forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

İDAMLIK SUÇA ÖZGÜRLÜK ÖDÜLÜ!

Aktif .


 SÜLEYMAN KARACA

“Sözün bittiği yer”de nutkunuz tutulduğunda, suskunluğunuzla belki çok şey anlatırsınız. Ancak, muhatabınız, suskunluğunuzun ve çaresizliğinizin tanığı değilse, ona duygu ve düşüncelerinizi bir şekilde hissettirmenin; aklına ve vicdanına ulaşmanın en kestirme yolu, duygu ve düşüncelerinizi yazıya döküp muhatabınıza ulaştırmaktır.


Bu karineden hareketle, yaşamakta olduğumuz toplumsal travma karşısındaki duygularımı ulaşabileceğim herkesle paylaşmak ve onların da bu sessiz çığlığı kendilerinin uygun gördüğü her merci ve mevkidekilere yansıtmalarına bir başlangıç yapmak.

 

Dileğim, başta internet medyası editör ve okuyucuları olmak üzere, tüm diğer medya kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin konuya ilişkin düşünce ve kanaatlerini en üst seviyede dillendirmeleri ve bir ortak akıl noktasında konsensüs temin etmeleridir.

 

Kendi adıma, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bizi temsil eden tüm Milletvekillerine fert fert ulaşması dileğimle düşündüklerimi kamuoyu ile paylaşarak sunmak istiyorum:

 

Sayın Milletvekilim,

 

Hepimizin yüreğini burkan, insanlıkla ilişkilendirilmesi mümkün olmayan Mardin’de yaşanan vahşetin detayları hepimiz gibi sizin tarafınızdan da bilinmektedir. Bulunduğunuz mevki itibariyle sıradan bir vatandaş olarak bizim bilemediğimiz detaylara da vakıf olmanız doğaldır.

 

Sözünü ettiğim olay, Mardin’de 44+3 kişinin hayatını kaybettiği katliamın, Türkiye’de yeniden idam cezasının gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koyduğunu ve bunu sizlerden dilediğimizi ifade etmek için bu e-mail’i yazıyorum.

 

Terörist Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslimi sonrası o günün konjöktürü içinde TBMM idam cezasını kaldırdı. Kişisel olarak onaylamadığım, ama parlamentonun verdiği karara saygımdan o konuya ilişkin düşünce ve değerlendirmelerimi bu e-mail’in konusu dışında tutarak, bugün idam cezasının mutlaka yeniden gündeme getirilmesi ve yasalaştırılmasının gerekliliğine inanıyorum.

 

Mardin’de yaşanan vahşetin zanlılarından şu saat itibariyle yakalanan 12 kişiden 8’i tutuklanmışsa da bunların gerçek failler olmasına kanaat getirildiği takdirde sanırım “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” alacaklardır. Bu sürecin çeşitli infaz boşluklarından yararlanarak 15 bilemediniz 20 yıl sonra, -insanın kanını donduran, insanlık dışı bu vahşete imza atan caniler- toplum hayatına yeniden katılacaklar, yani özgür hayata döneceklerdir.

 

Bugün tüm toplum katmanlarında kınanan, lanetlenen eylem; aradan geçen sürede tarihin unutulmuşluğu içinde gündemden çıkmış olacaktır. Ancak bunun istisnaları var ve işte bu istisnayı dikkatinize sunmak istiyorum.

 

Katliamdan bir şekilde kurtulan 8-10 yaşındaki öksüz ve yetimler, tüm yakınlarının, “bütün sülalesinin kökünü kurutacağız” amaç ve hedefli caniliğin faillerinin özgürlüğe adım attıklarını duydukları/öğrendikleri anda, akıllarına ilk gelecek olan ve tüm zihin fonksiyonlarını esir alacak olan “İhkak-ı Hak” duygusudur. Ki, bu duyguyu normal yollardan, eğitimle, terapiyle, sabır dilemekle, lanet okumakla, kaderin sonucu diye yorumlamakla frenlemek mümkün değildir. İşlenen vahşet, sözün bittiği noktadaki açıklanamazlığın, ancak “hak edilen adil bir karar”la karşılık bulacağını sizler de takdir edersiniz.. ki, bu vahşetin karşılığı da, giderek konforlu bir bedava yaşam alanı haline gelen ceza infaz kurumlarında devletin bakım ve gözetiminden en üst seviyede yararlandıktan sonra özgürlüğü hak etmek olmamalıdır.

 

Şimdi bu vesileyle Doğu ve Güneydoğu’daki insanlarımızın yaşadığı yoksulluk, çaresizlik, kimsesizlik üzerinden feodalitenin vazgeçilmez dayanağı acımasız töre ve geleneklerle mücadelenin tartışılması, bir “adli ceza” boşluğunu gölgelememelidir. Elbette bu çıkmazlarımız gerek bürokrasi, gerek akademik ve gerekse sosyal sorumluluk taşıyan tüm sivil kesimlerce tartışılmalı ve çıkış yolları aranmalı; ortak aklın kabul edeceği tüm çıkış yolları da geciktirilmeksizin uygulamaya konmalıdır.

 

İnsanlık değerlerinden bu kadar uzaklaşmanın nasıl bir anlayışa oturtulabileceğini, buna karşılık alınabilecek her türlü maddi ve manevi tedbirlerin öncelikli olarak bilimsel olarak tespiti ve icracı mercilerce de ciddiyetle ele alınıp sabırla uygulamaya konması ve sürdürülmesindeki zarurete de itirazımız olmaz, buna kimsenin de itirazı olmaz, olamaz.

 

İtirazi kaygım; ceza kanunlarımızdaki bazı fillere karşı konulan müeyyidelerden “müebbet” ve “ağırlaştırılmış müebbet” cezaların, infazları itibariyle vicdanları tatmin etmekten uzak bulunduklarının bilinmesi ve kabullenilmesidir. Elbette, idam cezasının cevfel kalem verilecek bir ceza olmadığı gibi, cezaya muhatap olanın yakınlarınca bile asgari seviyede bir kabullenişi doğuracak –tüm yargı merhalelerinden geçtikten sonra- Milli İradenin yansıma odağı TBMM’nin onayı ile infaz edilebilmelidir. Bunun prosedürünü elbette Yasama ve Yargı erkini elinde tutan merciler, kendilerini ilgilendiren her aşamada tüm boyutlarıyla değerlendireceklerdir. Ama yaşadığımız çağın getirdiği öylesine bazı durumlar var ki, bunun hem caydırıcı hem de vicdani kanaatlerdeki yeri ancak ve ancak “idam”la karşılığını bulmaktadır. Bu konu artık, geciktirilmeden parlamentonun gündemine getirilmeli ve bir an önce, insanların kendi adaletini kendi infaz etme isteminin önüne geçilmelidir.

E Mail: skaraca51@hotmail.com

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN