forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

UMUR TALU'DAN AYDIN DOĞAN'A: HADİ YİNE YAPTIRIN O HABERİ...

Aktif .

Ertuğrul Bey Hürriyet’i ile Zafer Bey Sabah’ı ve cumhuriyetçi, demokrat yazarları, “yandaş medya” disiplini içinde, “Çiller’in ABD’deki serveti”ni sansürlerken, “servet” Milliyet’te manşetti; Sayın Erdoğan ve Sayın Doğan! Yıllar sonra, Sayın Doğan bana kızıp bir mektupta şunu bile yazabilmişti: “Zaten Çiller haberini sen değil, ben yaptırdım!” 

UMUR TALU'NUN YAZISI


Edelman utancı 1

İki tane “Eski ABD Büyükelçisi Edelman” yazısı var. Biri size uymuyorsa sadece teki sizin olabilir! 

En kritik zamanda, Irak işgalinde, ABD malı tezkereyi geçirmemiş Türkiye’de büyükelçiydi.

Bush yönetimi şahin kanadı Cheney-Perle-Feith vesairenin kaba “Soğuk Savaş”, anti-komünizm, anti-İslam uzantısıydı. Hala öyle!

Kökeni elbet bir yana; ruhu, beyni, eylemi İsrail “yeni sağı”nın handiyse ırkçı saflarına adanmıştı. Hala öyle!

Ama çok çalışkandı!

ABD’ye, Bush’a, İsrail’e muhalif yazanların üstüne “antisemit” diye koştururdu. Hala öyle!

Özellikle Ankara gazetecilerinden “utanç medyası grubu” kurmuştu. İstanbul’da kimi yönetmenle de nerdeyse kanka mıydı ne!

Bu tipleri çok sık kullanırdı. Hem haber yazdırarak; hem de, Wikileaks’den anlaşılıyor ki, muhbir yaparak!

Bu hususlarda benim göz ağrımdı; ben de onun baş ağrısı!

Hiç fark etmiyordu; yazdığım gazeteye de sızıyor, en büyük grubu zaten dolduruyor, bir bakmışsınız soluğu “Pensilvanya Time”da bile alıyordu.

Bana tsunami saldırısını oradan yapmıştı mesela.

Sabah’ta tam 5 yazı ve NTV’de bir programla, 2005 tsunami felaketinde ABD “erken uyarı sistemi”nin, oralardaki askeri üsse bile bildirdiği halde, Hindistan ve Sri Lanka’ya haber vermediğini, binlerce insanı ölümün dalgalarına terk ettiğini ısrarla belirtmiştim.

Abuk sabuk suçlamalardan sonra o gazetede itiraf ediverdi aslında: 26 ülkeye haber vermişler; onlara verememişler. Çünkü onlar sisteme üye değillermiş!

Buna cevaben “İşte bu kadar basit, bu kadar kıyıcı!” yazmış ve muhatabı yerli gazetecilerin onun karşısında soluksuz ve sorusuz kalmasına çok kızmıştım:

“Bu işlerden sorumlu alt komite başkanı ABD’li Senatör Snowe bile ‘Neden haber verilmedi?’ sorusunu Kongre’ye taşırken, bir gazeteci inatla ‘Neden, neden’ diye sorabilmeli. Ki elçi de elçiliğini bilsin!”

Bu elçi, tezkere kabul etmemiş, halkı “yüzde 80 ABD ve işgal karşıtı olmuş” Türkiye’nin burnunu sürtmeye yeminliydi. Ankara’da da, Washington’da da, İsrail’de de!

Şimdi yazacaklarım, onun yazdığı raporlar gibi birer iddia tabii:

Bence…

Bu Edelman çok ilginç bir döneme denk düştü.

Bence, çok ilginç bir dönem bu Edelman’a denk düştü!

Darbe tasavvurları yapıldığı; yüzde 80 işgal karşıtlığında birlik ve beraberlik halinde bir milleti tekrar birbirine sokan eylemlerin, cinayetlerin yeniden ivme kazandığı dönem!

Belli ki raporlarıyla da Washington’un temkinli odaklarını bir darbenin meşruiyetine inandırmaya epey uğraşmış.

“Edelman utancı”nı nice asker kişi, nice gazeteci, nice iktidar Truva atı, nice bürokrat, diplomat filan da paylaşıyor.

Bir gün hepsi Wikilenecek belki de! Böyle galiba: Her faninin kiri bir gün Wiki’yi tadacak! 

Edelman utancı 2

Gelelim Edelman’ın “Wikileaks” yüzüne!

Asıl niyetini ve tıynetini yukarıda çıtlattım zaten.

Ama sonuçta ABD’de yüksek düzeyde raporlanmış, şimdi dünyaya saçılmış belgeler var. İçindekiler ister dedikodu, ister iddia, ister tüyo.

Özellikle “İsviçre hesapları” gibi şeyler.

Siyasette, devlette bunlar gölgedir. Ortadan kalkması için dürüst, inandırıcı açıklama ve bilgi ister. Mesela, “Clinton özür diledi”  diye geçiştirilmez. İki Clinton, kısmen Obama dönemlerinde de “üst düzey devlet görevlisi” bir şahıs bu! Dost ve müttefikten hesabını sorarsınız.

Başbakan’ın birkaç gün sonra, bunları sert biçimde yalanlaması ve ABD için “Özür yetmez” demesi, gerçi ABD’de o özrü hemen kabul etmiş Dışişleri Bakanı’nı epey gölgeledi ama, doğrusu bu. Hele davalar açılıyorsa en doğrusu!

Hayat ayrıca, gölgelerin Meclis’te ve gazetecilikte araştırılmasını bekler. Öyle kes yapıştır kullanılmamasını; ama sansür edilmemesini de bekler.

Diyeceksiniz ki, daha çok bekler! 

***

Sadece bir başbakanın değil, herhangi bir insanın “iftira karşısında” öfkelenmesi doğal. Ama bir başbakan, “Bunları iddia eden biri şimdi Ergenekon sanığı” diye gürledi mi…

Hem önemli bir davayı, yargıyı kafadan gölgeler…

Hem o davanın konusu olmadığı sanılan bir şeyle dava arasında illiyet kurmuş olur…

Hem de Türkiye’de birinin ortaya atmadığı, dünyada orta yere saçılmış “iddialar” üstüne Türkiye’de gözdağı vermiş olur.

Haklıdır; böyle iddialar ispatlanmayı bekler. Araştırılmayı, belgelenmeyi bekler. En çok da gazetecilikten bekler.

Aksi, çok haksızlık olur! Herkese. Belgesiz iddiaların muhatabına da, ama serveti manşet olabilmiş ve sonra o gazetecileri kovdurmak için (biri benim) çok uğraşmışsa da, bu kadar açık gözdağı vermemiş eski bir başbakana da ayıp olur! Gazeteciliğe de ayıp olur!

Çünkü bu ülkede, o başbakanın serveti Milliyet’te, manşet ne kelime, kaç gün tam sayfa belgeliydi 1994’te! Meclis ve hükümet sarsılmıştı en azından.

Ertuğrul Bey Hürriyet’i ile Zafer Bey Sabah’ı ve cumhuriyetçi, demokrat yazarları, “yandaş medya” disiplini içinde, “Çiller’in ABD’deki serveti”ni sansürlerken, “servet” Milliyet’te manşetti; Sayın Erdoğan ve Sayın Doğan!

(İki Bey de yüksek sansürlü gazetecilik ihtisaslarıyla Sayın Doğan’ın sağ kolları oluverdi!)

Yıllar sonra, Sayın Doğan bana kızıp bir mektupta şunu bile yazabilmişti: “Zaten Çiller haberini sen değil, ben yaptırdım!”

Öyleyse, içimden şimdi şöyle demek geliyor:

Artık ben ne yönetmenim, ne rahmetli Turan Yavuz gibi koşturacağım iyi muhabir arkadaşlarım var yanı başımda; sizinse sadece Milliyet değil, bir sürü gazete, TV, yönetmen ve elemanınız var. Hadi yine yaptırın haberi; yine çınlasın tribünler; yine çalsın sazlar, oynasın kızlar!

DKM ARŞİVİ