forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

ÖZKÖK, İKİNCİ ÇUVAL İNCİRİ DE BERBAT ETMEK ÜZERE...

Aktif .

atilgan_bayarATILGAN BAYAR /

Uğur Mumcu-Abdi İpekçi gazeteciliğine karşı sit-com gazeteciliğini ürettiğini gururla duyurmuştu Ertuğrul Özkök. Ve fakat, o da ne!

Şimdi, Yayın Yönetmenliği'nden 'yedek kulübesi'ne çekildiği zaman yıldızının parlayacağını söylediği gazetecilere bakın:

Nuray Mert, Kadri Gürsel, Sedat Ergin, Ruşen Çakır, Nazlı Ilıcak ve Ahmet Hakan... Ahmet Hakan, zevahiri kurtarma kotasından listede...
Geleceği parlak bir tane daha sit-com gazetecisi yok mu yahu?

Bu açıklamayı sit-com gazeteciliğinin (şimdilik) çöküşünün itirafı diye de okuyabiliriz.

Ertuğrul Özkök kenara çekildi ve politik tutumlarını tartışabileceğimiz ama ciddiyetlerinden şüphe etmeyeceğimiz sit-com dışı yazarlara yol açmak zorunda kaldı.
Zaten Melih Aşık'tan Hasan Pulur'a kadar bütün nomenklatura'nın da sit-com gazetecileri aşağıladığını biliyoruz. Onlar kendi konumlarını sağlama almak için, gösteriye tahammül ettiler.

Bitpazarına nur yağdırmak imkansıza yakın olduğu için, Ertuğrul Özkök zihninde yeni bir takım yarattı... Kendince Cumhuriyetçi ve yenilikçi olduğunu düşündüğü isimleri kendi takımı olarak sunuyor...

Ama  zamanlamada maalesef bir tuhaflık var. Adama sormazlar mı, sen Uğur Mumcu-Abdi İpekçi gazeteciliğinin bittiğini ilan edip sit-com'cuları parlatmaya çalışırken aniden bir aydınlanmaya mı uğradın diye?

Sorarlar. Ve belki de, hem Türk medyasına, hem de Türk siyaset ve düşüncesine yaptığı büyük kötülük böylece deşifre olabilir. Amiral Gemisi'nin kaptanı, sit-com'cuları parlatıp, Uğur Mumcu-Abdi İpekçi gazeteciliğinin önünü tıkamasa, büyük ihtimalle bambaşka bir medya ve siyaset manzarasıyla karşı karşıya olacaktık.

Medyadaki Cumhuriyetçi, laik, çağdaş blok Hasan Pulur-Melih Aşık-Hakkı Devrim kalibresine hapsolmayacak; daha demokratikleşecek, daha açılacak, daha fazla popülerleşecekti. Türkiye'nin yenileşme sürecine; diyalog yeteneği gelişkin, 'Kurucu Felsefe'yi yeniden üretmeye çalışan' Cumhuriyetçiler de katılmış olacak ve bir dizi endişe çoktan teminatlandırılmış bulunacaktı.

Şimdi, (Nazlı Ilıcak ve Ahmet Hakan'ı tartışmanın dışında tutmak istiyorum) Nuray Mert, Kadri Gürsel, Sedat Ergin ve Ruşen Çakır'ın Özkök tarafından bir çuval incir berbat edildikten sonra sahaya sürülüyor gibi yapılmasında onlara yönelik bir haksızlık da olduğunu düşünüyorum.

Özellikle Nuray Mert'in ve Sedat Ergin'in kimlik ve kişiliklerinde belirginleşmiş Cumhuriyetçi ve demokrat nitelikler, böyle bir bağlam içinde ve Ertuğrul Özkök tarafından sunulduğu zaman onların Doğan Grubu'nun (ve Ertuğrul Özkök'ün) savaşçıları gibi algılanmasına yol açıyor.

Oysa Ertuğrul Özkök, Cumhuriyetçileri savunduğu için değil... Samimi ve yenilikçi Cumhuriyetçilerin önünü zamanında açmayıp, onları sit-com'da boğduğu için medyadaki çöküşü yaşıyoruz.

Ruşen Çakır, 'Ertuğrul Özkök'ün benim ismimi anması mesleğim açısından iyi bir referans değil' diyor. Nuray Mert'in de Sedat Ergin'in de bu tuhaf zamanlama ve prezantasyon biçimiyle içerik ve entelektüel işlevlerini kaybetme tehlikesi bulunuyor.

İktidara yönelik 'daha fazla demokrasi' taleplerini sürdürürken, aynı talebi yanına bir de yenileşmeyi ekleyerek Cumhuriyetçi kamuoyuna ve elbette içinde bulundukları gruba da  aynı zamanda yöneltmeleri gerekmiyor mu?

Özellikle, her kesimle konuşabilme yeteneği bulunan Nuray Mert gibi bir akademisyenin önünde böyle zorlu bir entelektüel imtihan olduğunu düşünüyorum.
Sıkışan tarafın yanında bulunmak bir vicdani tutum gibi görünebilir ama katiyen çözüme yönelik bir entelektüel katkı değil.

Bu tartışmanın sonunda medya düzeni normalleşecek; siyasal görüşleri ne olursa olsun gazeteci ve yazarlar birbirleriyle tartışarak Türkiye Cumhuriyeti'ni ihyaya katkıda bulunabilecekler mi? Buna ilişkin bir zemin sağlanabilecek mi?

Yoksa, yine entelektüeller ve gerçek gazeteciler ihtiyaç halinde tekrar kullanılmak üzere marja sıkıştırılıp, meydan sit-com'culara mı iade edilecek? Soru bu.
Cumhuriyetçiler ve muhafazakarların sağlam bir demokratik vasatta birbirlerini zenginleştirerek tartışamaması sit-com'cu siyaset ve medya elitinin gizli iktidarına yol açıyor. Tanıdığım kadarıyla, Nuray Mert'in ve Sadat Ergin'in de taraflarca zorlandıkları, hakikatte tarafların de aleyhine olan bu basit formatın parçası olabileceklerine ihtimal vermiyorum.

Cesur bir entelektüel sıçrama bekleyerek; ilgiyle izliyorum...



DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN