forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

TAHA AKYOL DEMOKRASİDE KAZANDIĞINI PATRONU UĞRUNA HARCADA!

Aktif .

unal-tanikÜNAL TANIK - ROTAHABER

"Türkiye terörle ve Yunan anlaşmazlığını her zaman değişik yöntemlerle sonuçlandırabilir.

Ancak irticaya karşı birleşmek hepimizin memleket görevidir." diyerek toplumu kandırmaya kalkanlar, ülkeyi soydular. Şimdi aynı çevreler bu soygunun bütün suçunu askerlerin sırtına yükleyip kaçmak istiyor.

Taha Akyol ismini gıyabında 1970'li yıllarda tanıdım. MHP'nin yayın organı olarak bilinenHergün Gazetesinde yazdığı yazıları sıklıkla okuduğumu hatırlıyorum.

 MHP o sıralar kanlı çatışmaların bir tarafında yer almasına rağmen Akyol'un yazdıklarını hep farklı bir duruş olarak okudum. Yazıları, bana o partinin bir ideologundan çok, içinde bulunduğu kitlenin çatışma ortamına sürüklenmesine engel olmaya çalışan biri gibi gelirdi.

 Aynı isimle 1980'li yılların ortalarından itibaren de Tercüman Gazetesinde birlikte çalıştık. Onun Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı gazetede ben Haber Merkezi'nin gece sorumlusu olarak görev yaptım.

Sonra ben ayrılıp Meydan Gazetesine geçtim. Tercüman'daki krizin derinleşmesi üzerine yollarımız bu kezMeydan'da kesişti.
Bir süre başka yayın kuruluşlarında çalışıp 1995 sonunda tekrar Doğan Grubu'na ait Kanal D'de çalışmaya başladım. Böylece yollarımız tekrar kesişir gibi olsa da ortak noktamız, aynı patrona sahip olmanın ötesine geçmedi.
Hemen şunu belirteyim. Aynı çatı altında olmasak bile hep Taha Akyol'u izledim. Günlük gazetelerde ve ekranlarda söylediklerinde çok hataları olsa da yayın dünyamıza adından hep saygı ile söz ettirecek kitaplar bıraktı. Bunlara yenilerini eklemeye de devam ediyor.
"Ama Hangi Atatürk" kitabı ile bir kimliği farklı yönleriyle tanımamızda büyük bir rol oynadı. Yeni kitabını henüz okumadım. Ama kitabın piyasaya çıkacağı günlerdeki görüştüğümüzde "Atatürk'ün İhtilal Hukuku" kitabının 'Ama Hangi Atatürk" çok daha güçlü bir çalışma olduğunu söylemişti.
Taha Akyol, kitaplarıyla katkıda bulunduğu yayın hayatında ne kadar güçlü çalışmalar yapıyor ise konuAydın Doğan olduğunda da o kadar yanlışlar içine giriyor.
2007 yılında patronu Aydın Doğan'a Maliye'nin kestiği cezayı kaldırabilmek için en kahramanca savunan isimler arasında yer aldı. Milliyet'in köşesinden ve ekranlardan yaptığı savunmayla yetinmeyip bir adım daha öte götürdü ve Başbakanlık'ın yolunu tuttu.
Akyol'un patronu adına talebini ortaya koyduğunda Başbakan Erdoğan'ın verdiği cevabı cümle alem biliyor.
O tarihten bu yana Aydın Doğan söz konusu olduğunda dışa dönük temkinli hareket eden Taha Akyol, 28 Şubat postmodern darbesiyle ilgili yargının başlattığı süreç ardından yeniden ön safta savunmaya geçti.
Safdaşı Mehmet Ali Birand ve nerede nasıl hareket edeceği belli olmayan Nazlı Ilıcak'la birlikte, "Bu soruşturma zinhar askerin dışına çıkmamalı" demeye başladı. Soruşturma asker dışına çıkmamalı ki birileri ile birlikte sıra patronları Aydın Doğan'a da gelmemeli.
Bir önceki yazımda da anlatmaya çalıştım. 28 Şubat asla tek başına bir askeri operasyon değildi. 27 Mayıs 1960 ihtilali nasıl CHP ile kolkola yapılan bir darbe ise, 28 Şubat da iş dünyası-medya-asker-STK'lar aracılığıyla yapılan bir ekonomik darbedir.
Asker bu postmodern darbede sadece bir araç olarak kullanıldı. Bu darbeyi yapanlar, ülkeyi soyma planını yapan iş dünyası ve medyadan ayrı değildi.
Taha Akyol, patronunun bu işin ne kadar içinde olduğunu hatırlamıyorsa küçük hatırlatmalarda bulunayım.  28 Şubat harekatı nasıl başlatıldı ve nasıl sonlandırıldı paylaşayım.
Darbe denilen şey iktidardaki yönetimi devirmektir. Sonrasında ise kendilerinin ya da istedikleri ismin iktidara getirilmesi eyleminden ibarettir.
28 Şubat'ın hedefi, yükselen Anadolu sermayesini boğmak ve devlete bağladıkları hortumların kesilmesine engel olmak idi. Bunun önünde en büyük engel olarak iktidardaki Refahyol hükümetini görüyorlardı.

 

 

5 aşamalı bir plan uyguladılar.
1- Ülke kargaşa ortamına sürüklendi. Belli odakların desteği ile medya bunu başardı.
2- Ardından ülkenin kargaşa içine sürüklendiğini gerekçe göstererek devlet mekanizması harekete geçirildi. Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ve sonrasında atılan adımlarla bu yapıldı.

3- Bir yerlerde hazırlanan metinler, ülkeyi yönetenlere zorla imza etmeye zorlandı ve kamuoyu baskısı ile bunu imzalatıldı. (Aydın Doğan'ın medyasının nasıl psikolojik harp uyguladığını önceki gün Rotahaber, o günlerin manşetleriyle bunu verdi.)

4- Zorla imzalamak durumunda bırakılan isimler, attıkları imzalarla ve belli olaylar dikkate verilerek değersizleştirildi.

5- Bütün bu işlerin içinde kendileri yokmuş gibi yaşananlara kamuoyunu inandırmak.
Bütün bunlar yaşanırken ve ülke soyulup yangın yerine çevrilirken "bu soruşturma medya ve iş dünyasına sıçramamalı" diye orta yerde yırtınmak için insanın ya etik değerlerin hepsini bir çuvala koyup Sarayburnu'ndan atmış olması ya da başka hesapları olması gerekir.
Bu ülke 28 Şubat'ta soyuldu. Bu ülkenin bankalar aracılığıyla 40 milyar, verilen dolayla zararla da 290 milyar dolar zarara uğratıldı.
İş dünyasının ne kadar işin içinde olduğunu anlamak için TİSK Başkanı Refik Baydur'un kendi yazdığı ve 2000 yılında basılan "Beşli Çete" kitabını okumak epey bir fikir verecek. TOBB Başkanı Fuat Miras, TESK Başkanı Derviş Günday, Türk-İş Başkanı Bayram Meral, DİSK Başkanı Rıdvan Budak ve tabii orkestra şefi olarak TİSK Başkanı Refik Baydur.
"Beşli Çete"nin nasıl kolkola hükümeti devirdiklerini anlatıyor. Bu konuda yeri geldiğinde askeri nasıl kullandığı, yeri geldiğinde nasıl askerden bayrağı devralarak devam ettiklerini anlatıyor.
Refik Baydur, TOBB'un 14 Mayıs 1997 toplantısında alınan kararları ve içerde Fuat Miras'ın, "Ulusa Sesleniş" olarak nitelendirdiği konuşmayı "Dur demeliyiz" diye özetliyor. (sayfa: 54)
İş dünyasının yol haritası bu toplantıda belirleniyor. Söz konusu kitapta bunun ayrıntıları da var.
Askerle nasıl kol kola yürüdüklerini ise aynı kitabın 49'uncu sayfasında okuyoruz.
(3 Mayıs 1997 tarihli Yeni Yüzyıl gazetesinde yayınlanan yazısından aktarıyor.)
"Türkiye terörle ve Yunan anlaşmazlığını her zaman değişik yöntemlerle sonuçlandırabilir. Ancak irticaya karşı birleşmek hepimizin memleket görevidir.
Onu takip eden gün beni Ankara'dan Genelkurmay Başkanlığı halkla ilişkiler sorumlusu bir albay arayıp aynen şunları söyledi:
- Sayın Baydur, ben günlük gazete özetlerini komutanıma (Org. Sn. Karadayı) iletirim. Bugün sizin Yeni Yüzyıl'da çıkan yazı özetini arz ettim. Komutanım bana o yazıyı oku dedi. Yazıyı baştan sona dikkatle dinledi ve sonunda;
- Kendisine selam ve sevgilerimi ilet, bundan sonra görev sivil toplum örgütlerine düşüyor de, dedi.
Bu mesaj açık ve berrak bir mesajdı.
Yani asker siyasetin oynak merdivenlerinde tökezlemek istemiyor ve olayların çözümünü parlamentoya ve onun sessiz kaldığı yerlerde sivil toplum örgütlerine bırakıyordu."
Bu postmodern darbenin nasıl askerle Beşli Çete'nin kol kola işi başardığını anlatıyor.
Şimdi tekrar Taha Akyol'a sesleniyorum.
Ey Taha Akyol, bu işin kol kola yapıldığı birinci ağızdan ortaya konurken sizler nasıl patronunuzu kurtarmak uğruna kendinizi feda etmeyi göze alıyorsunuz.
Bunu kamuoyuna açıklayın. Elbette, bu süreç "ona değdi buna değmedi" denilerek bir cadı avcılığına dönüştürülüp iş sulandırılmamalı. Ama birinci derecedeki sorumluları nasıl ve hangi akılla kollamaya kalkarsınız.

http://haber.rotahaber.com/

DKM ARŞİVİ