forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

'GAZETE NE İŞE YARAR?' SORUSUNA SİMAVİ ÖRNEĞİ

Aktif .

kukla_medyaTAHİR GÖROĞLU - STAR

Osmanlı’nın sonundan günümüze kadar yakın tarihimize üç kuşak birinci dereceden tesir etmiş Simavi ailesinin basın hayatındaki yeri, basının siyaset üzerindeki etkisini anlamak bakımından son derece öğreticidir.

Merhum Turgut Özal’a 1988 senesinde düzenlenen suikastın gündeme gelmesi ile Hürriyet gazetesinin eski sahibi Erol Simavi’nin de adı yeniden gündeme geldi. Erol Simavi de cevaben bunu reddetti. Hatta Özal ile arasının gayet iyi olduğunu beyan etti. Erol Simavi, Simavi ailesinin tek önemli ferdi değildir. Simavi ailesi Türkiye’nin yakın tarihine damga vurmuş birkaç aileden biridir. Bu aileler tarihleri ile birlikte bilinmedikçe, siyasal ve toplumsal hayatın güç ilişkileri, parametleri eksik kavranılmış olacaktır.

Erol Simavi ve Günaydın gazetesinin sahibi ağabeyi Haldun Simavi ile basın dünyasının kralları gibiydi. Simavi kardeşler yalnız basında değil, siyasi, iktisadi ve kültürel hayatta da söz sahibi idiler. Bu malum. Babaları Sedat Simavi’in Hürriyet’in kurucusu olduğu da biliniyor. Pek dikkat çek(il)meyen Sedat Simavi’nin babası, Erol ve Haldun Simavi’nin büyükbabaları Hamdi bey’dir. Sedat Simavi’nin dedesi Süleyman Paşa, babası ise Hamdi Bey’dir. Annesi Abdülhamit’in sadrazamlarından Saffet Paşa’nın torunu Aliye Hanım’dır. Hamdi Bey, Osmanlı İmparatorluğu’nun en buhranlı zamanlarında, V. Murat hastalığında, veliaht Abdülhamit ile yapılan pazarlık esnasında olayların tam anlamıyla içerisinde bulunmuş, Levent Çiftliği’nde oturan Abdülhamit ile birkaç defa görüşmüş, veliaht II. Abdülhamid’in Mithat Paşa ile olan gizli temasını sağlamış olan kişidir. Sonrasında Abdülhamit tarafından Samsun’a (Canik) mutasarrıf tayin edilmiş, bir nevi sürülmüştür.

Sürgün yıllarından arta kalan

İki yıl sonra Hamdi bey Samsun Mutasarrıflığından, son görev yeri olan Sakız Adası Mutasarrıflığına tayin edilerek vapurla İstanbul’dan geçerken, Saray onun İstanbul topraklarına ayak basmasına izin vermez. Küçük Sedat dadısının eline sımsıkı yapışarak Beşiktaş açıklarında demirlemiş olan vapura sandal ile gider. Babasını görmesi, elini öpmesi böyle mümkün olur. Bu anı, ailenin hafızasına nakşolmuş ve davranış çizgisini etkilemiş olmalı. Amcası Lûtfi Simavi Beyefendi idi. Hariciye Nezareti Tahrirat-ı Hariciye ve Ümur-u  Mühimme-i Siyasiye müdürü  iken, ardı ardına son iki Padişah Sultan Reşad ve Sultan Vahidüddin’e baş mabeyincilik yapan, Lûtfi Simavi Bey, Sedat Simavi’nin ortanca amcası idi. Büyük amcası ayan azası Şükrü Paşa’dır. Sedat Simavi, babası Süleyman Paşa oğlu Hamdi Simavi Bey’i (1848-1907) çocuk yaşında iken kaybetmişti. Galatasaray Sûltanisi’nde velisi amcası Lûtfi Simavi Bey’di. Doğu dillerinden gayrı Lâtince, Fransızca, İngilizce ve Almancası mükemmel olan Lûtfi Simavi Bey’in çocuğu yoktu. Sedat Simavi onun hem evlâdı, hem de şahsiyetine ümid bağladığı genç dostu idi. Demek ki biz Osmanlı’nın sonundan günümüze kadar yakın tarihimize üç kuşak birinci dereceden tesir etmiş bir aileyi bahse konu ediyoruz.

‘Su katılmamış Türk’

Sedat Simavi, uzun bir basın-yayın hayatının kendisine kazandırdığı tecrübeden sonra 1946 yılında Hürriyet gazetesini kuruyor. Bunun üzerine muhtelif yorumlar yapılıyor. İbrahim Arvasi’nin yazdığına göre Sedat Simavi gazetenin kuruluşunda makine aksamı için gerekli mali desteği Burla biraderlerden almıştır. İbrahim Arvasi şöyle yazar “bundan otuz sene evvel, paranın en kıymetli zamanlarında (kırklı yıllar kastediliyor y.n.) Burla Biraderler kendisine bir milyon yedi yüz bin liralık bir çek verdiler. ...Ayrıca makineleri yenilenir... Karşılığında Yahudi-Mason ideolojisine hizmet etmesi istenir.”1 Bu satırlar doğrudan veri olarak alınabilir mi? Hayır. Ancak Sabahaddin Zaim’in “Bir Ömrün Hikâyesi”nde de, Yusuf Türel’den şunlar aktarılmaktadır: “Hürriyet’in sahibi Erol Simavi’nin babası Sedat Simavi son derecede fakirdi. Beylerbeyi’nde otururdu. Hanımı da rahmetli yengemin akrabası olan Nebahat Hanım’dı. Sedat Simavi’nin bir ceketi, bir de pantolonu vardı. O zaman henüz kuru temizlemeciler olmadığı için elbiseler benzinle silinerek temizlenirdi. Hanım da pantolonu aynı şekilde benzinle silmiş, sonra da ütüyü üzerine sürünce pantolon birden parlamış. Kadıncağızın saçları tutuşmuş ve bu şekilde vefat etmiş.”2 Bu yazılanlar doğru ise sermayenin Burla Biraderler’den veya başka bir yerden gelmesi olmayacak bir şey değildir. Zikretmek gerekir ki Simavi ailesi bu söylenenleri kesin bir dille reddetmiştir. Ve bilinmesi gerekir ki, Sedat Simavi Hürriyet’i ısmarlama çıkarmış değildir. Çünkü nevzuhur bir şahsiyet değildir. Hürriyet’ten önce, matbuat hayatında 25 senelik geçmişi vardı. Sedat Simavi sermayede kimsenin hissesi olmadığını, kendisinin “su katılmamış Türk” olduğunu vurgulamıştır.

Muhafazakar aşı!

Elbette kişilerin kendi beyanları dikkate alınmalıdır. Zikretmek gerekir ki Simavi ailesi ise bu söylenenleri kesin bir dille reddetmiştir. Burla Biraderler’in makineleri üreten ABD firmasının Türkiye mümessili olması sebebi ile makinelerin onlardan satın alındığını, parasının son kuruşuna kadar ödendiğini, kendilerine tenzilat dahi yapılmadığını söylemektedirler. Simavi ailesi kendilerine isnat edilen “dönmelik” suçlamasını da reddetmektedirler. Aile şecerelerinin açık olduğunu ve Müslüman ve Türk olduklarını söylemektedirler. Esasen Yahudilik ve dönmelik meselesi Türkiye’de son dönemde zıvanadan çık(arıl)mıştır.

Şunu söyleyelim ki, önemli olan kişilerin tarihte oynadıkları roldür. Kişilerin kökeni oynadıkları rolle irtibatı varsa önemlidir. 10-15 sene öncesine kadar bu gibi konularda (Masonluk, Tapınak Şövalyeleri, Siyonizm v.s.) birkaç kitap güçlükle bulunabilirken, bugün ortalama bir kitapçının üç-dört rafını bu kategorideki kitaplar işgal ediyor. Acaba burada ciddi bir düşüncenin “saçma” derekesine indirgenerek, hakikatin gölgelenmesi kastı aramak gerekmez mi?

Yeniden Sedat Simavi’ye, Zekeriya Sertel ile aralarında geçen bir hadiseye değinerek dönelim. Sahibi olduğu Tan gazetesi başına yıkılan Zekeriya Sertel, geçimini sağlamakta sıkıntıya düşüyor. Sedat Simavi’ye iş için ricaya gittiğinde Sedat Simavi’nin Sertel’i geri çevirdiğini yazmak gerekiyor. Zekeriya Sertel destek istemek için Sedat Simavi’ye geldiğinde, Sertel’in anlatımına göre, Simavi iş vermeye yanaşmamıştır. Bunun devlet tarafından Sertel’in üstünün çizilmiş olmasıyla irtibatı olduğu açıktır.

DP iktidarında Sedat Simavi’nin İstanbul’un fethinin 500. yılının kutlanması için ısrarcı olduğunun da bilinmesi gerekiyor. Evet, İstanbul’un fethi kutlamaları, özellikle sağ-muhafazakâr cenahın ‘alamet-i farika’sıdır. Laik ulus-devlet paradigması yeterli olmadığında sürece muhafazakâr aşı yapılıyor. Özellikle sağ-muhafazakâr cenaha son derece tabii ve gerekli gibi gözükse de Osmanlı’da İstanbul’un fethi kutlamaları diye bir şey olmadığını hatırlatmak gerekiyor.

Sedat Simavi’nin 1953 yılında ölümü sonrasında Hürriyet’in başına, oğulları, Haldun ve Erol Simavi geçmiştir. Doğal olarak 27 Mayıs destekleniyor. Sonrasında Talat Aydemir olayına Erol Simavi’nin dahli vardır. Manşetlerinden demokrasi inmezken, Erol Simavi darbecilerle ilişki içindedir.  27 Mayıs sonrası başarısız darbe girişimi neticesi asılan, Çerkez kökenli Talat Aydemir cuntası ile Erol Simavi’nin irtibatlı olduğunu genel müdürü Necati Zincirkıran anlatır. “Saat 21.30’da Dünya gazetesinin müdürlerinden Hayri Alpar gazeteye geldi. Bana ‘Yanlış bir iş yapıyorsun, hem kendini hem de gazeteyi tehlikeye sokuyorsun. Değiştir bu manşeti’, dedi. Tepem atmıştı. ‘Sen kimden yanasın’ diye bağırdım...  Salondan çıkarken kulağıma ‘Erol Bey de bu işin içinde’ demez mi.”3 Ve 12 Mart sonrası Hürriyet’in genel yayın yönetmeninin Orhan Erkanlı olduğunu da not etmek gerekir. Orhan Erkanlı, 27 Mayıs’ı gerçekleştiren subaylar arasındadır ve 27 Mayıs sonrası kurulan MBK üyesidir.

Siyasete yön veren basın

12 Mart sürecinde, 9 Mart Cuntası’nın basın içerisindeki irtibatlarından biri gibi gözükmektedir. Erol Simavi’nin önce Talat Aydemir Cuntası ile irtibatlı olması, sonra Orhan Erkanlıyı Hürriyet’in genel yayın yönetmenliğine getirmesi, dikkate değer bir husustur. Yine İlhami Soysal’da geçen bir bahsi zikretmekte de fayda var.

Erol Simavi, Alpaslan Türkeş’in kendilerine Mason olmak için müracaat ettiğini söyler. Emin Çölaşan ile mülakatında Erol Simavi 27 Mayıs’ın kudretli albayı Türkeş’ten,14’lerin tasfiye edilmeden önceki -iç darbe- planını ve destek talebini dinler. Söz Masonluğa gelir. “Bana Masonluğu anlatın, dedi,  anlattım. Ben de olayım, demez mi? Kendimi yine tutamadım: ‘O kadar kolay değil albayım’ deyiverdim.”4

1964 yılının Kasım ayında AP Genel Başkanı Org. Ragıp Gümüşpala, Ortaköy Lido otelinde beklenmedik bir şekilde ölüyor. Bunun üzerine, Sadettin Bilgiç ve 27 Mayıs’ın tasfiye ettiği Hava Kuvvetleri eski Komutanı Org. Tekin Arıburun’a karşı Haldun Simavi’nin de desteklediği Süleyman Demirel AP genel başkanı oluyor.

Lakin 12 Mart’a doğru Demirel ile Haldun Simavi’nin arasına karakedi girmiş, işler tersine dönmüştür. Haldun Simavi 12 Mart’a doğru gelirken dönemin başbakanı Süleyman Demirel ile de uğraşmıştı, ki bu 12 Mart’ın sebepleri arasında sayılır. Haldun Simavi’nin yalısındaki mürebbiyenin İngiliz gizli servis elemanı olduğu bizzat Demirel tarafından iddia ediliyor. Bunu Demirel’in 12 Mart öncesi SSCB ile iktisadi ilişkileri geliştirmesi ile bir arada düşünmek mümkündür. Daha açıkçası, Necati Zincirkıran, “12 Mart’a biraz da biz sebep olduk” diye yazar. İfade abartılı gözükse de gerçeğin tamamen dışında değildir

Gazetecilik baba mesleği

Nihayetinde bizim basın hayatımız 80’e kadar Cumhuriyet gazetesi, Karacanların Milliyeti, Simavilerin Hürriyet ve Günaydın’ı ve kervana sonradan katılan Kemal Ilıcak’ın Tercüman’ından ibaretti. Seksen sonrası Özal ile basın da medyaya dönüşerek çeşitlendi. Bu dönemde İzmir ‘e Yeni Asır gazetesinin sahibi Dinç Bilgin Sabah’ı alarak basındaki bu yeknesaklığı kırdı. Ardından,  TGRT ve Uzanlar da kervana katılınca yeknesaklık tamamıyla kırıldı. Burada bir de Asil Nadir’in 1988 yılında Günaydın gazetesini satın alıp basın dünyasına girmesini ayrıca not etmek gerekiyor. Burada da Özal’ın rolü bilinmektedir. Asil Nadir küresel ölçekte “oyun oynamaya” kalktığında Londra’nın hışmına uğramış dolandırıcılıkla suçlandığından İngiltere’den kaçmak durumunda kalmıştı. Türkiye’de de Erol Simavi’nin karşısında fazla dayanamamış basından çekilmiştir. Zaten Milliyet, Ercüment Karacan’dan, Aydın Doğan tarafından 1979’da satın alınmıştı. Oğlu Ömer Karacan, Sabah gazetesindeki bir röportajında, babasının Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden tedirgin olduğunu ve gazeteyi satarak basın dünyasını terk ettiğini söyler. Ve nihayet eskinin yeni karşısındaki değişiminde tamamlayıcı adım olarak benzer bir şekilde Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Çetin Emeç 1990 yılında öldürülür. Cinayet İslamcı bir örgüte maledilir. Sonrasında Erol Simavi Hürriyet’i Aydın Doğan’a satacaktır. Erol Simavi’nin eskiden beri birçok kişi ve çevre ile arasının sorunlu olması yalnız kalmasına ve Hürriyeti satmasına sebep olmuş olabilir. Nihayetinde Hürriyet el değiştirmiş ve Aydın Doğan Simavi’nin yerine basının yeni imparatoru olmuştur.

Basının tek işinin kamuya doğru haber vermek olmadığını anlamak için daha fazlasını anlatmaya herhalde gerek yoktur.

tahirguroglu@gmail.com

1 İbrahim Arvasi, Tarihi Hakikatler, Biyografi Net Yay. 2005

2 Sabahaddin Zaim ,Bir Ömrün Hikâyesi  İşaret yay. Sh. 306

3 Necati Zincirkıran Hürriyet ve Simavi

İmparatorluğu  sh116-117

4 İlhami Soysal’ın “Dünyada ve Türkiye de

Masonluk ve Masonlar”  Emin Çölaşan’ın Erol Simavi ile mülakatından sh. XXXI

http://www.stargazete.com/

 

 

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN