forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

ÇETİN EMEÇ SUİKASTİYLE İLGİLİ EN CAN ALICI SORU REHA MUHTAR'DAN...

Aktif .

Reha Muhtar Vatan'da çok önemli bir yazı kaleme almış. Çetin Emeç'in eşinin 20 yıl sonra ilk kez yaptığı açıklamaları değerlendiren Muhtar, şu can alıcı soruyu sormuş: Erol Simavi, Emeç suikastından bir süre sonra neden Hürriyet’i apar topar satıp, tamamen İsviçre’ye yerleşti?.. Muhtar'ın yazısını okumanızı tavsiye ediyoruz...




Erol Simavi, Bilge Emeç'i neden aramadı?..


Abdi Bey (İpekçi) öldükten kısa bir süre sonra Milliyet’te çalışmaya başladım...

Onun için Abdi Bey’e yetişemedim...

Muhabir olarak çalıştığım gazete ve ajanslarda “Hangi genel yayın müdürünü ilk sıraya koyarsın?..” deseler, hiç düşünmeden Çetin Emeç derim...

Hürriyet’ten gelmişti Milliyet’e...

Milliyet’ten gitti Hürriyet’e ve ölüme...

Pazarki VATAN’da Sanem Altan’ın Çetin Emeç’in eşi Bilge Emeç’le yaptığı inanılmaz bir röportaj vardı...

***


Bilge Emeç, Hürriyet’in o günlerdeki sahibi Erol Simavi’nin Çetin Emeç’in öldürüldüğü gün de dahil, 20 yıl içinde bir kez bile kendisini ve aileyi aramadığını söylüyor...

Düşünün sahibi olduğunuz gazetenin iki kez genel yayın yönetmenliğini yapan, birkaç ay sonra yeniden genel yayın yönetmeni yapmayı düşündüğünüz yazarınız, kanlı bir suikast sonucu öldürülüyor, ama siz kederli ailesini bir kez olsun aramıyorsunuz...

Alışılmış bir durum değil bu...

Sanem Altan’ın röportajına baktığımda, bu alışılmadık durumla ilgili çok ilginç sorular kemiriyor beynimi...

Çetin Emeç benim genel yayın yönetmenliğimi yapmış bir gazeteciydi...

***


Her şey bize açıklandığı gibi mi, yoksa Bilge Emeç’in de sorduğu gibi, “bazı şeylere inandırıldık mı biz?..”

Bu basın ustasının en azından anısına saygı uğruna beynimi kemiren soruları sormalıyım şimdi:

1) Erol Simavi, niçin aradan geçen 20 yıl içinde bir kez olsun aileyi arayıp, başsağlığı bile dilemedi?..

Bu normal bir davranış mı?..

2) Erol Simavi, Emeç suikastından bir süre sonra neden Hürriyet’i apar topar satıp, tamamen İsviçre’ye yerleşti?..

3) Simavi’nin Hürriyet’i satışıyla, Çetin Emeç suikastı arasında bir bağlantı var mı?..

Simavi kendisine yönelik bir saldırı olacağından mı korktu?..

4) Röportajda Cengiz Çandar’ın Semra Özal’a atfen söylediği olaylar neler?..

Turgut Özal’a yapılan suikast, Çetin Emeç suikastı ve Erol Simavi’nin apar topar Hürriyet’i satıp İsviçre’ye gidişi arasında bir bağlantı var mı?..

MİT’in Özal dönemi müsteşarı Hiram Abas’ın Çetin Emeç’i suikasttan kısa bir süre önce, “Güzergâhını değiştir” diye uyarmasının anlamı ne?..

5) Birileri biliyor muydu Çetin Emeç’e suikast düzenleneceğini?..

Biliyorlarsa nereden biliyorlardı?..

6) Kar maskeli adamlar tanınmayacaklarına göre, takip edip Çetin Emeç’in şoförünü de niye öldürdüler?..

Kendi şoförü o gün neden yoktu?..

***


Bilge Emeç bu soruların yanıtını arıyor...

Aslında Türkiye’nin bu soruların cevabını araması ve bulması gerekiyor...

Öldürülen insanlar, bu toplumun en tepe noktalarına çıkmış insanlar...

Hürriyet’i yönetmişler, Milliyet’i yönetmişler, Cumhuriyet’te yazmışlar, Agos’u kurmuşlar, Cumhuriyet savcısı olmuşlar, üniversitelerde kürsülerin başına geçmiş koskoca profesörler, edebiyatçılar, şairler teker teker öldürüldüler...

Bir ülke, toplumsal hiyerarşisinin en tepesine çıkarttığı insanları silahlardan ve suikastlardan koruyamıyorsa, o suikastların hangi nedenlerle yapıldığını aydınlatamıyorsa, o ülkede demokrasi de Cumhuriyet de doğru düzgün işlemez...

Birileri bize “simetrik veya asimetrik savaş” çeşitlemeleri yerine bu olayların bir izahını yapmalı...

Uğur Mumcu’nun, Abdi İpekçi’nin, Çetin Emeç’in ve diğerlerinin “neden öldürüldüklerini bilmek istiyorum...”

Asimetrik savaşı değil, simetrik cevabı istiyorum!..


***



NEREYE GİDİYORSUN BAŞKAN, 3. GOLÜ KAÇIRACAKSIN?..

Önceki gece Manisa-Fener maçının son dakikalarında, Manisa golü atıyor ve 2-1 oluyor...

Aziz Yıldırım’ın morali bozuluyor, yerinden kalkıyor ve tribünü terk ederek, muhtemelen arkadaki salona geçmek istiyor...

Belli ki son dakikada gelen golle morali bozulmuş, yalnız kalmak, rakip taraftarın bakışlarından kurtulmak istiyor...

O sırada şeref tribününde bulunan Mehmet Büker isimli arkadaş, Aziz Yıldırım’a güya espri yapıyor:

“Nereye gidiyorsun Başkan!.. 3. golümüzü kaçıracaksın!..”

Hani “hırt”lık denir ya aynen öyle bir durum...

***


Bunun üzerine Aziz Yıldırım sinirleniyor ve küfürü basıyor...

Kimsenin küfürünü haklı görmem, göstermem... Ama benim başıma geldi ve benim de bütün sinirlerim ters yüz oldu, onun için Aziz Yıldırım’ın durumunu hissedebiliyorum...

Mehmet Büker isimli arkadaşa şunu sorayım önce:

“Arkadaş sen, Aziz Yıldırım’la 40 yıllık arkadaş mısın da böyle bir espriyi Fenerbahçe gol yediğinde herkesin ortasında ona yapma hakkını kendinde buluyorsun?..”

Aziz Yıldırım’ı televizyondan tanıyor olman, her televizyonda gördüğüne enseye parmak espri yapma hakkını sana verir mi?..

Yolda gidersin hırbonun biri bağırır: “Rehaaa...”

Hani sanarsın ki anası ondan önce seni doğurdu...

Dönersin bakarsın ki hiç tanımadığın biri, pis pis sana sırıtıyor...

***


Fenerbahçe gol yemiş...

Elbette gol yiyen takımın taraftarının morali bozuk olacak...

Üstelik o adam kulübün başkanı...

Sadece bir taraftarı olarak değil, taşıdığı sorumluluk itibariyle bin kat daha fazla morali bozulacak...

Adamı yakından tanımıyorsun, arkadaşı değilsin...

O kişi bir kulübün başkanı...

Bu kadar empati yoksunu bir duyarsızlık olabilir mi?..

***


Şimdi birileri diyebilir ki “Amma da büyüttün, alt tarafı bir espri yapmış adamcağız...”

Eğer o adamcağız espri yapıyorsa ve eğer o adamcağızın maçası sıkıyorsa, gitsin o espriyi “binlerce Fenerbahçeli’nin ortasında Fener tribününde yapsın...”

Madem espri, orada yapsın da görelim...

Beşiktaş’ta yöneticiyim...

Bir gün bir Ankara deplasmanından mağlup gelmişiz...

Sinirlerim nasıl ip gibi gerilmiş...

Yenilgi sonrası demeç, kameralar, sorular derken şöyle bir rahatlayayım diye bir yere gitmişim, tanıdıklarla kafamı boşaltmak istiyorum...

O sıralarda çok uzaktan tanıdığım, Aziz Yıldırım’ın da dostu olan birisi geldi, herkesin ortasında bana “berbat” denecek bir espri yaptı...

İp gibi gerilmiş sinirlerim zaten...

Hani tanıdığım da değil ki arkadaşlığa sığınıp cevap vereyim...

Öyle bir gerildim, öyle bir cevap verdim ki, adamcağızla bir kavgalık olmadığımız kaldı...

***


Aylarca birbirimizi gördük, konuşmadık...

İki üç sene sonra yavaş yavaş ısındık da birbirimizle gülüp dalga geçer hale gelebildik...

Bu olayı ben Aziz Yıldırım’a yakın bir Fenerbahçeli’yle yaşamıştım...

Onun için Aziz Yıldırım’ın hissettiklerini çok iyi anlıyorum...

Küfürü bilmem, ama tepkisi doğaldır Aziz Yıldırım’ın...

http://haber.gazetevatan.com


DKM ARŞİVİ