forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

ESKİ ARKADAŞINDAN FARKLI BİR ERTUĞRUL ÖZKÖK PORTRESİ...

Aktif .

hasan_bulent_kahramanSabah Gazetesi'nde yazan Hasan Bülent Kahraman, üniversite yıllarından arkadaşı olan Ertuğrul Özkök'le ilgili farklı bir değerlendirme kaleme almış. Gençlik yıllarından tanıdığı Özkök'ün zaman içinde nasıl bir değişime uğradığını yazan Kahraman "Bu Türkiye'de bir dönemin, bir anlayışın, bir modelin kapanması demektir." görüşünü savunmuş...
 
 
HASAN BÜLENT KAHRAMAN'IN YAZISINDAN BİR BÖLÜM..
 
 
....
 
Hürriyet gazetesinin başına gelişi üç buçuk yıl içinde gerçekleşti. 1990'da. Bir televizyon programında söylediğim gibi Hürriyet'te Özal döneminin değişimcilik rüzgârını estirecekti. Bu durumun yadırganacak bir yanı yoktu. Çünkü neo-liberallik, yeni sağ politikalar 1989'da Berlin Duvarı'nı yıkmış ve kendini dünyaya kabul ettirmişti. Fukuyama'nın bu olayı 'tarihin sonu' diye nitelendiren makalesi de kısa bir süre sonra yayımlanacak ve bu siyaset anlayışı hegemonik bir biçimde dünyaya damgasını vuracaktı.

 
Hürriyet on yıl bu minval üzere devam etti. Tabii, bizim değişimden ve özgürlükten anladığımız daima 'gardıropla' ilgili olduğundan Hürriyet Türkiye'ye asıl magazin gazeteciliğinde yaptığı yenilikle yansımaya başladı. Daha doğrusu haberciliğin magazinleşmesiyle! 'Trendler' 'yükselen değer' adı altından insanların önüne koyuluyor, hayatın zevk-i sefa yanı öne çıkarılıyor, hayattan zevk almak marifet olarak sunuluyordu. Siyaset bu anlayışa cevap verdiği ölçüde vardı veya yoktu. O arada Türkiye koalisyonlarla sarsılıyor, Doğan Grubu (o dönemdeki Sabah'la birlikte) hükümet kurup hükümet yıkıyordu.

 
Halbuki Türkiye'de o neo-liberal zihniyetin açtığı yaraya tepki gösteren başka bir oluşum başlamıştı ve ilk sinyal 1994 yerel seçimlerinde verilmişti. 1999 seçimleri bir dönüm noktası oldu. 2002 ise başlı başına bir tarih. Ne Ertuğrul Özkök bu değişimi algıladı ne de Hürriyet.

Bazı dengeler kurulmaya çalışıldıysa da 2000'lerde dünyaya damgasını vuran yeni siyaset ruhu yani siyasal doğruluklar, çoğulculuklar, çok kültürlülükler, mikrolojiler falan Hürriyet'e giremedi bile. Hürriyet yerleşik bir okur kitlesine klasik/konvansiyonel değerleri bir alternatif olarak sundu. Bu Ertuğrul'un yazılarına da yansıyan bir tutum oldu. Başı, ortası, sonu farklı şeyler söyleyen yazılar...

Son dönem ise bir trajedidir bana göre. Çünkü magazini tek gerçek olarak sunar. O umreler, magazincilerin bir gün türbana, çarşafa girip ertesi gün sado-mazo pozlar vermesi, Özkök'ün tavşan kardeş olacağım demesi falan... Kaldı ki, satış rakamı olarak da Hürriyet çok gerilerdeydi. Ben hep şunu söyledim. Hürriyet'in bugün şu kadar satıp en çok satan gazete olması önemli değildir. Çünkü soru niye Hürriyet (tabii Sabah da) mesela 1 milyon satan bir gazete değildir? 70'lerde bu gazete o günkü nüfusa rağmen bugünkünden şu kadar fazla satmıyor muydu?
Şimdi deniyor ki, Hürriyet ve Özkök yaşanan son dönemi, içerdiği sosyolojiyi hiç algılamadı. Tamamen yanlış. Çok iyi algıladı ve ona karşı siyaset yaptı. Hürriyet yaşananları sosyolojik derinliği olan bir vaka olarak değil bir siyaset meselesi, daha doğrusu siyaset kazası veya krizi olarak anlatmaya çalıştı. Siyasal iktidarın değişimiyle sıkıntıların aşılacağını varsaydı. İşin farklı boyutlar taşıdığını kabul etmedi. Bu yöndeki eleştirilere kulak vermedi. Habercilik değil siyaset ve polemik yaptı. '411 el kaosa kalktı' manşeti bu oluşumun başlangıcıydı ve sonunda Ertuğrul Özkök gitti. Bu Türkiye'de bir dönemin, bir anlayışın, bir modelin kapanması demektir. Bu, kitleyi reddedip kitle gazetesi, seçkincilik yapıp avami gazete çıkarma döneminin de sonudur.
 
Şimdi Türkiye yeni bir basın ve gazetecilik bekliyor.
 
 
   

DKM ARŞİVİ