forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MEDYA SİYASİLERİ ŞOVMEN YAPIYOR

Aktif .

medya_kuklaDERYA ERDEM

Anaakım medya ve gazeteciler için önemli olan siyasetçinin haber değeri taşıyan "bir şey" söylemesi değil, sadece "bir şey söylemesi".

İşin vahim boyutu, bu kadar mikrofon uzatılan siyasiler, liderler de söyleyecek bir şeyleri olmayınca, akıllarına ne eserse onu konuşmaya başlıyorlar...

Siyasilerin, liderlerin hemen her gün diyebileceği ne olabilir? Ya da soruyu şöyle soralım: Medya her gün, her saat liderlerden “ne” işitmek istiyor olabilir? Yıllardır siyasiler, medyanın birinci sıradan rutin haber kaynakları olmaya devam etti. Bu sorgulanmaya muhtaç bir konu. Medya, toplumun hayati sorunları hakkında liderlerden gelecek “yeni” ve “yenilikçi/reformist” bir açıklamanın peşinde olmaktan çok, siyasileri rutin olarak takip ediyor, siyasilerin her sözü, her hareketi “haber değeri” olarak anaakım medyanın gündemine oturuyor. Bu ise, siyasetçileri siyasetçi olmaktan çok bir şovmen olmaya sürüklüyor.
Gazetecilikte bilinen ünlü bir söz var: Köpek insanı ısırırsa haber olmaz, insan köpeği ısırırsa haber olur. Aslında yanlış, anaakım medyada köpek politikacıyı ısırırsa haber olur. Demek ki, bizim anaakım medyanın gözünde politikacı insan değil, daha “insanüstü” bir varlıktır. Bu fazladan “değer atfetme” neden? Toplumda “güce tapınma” ve “ünlü fetişizmi” sansasyonel ve magazinel haberciliğin itici gücü olurken, “güçlü ve ünlü” siyasetçiler de medyanın sahnesinde bir “şovmene” dönüşüyor.
Lideri, lider yapan, siyasetçiyi siyasetçi yapan medyadır. Ancak, medya, lideri bir şovmen de yapabilir, gerçek bir siyasetçi de. Söyledikleri ve yaptıkları arasında haber değeri taşıyan “yeni/yenilikçi/değişimci/dönüşümcü” hiçbir şey yokken, hep kendini tekrar eden ve aklına eseni söyleyen siyasetçiyi bir iki müzik efekti, bol keseden cilalı görüntülerle allayıp pullayıp televizyon kanallarında ve gazete sayfalarında ilk sıradan sahneye çıkarıyorsanız, siyasetçiyi ancak bir şovmen yapıyorsunuz demektir. Gerçek siyasetçi, bunlara ihtiyaç duymayan, iki düşünüp bir konuşan, konuştuğu birkaç cümleyle kalıcı bir etki bırakan kişidir. Medyanın şovmen siyasetçileri ise, bugün bir şey konuşayım da, ne olursa olsun, adet yerini bulsun, halkın evi, gündemi hamçökelek dolsun diyen kişidir. Ve medya, daha çok bu siyasetçiyle ilgilenir. Daha da vahimi, bu siyasetçiyle ilgilenmezse, “haber atladığına” inanır. Kitleleri şovmen siyasetçilerin peşine takan medya, otoriteryen liderliğe de kucak açtı.

Sadece bir şey söylemek
Daha geçenlerde, Başbakan’ın Diyarbakır gezisinde, televizyon kanalları, haber kuşaklarında, “Başbakan önemli mesajlar verdi” diyerek bu gezinin haberlerini, konvoy görüntüleri ve güvenlik tedbirleriyle dekore ettikleri sahnelerinde çevir çevir, tam 10-15 dakika sergiledi. Haberin içeriğinde, bir gün sonra akılda kalacak ve bir etki bırakacak “yeni” ve “önemli” olan hiçbir şey yoktu. Aynı ezber kalıplar, aynı atışmalar, aynı sataşmalar devam ediyordu.
Siyasilerin, liderlerin parti grup toplantılarını, il kongrelerini, meclis konuşmalarını, açılış konuşmalarını, gezilerini vb. bir medya ordusu izliyor. İzliyor da, gazeteci ya da o yayın kuruluşu, acaba bu toplantılarda, konuşmalarda haber değeri taşıyan “yeni, önemli” bir şey var mı diye kendine soruyor mu? Anaakım medya ve gazeteciler için önemli olan siyasetçinin haber değeri taşıyan “bir şey” söylemesi değil, sadece “bir şey söylemesi”. İşin vahim boyutu, bu kadar mikrofon uzatılan siyasiler, liderler de söyleyecek bir şeyleri olmayınca, akıllarına ne eserse onu konuşmaya başlıyorlar. Siyaset işi, ciddi, önemli, yenilikçi, yetkin ve etkili konuşmadan uzaklaşıp “konuşmak için konuşmaya” dönüşünce şovmenlik başlıyor. Bu şovmenlik tehlikeli de olabiliyor: En kritik konularda, en ciddi sorunlarda en radikal kararları, en uç ve absürd sözleri pervasızca sarf etmeye, konuşmaya, söylemeye başlıyorlar. Ne de olsa mikrofon önlerinde, kameralar karşılarında, ha babam de babam konuş. Gündemi allak bullak et. Bu aklına estiği gibi pervasızca konuşma cesaretini/gücünü halktan mı alıyorlar, önlerine her saat, her dakika mikrofon uzatan medyadan mı? Bir zamanlar medyanın sahnesinde hemen her gün gördüğümüz komutanların, paşaların yerini artık iyiden iyiye siyasetçi paşalar almış durumda: Komut ver, emir ver, bağır, vur kır, yasakla, takla attır, kim tutar sizi… Medyanın tutmayacağı ortada. Zira o çoktandır koyuvermiş. Koyuvermek de işine gelmiş. Peki siyasetçiler kendilerini koyuvermeseler de biraz tutsalar. Burada dini bir referans verelim: İslam dinine göre, “az ve öz konuşmalı, lüzumsuz tafsilattan kaçınmalı”dır. Diğer bir ifadeyle çok konuşmamayı, yerinde ve ölçülü konuşmayı âdet edinmek gerekir. Allah müminlerin mümtaz hasletlerini sayarken: ‘O kimseler ki boş söz ve işlerden yüz çevirirler’ (el-Mü’minûn 23/3) buyuruyor, lüzumsuz sözlerle meşgul olmayı fâsıklık ve dalâlet olarak nitelendiriyor (Lokmân 31/6)”. Hz. Muhammed de, “susmak huyların efendisidir” demiş. Galiba bazen susmayı bilmek gerekiyor. Ya da bırakalım hepten kaybetsinler kendilerini. Cicero, “insan kendisini kaybetmeden kendisini bulamaz” demiş. Ancak umarız bu kendini buluş, büyük bir çöküşün ya da felaketin ardından gelmez.

Sosyal /alternatif medyada durum
Neyse ki sosyal/alternatif medyada siyasilerin her gün yeniden parlatılan, gözümüzü kamaştıran kaytan görüntüleri ve sözleri yok. Kendilerini kaybetme seansları yok. Alternatif/muhalif sosyal medyanın gündemi başka. Gerçek siyasetin ve gerçek muhalefetin sesi orada. Artık insanların çoğu, anaakım medya yerine gündemi sosyal medyadan takip ediyor. Ancak sosyal medya demişken, burada da bir “söz patlaması”, “anlam dağılması” var. Bu özgürleşmeci bir olanak sağlayabilir belki, ancak bir tür “konuşma/söz kirliliğine” de neden olabilir. Sosyal medyaya da baktığımızda, tıpkı siyasiler, liderler gibi, yurttaşların da hemen her gün, her an, her dakika söyleyecekleri “bir şey” var. Varolma, kendini var etme, iktidar, güç istenci burada da var. Günde onlarca ileti gönderen, fikrini yazan, beğeni yapan, gerekli gereksiz her dakika yazan milyonlarca insan var. Yani sosyal medyanın da artık kendini kaybeden küçük şovmenleri var. Her gün, her saat, her dakika söyleyebileceğiniz “yeni” ne olabilir diye sormak gerekiyor. Konuşmak, yazmak için söyleyebileceğimiz “bir şey” olmalı, bir etki yaratmalı, bir etki bırakmalı… Bazen de susmalı. Geçenlerde Neşe Yaşın, canının yazmak istemediğini, uzun bir suskunluk arzusu taşıdığını belirttiği “kolektif depresyon sessizliği” başlıklı bir yazı yazmıştı. Aslına bakılırsa toplum, uzun zamandan beri, “kolektif depresyon sessizliği” değil, bir tür “kolektif depresyon çığırtkanlığı” içinde. Başta siyasiler olmak üzere herkes ne kadar iyi, ne kadar güçlü olduğunu anlatmak için “bağırıyor”. Oysa biraz susabilseler, iyileşmeleri mümkün gözüküyor. Ve tabii medyanın da “şov bitti” deyip, “kuru gürültü”nün biraz sesini kısması gerekiyor. Şems-i Tebrizi’den bir sözle bitirelim: “Eğer susarsan konuşman daha aydınlık olur. Çünkü sükûtta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.”

* Yrd. Doç. Dr., İletişim Bilimleri

Kaynak: http://www.radikal.com.tr 

DKM ARŞİVİ