forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

MEDYA KUYUDAN NASIL ÇIKACAK?

Aktif .

yavuz_baydar_Yavuz Baydar: Gazetecilerin devlet ve (siyasi, ekonomik) iktidar biatına veya "misyonlara" dayalı zihinsel dünyası içinde demokrasinin anlamı, çeşitlilik temelinde ifade özgürlüğünün değeri hala yerini bulabilmiş değil. Toplumda zihniyet değişimini anlayamayan gazeteci, ideolojik meşrebi neyse, onu ifade/basın özgürlüğünün önüne koyuyor, sadece "kendine yakın" gazetecilerin mağduriyetini, sıkıntılarını, beklentilerini görüyor.


YAVUZ BAYDAR'IN SABAH'TA YAYINLANAN YAZISI


Kuyudan çıkmak için


Her şeyi konuşur hale gelen Türkiye'de medya giderek artan ölçüde kendisini de tartışmaya açıyor. Sektörde kural, zihniyet ve kalite sorunları var. İç muhasebe şart görünüyor

"Gazetecilik Türkiye'de sürekli geri giden ender mesleklerden biridir," diye yazdı meslektaşımız Metin Münir, birkaç gün evvel. "İyi gazetecilik özgür düşünebilme, araştırıcılık, yansızlık, entelektüel derinlik, adanmışlık, cesaret, adil ve dengeli olmak gibi özellikler gerektirir," saptaması ardından ekledi:
"İyi gazeteciliğe uygun ortam düzeleceğine kötüleşiyor."

Günümüz Türkiye'si iyi gazetecilik için bol malzeme oluşturacak, "her yanından haber fışkıran" bir serüven yaşarken, okurlar veya izleyicilerin gazeteciliğe şüphe ve istihza ile bakışında pek bir değişiklik görülmüyor. Bunu son yıllarda sergilenen tutarlı, parlak ve cesur gazetecilik örnekleri de etkileyemedi.

Sosyoekonomik ve siyasi değişimin hızına ayak uyduramayan meslek, eskimiş kurumsal yapıların, zihniyetlerin ve sektörel dengesizliklerin güdümünde, ülkedeki en sorunlu sektörün içinde ayakta kalmaya çabalıyor. Gelişen ülkede bütün sektörler yenilenir ve icraatta sıçrama yaparken, gazeteciler toplumsal rol ve konumlarını yeniden tarif etmek zorunda.

Bu, elbette ki, bu köşenin de kendi çapında yıllarca teşvik etmeye çabaladığı köklü bir iç muhasebe ve özeleştiriyi gerektiriyor. Geçmiş, ekonomik çıkarlara ve eskimiş katı ideolojilere, kısıtlayıcı devletçiliğe bağlı olarak inatla, bile bile yürütülen "bağımlı" gazeteciliğin en kötü, yer yer tiksindirici örnekleriyle dolu. İstiflenmiş ve yüzleşilmemiş hatalar ve riyakârlıklar yüzünden yerle bir olmuş okur güvenini kazanmak hiç kolay değil; çok yönlü bir seferberliği gerektiriyor.


Aksi halde meslek iflas edecektir.


Münir, ekonomik çıkarlara ve/veya farklı güç odaklarına hizmet ederek yapılan (şu ana kadar tanık olduğumuz) bir gazetecilik yerine, gerçeğe ve kamu yararına hizmete dönüş öneriyor.


Bunun çeşitli zorlukları var. Ticari amaç gütmeyen kamu yayıncısı, TRT, demokratik kriterlere uygun (ve kaliteli gazetecilik için nirengi noktası oluşturabilecek, yol gösterecek) bir özerkliğe henüz sahip değil; hâlâ siyasi aktörlerin - iktidar ve muhalefet - baskısı altında yayın yapıyor.


Öte yandan, ülkenin en sorunlu sektöründe, hâlâ bırakalım üçüncüyü, ikinci bir dil anlayıp konuşanların oranı yüzde onların altında. Köşe yazarları bile, gündemi tek bir dil üzerinden izliyor. Bu, medyamızı yerelleştiriyor.


Gazetecilerin devlet ve (siyasi, ekonomik) iktidar biatına veya "misyonlara" dayalı zihinsel dünyası içinde demokrasinin anlamı, çeşitlilik temelinde ifade özgürlüğünün değeri hala yerini bulabilmiş değil. Toplumda zihniyet değişimini anlayamayan gazeteci, ideolojik meşrebi neyse, onu ifade/basın özgürlüğünün önüne koyuyor, sadece "kendine yakın" gazetecilerin mağduriyetini, sıkıntılarını, beklentilerini görüyor.


Bu seçmeci mücadele yüzünden, kucaklayıcı olması gereken büyük meslek örgütleri de mesleki hak ve özgürlükleri bir bütün olarak görmek yerine siyasi saikler üzerinden saf tutarak kurumsal iflasın eşiğine gelmiş durumda.


"Öteki"
ye hoşgörüsüzlük bu mesleğin içini kemiriyor. Bir kesim, sektördeki dengeleri altüst etmiş olan, bir gruba ait mülkiyet temerküzünün ülkedeki siyasi istikrarsızlığı yakın bir zamana kadar nasıl körüklediğini, demokratik tartışma ortamının oluşmasını nasıl engellediğini, kutuplaşmayı nasıl beslediğini, vicdanları nasıl körelttiğini asla anlamak istemiyor.

Çünkü ekonomik çıkardan başka bir şeyi göz görmüyor. O çıkarlar elden gittiği ölçüde "ülke elden gidiyor" çığlıklarını artırıyor. İyi gazetecilik adil, çoğulcu, özgür, haklara saygı duyan bir sektörde yeşerir.


Bunun etrafında bir mesleki bilinç oluşmazsa, hastalıklar devam eder.

En son olumlu örneğini hatırlatarak noktalayalım.

Medya imparatoru
Rupert Murdoch, İngiltere'de güçlü uydu yayın kuruluşu Sky'ın tamamını (kendisine ait olmayan yüzde 61'lik payı) 8 milyar sterline almaya kalkınca, geleneksel olarak sağ ve sol partilere yakın duran (bizdeki tabirle "yandaş" olan) medya gruplarının tümü bir araya gelerek, bunun sektördeki çoğulcu, adil rekabete dayalı yapıyı çok ciddi biçimde zarara uğratacağı", demokratik bilgi-fikir alışverişi zeminini bozacağı gerekçesiyle hükümetin müdahalesini istedi.

İngiltere'de ilk kez medya, medya mülkiyetini köklerinden sarsacak bu adıma karşı birleşmiş oluyor. Ortak imza verenler arasında Telegraph Media, Trinity Mirror, BBC, Channel 4 ve Guardian gibi gruplar var.


Haber ve yorumlarda, Murdoch'un kendisine bağlı bazı editörler aracılığıyla hükümetle "temas kurduğu", "lobi yaptığı" iddialarına da yer veriliyor.

Görüldüğü gibi, sadece gazetecilik faaliyetine ilişkin yasal problemler ile ilgili değil, sektörde çoğulculuk ve çeşitliliğin temeli olan mülkiyet paylaşımında da gerekirse ayağa kalkılabiliyor. Bunların tümü, elbette, gazetecilik mesleğinin özgürlüğü, toplumsal konumu ("dördüncü kuvvet"), itibarı ve istikrarlı işlevi ile ilgili. Bunlar kollandığı ve mücadelesi verildiği sürece, isteyen gazete bu partiyi isteyen ötekini savunmuş, bir problem olmaz.

Çünkü her demokratik toplumda binbir türlü görüş var. Gerçek o yüzden gizli saklı kalamıyor; o yüzden ezilen, güçsüz ve mağdur olan sesini duyuracak bir mecrayı her zaman bulabiliyor.


http://www.sabah.com.tr/

DKM ARŞİVİ