Yazdır

MEDYANIN YANDAŞLIK ANALİZİ

Aktif .


GÜRKAN HAYDAR KILIÇARSLAN / MEDYALOG

Medyada bilir bilmez herkesin kullandığı “yandaş medya” ifadesi üzerine küçük bir analiz yapma gereği duydum. Söz konusu yandaşlık ve taraftarlık ayrımı aslında özellikle 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin iktidara yürüyüşü sırasında “Bir kısım medya” ile başladı dersek çok yanılmış olmayız. Gerçekte bu ayrımın mucitleri “Milli Görüş” ekolü olmakla beraber medyamızda taraftarlık, yandaşlık ezelden beri var oldu.


1980 öncesi dünyanın çift kutuplu düzeni çerçevesinde sağcı ve solcu medya organları vardı. O yıllarda Milliyet Gazetesi solcuydu. Milliyet, o yıllarda Abdi İpekçi çizgisinde ilkeli bir yayın organıydı. Henüz Türkiye Zafer Mutlu, Mehmet Yılmaz, Ertuğrul Özkök, Hıncal Uluç gibi medya dahileriyle tanışmamıştı. Hatta Hıncal o yıllarda sarı-kırmızı kaşkol takan Cumhuriyet’te yazan bir top yazarı bile değildi.

 

Hatalıysam düzeltsin, Engin Ardıç üstün zekasını erotik yazılar yazarak göstermekteydi. 1980 öncesinde Tercüman Gazetesi’nin liderliği üstlendiği sağcı medyada yazı yazan Taha Akyol’un, Güneri Civaoğlu’nun o yıllarda Milliyet’te yazı yazacaklarını düşünmek densizliğin doruk noktasına bayrak dikmekten farksızdı. Elbette o yıllarda Mehmet Barlas’ın bir gün gelecekte Yeni Şafak’ta bile yazacağını düşünmek ham bir hayaldi ve bu hayalin olgunlaşıp ağaçtan düşmesini beklemek için bir kimsenin epeyce boş bir zamanının olması gerekirdi.

 

Ama o yıllarda en “beklenmedikler” yıllar sonra doğal karşılanır oldu. Soldan sağa geçişler o denli çok oldu ki, sağda sağcılara bile neredeyse yer kalmadı. Bu yüzden bir kısım aslen en koyu sağcı oldukları halde kendilerini hala solcu sananlar da bu geçişleri yapanlara “liboş” diyerek onları aşağıladılar. O yıllarda en sağcı yazıları kaleme alanların, sağcı gençleri solcuların üstüne iteleyenlerin yıllar sonra eskinin sol gazetelerinde yazmalarına ise pek ses çıkaran olmadı.

 

1983 sonrası Türkiye, Özal’ın 2.5 gazete dönemiydi. Özallı yıllar ve öncesindeki darbeli yıllar internetin keşfi ve yaygınlaşmasının öncesine denk geldiği için özellikle genç kuşaklar, pek okumayı da sevmedikleri için bu yılları pek bilmiyorlar. Bugün gazetelerin okur yorumları köşelerine saçmalık bırakan pek çok genç okur, aslında okumadıkları için, sadece internette gezindikleri için ve karşılaştıkları haberleri bile okumadan o haberlere yorum bırakmayı zevk edindikleri için geçmiş yılların sık sık hatırlanmasında fayda var.

 

Bugün özellikle Doğan medyasının internet sitelerinde her an rastlayabileceğiniz “okumadan yorum yapanlar” grubuna hem 80 öncesini, hem Özal yıllarını ve hem de Türkiye’nin en karanlık yılları top 10 listesinde 70’leri ve 80’leri bile geride bırakarak “number one” olan 90’lı yılları Erkut abi titizliğinde öğretmek gerek. Bu açıdan bakıldığında yeniHarman’ın Nisan ayı seçim özel sayısının arka kapağında yer alan biri eski biri mevcut iki Cumhurbaşkanı fotoğrafını özenle saklamak gerek.

 

Fakat yine de endişeye mahal yoktur. Yazarınız GHK, her zamanki gibi gerçek ne ise ortaya çıkaracak. Daha doğrusu zaten ortada olan gerçeğin çevresini kaplamış olan çeri çöpü temizleyecek, tozları, molozları ortadan kaldıracak, ya da bir arkeolog gibi üstü tamamen örtülmüşse diş fırçasıyla gerçeği arayacak ve bulacak.

 

Bugün pek çok okur ve yazarda, “aydın” ve “baydın”da yanlış bir kanı var. “Yandaş Medya” olarak anılan bir medya var. Bu medyanın özelliği iktidar yanlısı olması... Bu yandaş medya yüzünden ülkede haber alma özgürlüğünün zarar gördüğü, gerçeklerin gizlendiği, iktidar borazanlığı ve yalakalığı yapıldığı, özellikle “bir kısım medya” tarafından sürekli dile getiriliyor.

 

Hatta “yandaş medya”nın kendisi de eski adı “bir kısım medya” olan medyaya “yandaş medya” diyor. Sonuçta neredeyse medyanın tamamı yandaş olmuş oluyor. Ben kısaca hemen hepsine “paydaş medya” demeyi uygun görüyorum. Çünkü hatırlatmakta fayda var. Babamızın hatırına medyacılık oynamıyor bunlar. Hepsi “pay” derdinde... yeniHarman gibi değiller onlar. Hepsi bir pastanın payları peşindeler ve tüm kavga da zaten bu...

 

Paylaşmayı bilmiyorlar. Bakın yeniHarman’a. Bir pay derdi yok. Alternatif medya, tüm dünyada olduğu gibi bu ülkede de beş parmak kardeşten “hani bana hani bana” bile diyemeyen medyadır ( Çocuk olmuşlar bilir. Buraya bir kuş konmuş, biri tutmuş, biri kesmiş, biri pişirmiş, biri yemiş, küçük parmak da okuldan gelmiş, hani bana, hani bana demiş). Şu anda “yandaş olmadığını iddia eden” de okuldan yeni gelmiş küçük parmaktır. Alternatif medya veya özelde yeniHarman, daha çok başka bir elin işaret ve orta parmakları arasından kafasını uzatan başparmaktır. Her medya gibi Türkiye medyası da bu hareketi hak etmektedir. Bu hareketin olmadığı bir ülkenin sonu Nazi Almanyası veya Saddam Irak’ıdır.

 

Türkiye’de tiraj listelerinde boy gösteren toplam 37 ulusal gazete var. Gerçekte yerel ölçekte bu listede yer alan gazetelerin pek çoğundan fazla tirajı ve etkinliği olan gazeteler olmasına rağmen bizim işimiz ulusal ölçekte. Bu 37 gazetenin içerisinde 4 adet gazete ise top gazeteleri olup onları analizimizin dışında görebiliriz. 3, bilemedin 4 büyüklerin “yandaşı” olan bu top gazetelerini listemizden çıkarınca ulusal gazete sayımız 33 olarak görünüyor. Bu 33 gazeteden 2 tanesi ise komple ekonomi gazetesi. Referans ve Dünya gazeteleri. Bu 2 gazetenin “tune” bir incelemede yandaşlık boyutları tartışılır veya sorgulanır düzeyde olsa da, ben söz konusu bu 2 gazeteyi de dışarıda tutmayı yeğliyorum. Kaldı 31 gazete... Hadi listenin en sonunda yer alan ve yeniHarman’ın tirajlarının yakınından bile geçemeyen en son gazeteyi de çıkaralım ve şu 31 sayısından kurtulalım da daha akılda kalır bir sayıya ulaşalım. Kaldı 30 gazete.

 

Buna göre referans sistemimizin yandaşlık boyutunu “AKP Yandaşlığı” ve “AKP Karşıtlığı” olarak belirlediğimizde gördüğümüz manzara şudur. Toplam 11 ulusal gazete, yayınlarında izledikleri habercilik anlayışı, manşet tercihleri, yorumcu değerlendirmeleri gibi nesnel medya ölçekleri ile değerlendirildiğinde iktidar partisi olan AKP’ye yakın, yandaş veya ciddi oranda destekliyor. Bu gazeteler, değerlendirmeye aldığım tiraj haftasındaki tirajlarına göre sıralandıkları zaman “Zaman, Sabah, Takvim, Türkiye, Yeni Şafak, Star, Bugün, A. Vakit, Taraf, Yeni Asya, Today’s Zaman” olarak sıralanıyor. Karşı cepheye baktığımız zaman ise ortak yönleri AKP karşıtlığı olan ve bu nedenle kalitesi muhtelif oranlarda değişen muhalif yayıncılık izleyen 17 gazete var. Bu gazeteler yine tirajlarına göre “Posta, Hürriyet, Vatan, Milliyet, Akşam, Sözcü, Güneş, Cumhuriyet, Yeniçağ, Milli Gazete, Radikal, HO Tercüman, Ortadoğu, H. Daily News, Yenimesaj, Birgün, G. Evrensel” olarak sıralanıyorlar. Bu iki grubun dışında ne yaparsam yapayım her iki gruba da sığdıramadığım 2 adet gazete var. Onlar ise bugün itibariyle hakikaten “nötr” konumdalar. Bu gazeteler ise özellikle ilkinin iddiasını baz alırsak Habertürk ve doğal olarak Şok gazeteleri... AKP yandaşı gazeteleri “Turuncu Medya”, AKP Karşıtı olan gazeteleri “Kırmızı Medya”, nötr olan gazeteleri “Sarı Medya”, top gazetelerini “Top Medyası”, ekonomi gazetelerini “Borsa Medyası” olarak ayırırsak ve işe tiraj boyutunda bakarsak durum nasıl ve ne vaziyette?

 

Rasgele seçilmiş 6-12 Nisan haftasının tiraj raporlarına göre;

 

Turuncu Medya : 1.810.511
Kırmızı Medya : 2.123.090
Sarı Medya : 337.375
Top Medyası :479.450
Borsa Medyası :55.208

Söz konusu haftanın toplam tirajı ise 4.805.634.

Görüleceği üzere, tiraj baz alındığında AKP yandaşı turuncu medya % 38, AKP karşıtı kırmızı medya % 44, Top medyası % 10 ve nötr olan sarı medya % 7 olarak bir ayrım gerçekleşmektedir. ( Borsa medyası Binde 25 olduğu için grafikte yer almıyor. )

 

Çıkan sonuç hem şaşırtıcı ve hem de şaşırtmayıcıdır. Şaşırtıcıdır. Çünkü en son seçim sonuçlarına göre AKP’nin aldığı oyla birebir örtüşen bir AKP medyası vardır ve bu dengeyi yakalayabilmiş olan iktidarı kutlamak gerek diye düşünüyorum. Hele de işe sadece Zaman ve Yeni Şafak ile başlamış olduklarını düşündüğümüzde başarının boyutları daha iyi anlaşılıyor. Öte yandan “Yandaş Medya” diye bas bas bağıran muhalif medyanın Türkiye tarihinde ilk defa olmak üzere iktidar aleyhinde % 44 gibi ezici bir tiraj oranına sahip olmalarına rağmen neden bu kadar panik halinde olduklarını anlamak güç gerçekten.

 

Çünkü Türkiye siyasi yaşamında AKP dönemi dışında tüm iktidar dönemlerinde, medya, bilineceği ve hatırlanacağı üzere daima iktidar yanında yer almıştır. Kırmızı medya listesinde adı geçen “Cumhuriyet, Milli Gazete, Ortadoğu” gibi yayın organlarının desteklediği siyasi hareketler geçmişte en fazla bir iki yıllığına iktidara ortak olmuşlar veya kerhen desteklemişlerdir. Bunun dışında bu gazeteler veya geçmiş dönemlerde bu gazetelerin ataları olan gazeteler genellikle muhalif kalan biricik yayın organlarıdır. (Elbette burada Cumhuriyet için bir parantez gerekmektedir. Cumhuriyet, bu ülkenin ilk iktidar gazetesi olduğu halde ömür boyu muhaliflik payesini kazanmış tek gazetesidir. Bir gün, Birgün Gazetesi bile iktidara ortak olabilir ama Cumhuriyet’in bu konuda bence hiç şansı yoktur ve bu nedenle bazı yazarları artık halktan umudu kesmiş ve halk düşmanı darbecilerden medet umar hale gelmişlerdir. Bu bir dramdır. )

 

Sözün kısası, özellikle Türkiye’nin en büyük yayın grubu olan Doğan grubunun muhalif duruşu nedeniyle bugün Türkiye’de ve hatta belki de dünyada eşine sık rastlanmayan bir medya-iktidar denklemi oluşmuştur. Türkiye’nin geleneksel çizgisinde iktidarı destekleyen medyanın tiraj oranı hiç bir zaman % 60-70’in altına inmemiştir. Özellikle Özal’lı yıllar bu durumun en güzel örneğidir ki o yıllarda medya desteği % 80’lerde seyretmekteydi..

 

1989-1994 yılları arasında 40 yılda bir ülke genelinde yerel yönetimleri elde eden CHP’nin hem ardılı ve hem öncülü olan SHP’nin başta İSKİ skandalı olmak üzere merkez medya tarafından bir tanecik Cumhuriyet’in üstün gayretlerine rağmen nasıl bertaraf edildiği hatıralarda ve hatta belgelerdedir. Bugün CHP’yi destekleyen Doğan medyasının ANAP’lı yılların en büyük destekçisi olduğu unutulacak bir vaka değildir.

 

Gerçek şudur. Aslında bozuk ve çürümüş bile olsa ve hatta sol ile alakası bile olmasa “soldan” nefret eden sözde merkez medya, İstanbul ve Avrupa kökenli uluslararası sermaye gruplarının sesi olan Doğan Medyası gibi medyalar denize düştükleri için Deniz’e sarılmışlardır.

 

Merkez sağın derin devlet unsurlarınca kontrol edilebildiği yıllarda sadece merkez sağ sanılan ANAP, DYP çizgisini destekleyen ve sadece fantezi düzeyinde liberalleşmiş eski solcuları bünyesinde barındıran merkez medya bir zamanlar SHP düşmanı bir medyaydı. Ancak 90’lı yıllarda Anadolu’nun bağrından kopup gelen ve yıllarca İstanbul sermayesinin muhafazakarlık oyunlarına kanarak sağcı iktidarları destekleyen kitleler Refah ve nihayet AKP çizgisini desteklemeye başlayınca, üstelik bu geçiş döneminde merkez sağın geçirdiği metamorfoz yüzünden ortada bilindik bir merkez sağ kalmayınca kendini merkez medya olarak tanımlayan İstanbul burjuvazisinin medyası da birdenbire CHP medyası haline geliverdi.

 

Türkiye enteresan bir ülkedir. 10 yıl içerisinde görüşleriniz tamamen değişebilir. Görüşleriniz değişmese bile sanki bir bayrak yarışı yaparlarmış gibi görüşlerinizi savunanlar değişebilir. Ben 30 yıl önce Güneri Civaoğlu’na küfreden Milliyet okurlarının halen Milliyet okuduklarını ve halen Güneri Civaoğlu’na küfür etmeyi ihmal etmediklerini biliyorum.

 

Kusura bakmayın. Bunlar benim görüşlerim değil. Ben gözlemlerimi aktarıyorum. Onlar aynı Milliyet okurları. İnatla Milliyet almayı sürdürüyorlar. Taha Akyol ve Civaoğlu bile bu sevgilerine engel olamadılar. Burası Türkiye. Ne yapacaksınız?

Elbette burada değinilmesi gereken önemli bir konu var. Her ne kadar gazeteler bu çeşit bir ayrıma tabi tutulmuş olsalar bile köşe yazarlığı müessesesinde durum biraz farklı. Nasıl ki, özellikle Doğan medyasının sergilediği dengesiz CHP yandaşlığı eleştirilmeyi hak ediyorsa, AKP yandaşı olan medyada ise AKP’yi eleştiren isimlerin azlığı ve hatta yokluğu çok ciddi bir sorun olarak görünüyor. Neticede Doğan medyası içerisinde Hasan Cemal de yazıyor. Hatta Akif Beki bile yazıyor. Hatta en koyu AKP düşmanı olan yazarlar arasında CHP’yi de aynı acımasızlıkta eleştiren isimler de var.

 

Oysa bozuk bile olsa benzer bir dengeyi Turuncu medya içerisinde görmek neredeyse mümkün değil. Bu durum turuncu medyası için bir utanç kaynağıdır. Bu medya içerisinde bir parça Taraf ve hatta Yeni Şafak dışında iktidarı eleştirmeye cüret edebilen kalem sayısı yok denecek kadar az. Düşünün ki, Sabah Gazetesi’nde eleştiri görevi, neredeyse sadece Umur Talu’ya kalmış.

 

Kusura bakmasın, Hıncal Uluç’u tıpkı Ahmet Hakan gibi ben de ciddiye almıyorum. Kendisini tıpkı Mehmet Yılmaz kardeşim gibi şahsen severim ama 100 IQ seviyesinde muhalif olmak, muhalif olmak demek değildir ve bence onun artık her 100 günde bir Sabah’ı terk edeceğini açıklamasından da herkese fenalık gelmiştir. Bence kendisine en çok yakışanı yapmalı, halktan en kopuk gazete olarak gördüğüm Vatan Gazetesi’nde kendisine bir sayfa edinmeli ve boşalttığı sayfayı ben doldurmalıyım ki hem yandaş medya okurlarının zekasına saygı devri başlasın, hem de yandaş medya içerisinde Başbakan’a “ey Tayyip kardeşim” diyecek yiğitlikte, cüret, cesaret ve samimiyette bir kalem yazmaya başlasın da yandaşlık yandaşlık olalı gerçek yandaşlığı görsün.

 

Bence bu işten en çok Tayyip kardeşim karlı çıkar ve bugüne dek yazdıklarımı çaktırmadan uygulamaya son verip aleni bir şekilde yazdıklarımı uygular da, GHK’nın şanı da alır başını gider. Benim Tayyip kardeşim maalesef yandaş medyada sizleri değil, GHK’yı okuyor. Çünkü samimi halk çocuğu samimi halk çocuğunu daha gözünden tanır. Öyle değil mi Tayyip kardeşim....

 

( Hıncal Uluç giderken Haşmet Babaoğlu’nu da yanına alabilir ve Selahattin Duman ile beraber aynı gazetede 100 IQ seviyesine hitap etmeye devam edebilirler. Vatan Gazetesi’nde Okay Gönensin dışında bana hitap eden bir yazar çıkmadı bugüne kadar. Bu durum bir skandaldır. Bir gazetenin köşe yazarları gazetenin profilidir ve bu kadar düşük profilli bir gazeteyi başarmanın da kolay olmadığını teslim etmeliyim. Tamam ben de 139 IQ ile sizi zorluyor olabilirim ama neticede 90 IQ’lu insanları da anlayabiliyorum. Nedir sizin derdiniz? Nasıl bir ülkede yaşıyorsunuz siz? Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın en sevmediği gazetecilik profili, daha doğrusu Türkiye medyasının seviyesinin düşmesinin baş sorumlularından biri olan Zafer Mutlu gazeteciliğinin artık tarih olması gerektiğini düşünüyorum. Benim tanıdığım hiçbir halk, asla bu gazetenin hitap ettiği halk olmadı. Kusura bakmayın ama benim “bit yavrusu” dediğim insanlardan başka Vatan okuru tanıdığım olmadı. Yanlış anlama olmasın lütfen... Bir tesadüf de olabilir. Öyle denk gelmiş olabilir. Dost acı söyler. Yoksa yok başka gayem. )

Doğan medyası eleştiri hak edebilir ama bu medyada şu veya bu nedenle iktidarı destekleyen yazarlar ve yayınlar da olabilmektedir. Hattı zatında Ergenekon iddianamelerinden öğrendiğimize göre Doğan medyası zaman zaman ne İsa’ya ne Musa’ya, ne de İsmail’e yaranabilmiş ve darbeci kliklerin hoşlanmadığı yayınlar da olabilmiştir. Oysa AKP yandaşı olan Turuncu medya içerisinde Tayyip Erdoğan’a benim yeniHarman’da yazabildiğim gibi “ey Tayyip kardeşim!” diye seslenip Tayyip kardeşine en çok ihtiyaç duyduğu zamanda akıl fikir verebilecek isimler bile neredeyse yok’a yakındır.

 

Zaten gündemi dikkatli takip edenler, Tayyip Erdoğan’ın yandaş medyadan çok alternatif medyada GHK tarafından kendisine sunulan önerileri dikkate aldığını da görebilirler. Bu durumda “turuncu medyanın işlevi nedir” sorusu dikkate değmektedir. Ne işe yaramaktadır yandaş medya? İktidara yalancı ayna olmaktan öte işleviniz nedir? Elbette aynı soru “kırmızı medya” için de geçerlidir. Bırakınız iktidara akıl fikir vermeyi, iktidarı seçen halka hakaret etmenin ne iktidarı yerinden ettiği vardır, ne de iktidara alternatif olması gereken muhalif hareketlere bir katkısı vardır. Neticede olan biten tribünlerdeki okurlara amigoluk yapmaktır. Cephe yazarlığıdır. Mastürbasyon yazarlığıdır. Okurlarınıza mastürbasyon hizmeti vermekten öte sizin yaralı bir parmağa işediğiniz olmuş mudur? Okurları terörize eden ya da gereksiz rehavetlere sürükleyen bir yazarlığın, ne yazara ne okurlara bir faydası vardır. Gün tüketmekten öte bir faydanız maalesef yoktur ve olmamıştır da... Bakınız Tayyip Bey kardeşim “kabine fazla değişmemeli” diyen Fehmi Koru kardeşimi değil, “Birkaçı hariç, tümünü değiştir.” diyen GHK’yı dinledi. Hadi bu konuda bana inanmazsınız. Başka örnek vereyim. AKP’li Belediyelere “Bir daha festival, şölen, bilmemne yapmayın.” diyen kimdi ki MHP’ye kaptırılan Etimesgut Belediyesi’nin kafamı şişiren şölenlerini nerede okumuştunuz?. Teşekkürler Tayyip Bey kardeşim... Durmak yok, aynı samimi sevgi ve saygı dairesinde, tek bir beklenti olmadan eleştirmeye devam...( Hıncal Uluç’un sayfasını beklenti olarak saymamak gerek. Maksat vatana millete hizmettir.)

Denilebilir ki, bu analizin tiraj raporları doğrultusunda yapılması ne denli sağlıklı? Çünkü Zaman’ın tirajına inanmayanlar var. Sonuç olarak, Zaman’ın gerçekdışı tirajlarına rağmen durum budur. Evet, Zaman’ın tirajı gerçekdışıdır. Çünkü benim 16 daireli ama sadece 8 dairenin yaşadığı apartmanımın önünde yer alan doğalgaz borularına her gün 5 tane Zaman bırakılıyor. Ha, belki 16 daire nedeniyle 16 tane bırakılıyor ve benden erken çıkan komşularım tarafından gazeteler toplanıyor da olabilir. Fakat bu durumu bir eleştiri olarak da kabul etmemek gerek. Tam tersine bunu bir hizmet olarak gördüğümü de söyleyebilirim. Sayelerinde, GHK gibi bir medyalog Zaman için para ödemiyor ve bedavaya okuduğu gazeteyi işte bakın burada eleştirmiyor bile. Teşekkürler Ekrem Dumanlı kardeşim... Keşke diğer gazeteler de benzer bir hizmet yapabilseler de burada herkes hakkında çok şirin satırlar yazılsa.

 

Kimse gücenmesin. Sadece gerçekleri yazıyorum. Evet, tirajın gerçekdışı olduğunu söylüyorum. Ama tirajın gerçek dışı olması tirajın “yalan” olduğunu ifade etmez. Neden mi? Çünkü bir gazete “bedava” da olabilir. İlla satılması gerektiğini kim çıkarıyor? Sonuçta gazetelerin gerçek gelirleri ilanlardan, reklamlardan temin edilir. Hatta bu yüzden tirajın artması aleyhte bir durumdur. Dünyanın hemen her tarafında, hatta Afrika’da bile metrolarda, otobüslerde, duraklarda, sağda solda, sokakta birtakım kutular içerisinde bedavaya dağıtılan gazeteler vardır. O ülkelerde parayla satılan gazeteler, hatta Türkiye dışında bütün dünyada parayla satılan gazeteler, içerisinde dolu dolu yazıların olduğu, hepsini okumaya kalktığınızda gününüzün yetmeyeceği gazetelerdir.

 

Beğenmediğiniz Nijerya’da bile gazeteleri inceledim. Nijerya’da gazetelerin 40-50-60 sayfa, hem de pek içerikli, seviyeli yazılarla dolu olması, fotoğrafa, asparagasa, seviyesiz magazine, spora sadece ihtiyaç kadar yer verilmesi karşısında dudağım uçukladı benim. Oysa Türkiye’de içerisinde görece en çok yazı olan gazetelerden Zaman Gazetesi dışında tüm gazetelerin tirajlarının ciddi bölümü parayla satılıyor. Bu da memlekete özgü bir saçmalık işte. Normalde bir Batı ülkesinde, Afrika’da veya Asya ülkesinde parayla satılması gereken Zaman, Türkiye’de bedava dağıtılıyor.

 

Normalde Türkiye dışında beleşe dağıtılması gereken “flyer” kadar, hatta “coffé bülteni” kadar içinde yazıların yer aldığı gazeteler bu ülkede parayla satılıyor (Gerçi onların da çoğunun turuncu olsun, kırmızı olsun benzin istasyonlarında promosyon aracı olduklarını biliyorum. Bunun kınanacak bir durum olmadığını, tam tersine zaten bu gazetelerin hemen her yerde dağıtılması gerektiğini düşünüyorum.) Sonuçta iyi kötü ilan ve reklam geliri olan veya başka kaynaklardan gelirleri olan gazetelerin bedava dağıtılması ayıp değildir. Tam tersine bu uğurda yepyeni tüketiciler elde edileceği için kazançtır bile.

 

Neticede hepimiz biliyoruz, bu gazeteleri rahmetli babamın hayrına kapıma bırakmıyor Ekrem Bey. Ama benim gibi bir dar gelirli medyaloga az da olsa bir katkıda bulunuyor ve yeri geliyor buna göre benim alışveriş yapacağım zaman “dur şu marketten değil, bu marketten alayım” dememe yol açabiliyor. Kapitalizmi öğrenmek istiyorsanız bırakınız bu cemaate küfretmeyi de, en azından onları bilen birilerine danışın.

 

Ertuğrul Özkök’ün yere göğe sığdıramadığı ve rol model olarak sunduğu “Ayşe Arman Gazeteciliği” cemaati Ahmet Hakan’a soracak kadar cahil. Oysa bu cemaati Ahmet Hakan’dan daha iyi bilen bir gazetecilik modeli de var bu ülkede. “GHK Gazeteciliği”... Alperen Ocakları’ndan, Dev-Genç’lisine, Ergenekon dostundan Ergenekon düşmanına bir okur profiline sahip olan bir başka yazar var mı bu ülkede? Hem de bu ülkede? İletişim Fakülteleri, 50 yıl sonra Abdi İpekçi’den, Uğur Mumcu’dan bir de sonu benzemesin GHK’dan bahsedecek. Zafer Mutlu gazeteciliği ve Ayşe Arman Gazeteciliği gibi gazetecilikler unutulacak. Bu da gayet doğaldır. Kötü anılar unutulmaya mahkumdur. Ve unutmayın. Bunlar benim fikrim değil. Yoksa ben Ertuğrul Özkök’ü de, Ayşe Arman’ı da inanın hem severim hem kaçırmadan okurum. Hatta Sedat Ergin gibi değilim. Akif Beki’yi bile okurum. İnanmayacaksınız ama Haydar Dümen’i bile okuyorum ben...

 

Maalesef öngörülerimin % 90’ı doğru çıktı. Sadece o yüzden diyorum. Ve sizde, kalan % 10’a girecek bir istidat görmediğimi de söylemek zorundayım. Kötü anı olarak hatırlanmak bile istenmeyecek çoğunuz. Biliyorum aslında derdiniz gelecek melecek değil. Siz gününüze bakıyorsunuz. Ama ortaya çıkıp eserlerinizin kalıcılığından bahsediyorsunuz ve bazen benim kafamı bile karıştırıyorsunuz. Bari bunu yapmayın dostlarım... Allah gözünüzü doyursun be insafsız köftehor dostlarım... Hiç olmaz ise geleceği bize bırakın.

Bu arada son bir not Habertürk için... Yüzde 10 barajının altında kalıyorsunuz. Logaritmik bir grafik çizseydim ana koordinat ekseninin altında kalacaktınız. Şok Gazetesi ile aynı kümede yer almak hoşunuza gitmediyse siz de bir an önce karar verin artık... Bekleyecek halim kalmadı. Tarafsız medya olunur muymuş?. Yenisiniz diye ses çıkarmadım bu analizde. Sizinle de papaz olmama az kaldı. Cicim ayları bitiyor. Anladınız siz onu...

NOT: Bu yazı Yeni Harman Dergisi'nin Mayıs Sayısında yayınlanmıştır.

E MAİL: populistus@yahoo.com