa kullanıma sunar.

Geçtiğimiz günlerde birbirinin aynı haber ve manşetle çıkan 8 gazeteyi masanın üzerine koyup, başı ellerinin arasında kara kara düşünen gazete genel yayın yönetmeninin resmini gözünüzün önüne getirin. Bir haberci için daha iç karartıcı bir manzara olabilir mi?

Haber yayınını yapanlar içinde bir nebze de olsa farklı olmaya çalışanları yok mudur? Elbette vardır. Şöyle ki: Bazıları ajans ve gazete haberlerinin yanında bir de TV’lerde olup bitenleri hızla klavye ile habere(?) dönüştürme becerisine sahip elemanları bulundurur. Bunların bir gömlek üstü ise, sağa sola birkaç telefon ederek haber kovalar: Araştırmacı gazetecilik(!)

Burada ‘işçilik’ derken yine de bunu çok abartmaya gerek yok. Çünkü haber üzerinde oynama yapabilme imkânı çok az yayında mümkün. Sebebi de basit: Gündeme yetişebilmek. Haberde bu saydığımız merkezlerin(ajans ve gazeteler) dediklerinin dışında anlamlı bir fark oluşturabilmek hiç kolay değildir; haber oldukça pahallı bir üründür.

Yeri gelmişken ‘haber yapabilmenin’ neden zor olduğunu da söyleyelim. Haber için öncelikle zamanınızın olması gerekir. Sonra hangi alanda haber hazırlayacaksanız, o alanla ilgili bilginizin olması gerekir. Ve tabii o alanda özel kimi bağlantı ve ilişkiler… Kimsenin göremediğini görüp sorular sormalı ve o soruların peşine düşmelisiniz. Konuyla ilgili çıkan haberleri toparlayacaksınız, farklı taraflardaki kişilerin görüşlerini alacaksınız, araştırma yapıp sonuçta bunu derli toplu bir metin haline getireceksiniz. Üstelik her zaman iyi haber çıkabileceği de şüpheli. Zorluk derecesine göre değişir ama orta zorluktaki bir konu için kalifiye bir haberci günde bir haber hazırlayabilir.

İşin özü; elindeki elemanları tam performansla çalıştırarak gündemi güç bela yakalayabildikleri bir çağda haber yapabilmek, oldukça masraflı ve büyük medya organlarının tekelinde kalmış bir durumdur.

Umarım günümüz medyasının neden, “Ayşe Fadime’ye, Ali de Ahmet’e çaktı” düzeyinde kaldığı anlaşılıyordur. Ajans ve gazete (biraz da TV) haberlerinin bir parça dışına çıkmaya çalışan kesimin yaptığı ‘spekülasyon haberciliği’dir. Yani, olup bitenler üzerine akıl yürütmelerden oluşan masa başı işleridir.

Bir de kimi odakların ellerine tutuşturduğu belgelerle “büyük haberci” sınıfına yükseliverenler vardır. İsmet Özel’in dediği gibi, ‘Medyanın gücü yoktur, güçlerin medyası vardır’ deyişinin canlı kanıtlarıdır bunlar.

FARK NEREDE?

Okurun karşısında binlerce seçenek vardır ve hemen hemen hepsi, ideoloji ve seviye farkı olmaksızın aynı havuzdan beslenmektedir. İşte bu aynı havuzdan beslenen yayın organları büyüklükleri oranında habere minik dokunuşlarda bulunur. Pek çoğu o minik dokunuşlarda bile birbirini taklit eder. Sonuçta yayın organının sunduğu genel bir resim ortaya çıkar (yayın politikası.)

Sonuç mu? Kopyala-yapıştır ile dönen koskoca bir sektör. Farkları ne diye merak ediyorsanız onu da söyleyeyim: Hız (en azından tek başına bir etken) değil. Hızlısıyla yavaşı arasındaki fark sadece saatlerle ölçülebilen bir çağdayız. Bu da ortalama okur açısından büyük fark oluşturmaz. Haber zenginliği diyorsanız aslında buna da yüzde yüz katılmak zor. Az sayıda haber ile önemli etkinliğe ve okunma sayısına ulaşan örnekler var.

Tamamı doğru haberlerden iki farklı haber bütünü hazırlayabiliriz: Birinde Türkiye batıyor, diğerinde süper güç ve hatta dünyanın patronu olmak üzeredir. Mantıken bunların ya biri ya da ikisi birden yalandır. Her türlü yayının bir alıcısı ve karşılığı az veya çok olacaktır. Kanaatimizce haber yayın organları arasındaki fark, yayın politikaları sayesinde okurla kurabildikleri ilişkide saklıdır.

Günümüzde yapılan inatla yayın politikası doğrultusunda haber yayınlamaktır. Ne okur cephesinde ne de haber yayını yapan kesimde hiç kimse, ‘aleyhime de olsa ben sadece ve sadece gerçeğin peşindeyim’ diyemediği/demediği, diyebilenlerinse inandıkları için mücadele edebilecek güçten uzak oldukları için, medyanın genel görünümü okur&haberci arasındaki (çarpık) ilişki düzeyinde devam etmektedir.

İç karartıcı bir tablo ama bunları görmeden de buradan çıkılmaz sanırım.

YAZIYA KONU OLAN HABER:

Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, 8 gazete birden birbirinin aynı manşetle okurlarının karşısına çıkınca bu pozu vermişti. Medyamızın "ellerini başının arasına alıp" düşünme vakti gerçektende...

nuh_albayrak_500


axin_2002@hotmail.com

DKM ARŞİVİ