forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

AHLÂKSIZ, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAZ!

Aktif .

yavuz_baydar_280Basın özgürlüğü, karanlık, demokrasi düşmanı odaklar adına tezgâhtarlık ile değil; hak, özgürlük, hukuk ve demokrasi yandaşlığı ile anlam kazanır. Basın özgürlüğü sadece hukukla sınırlı kısıtlama ve cezai muameleye karşı ses vermekle olmaz.

 

YAVUZ BAYDAR'IN SABAH'TA YAYINLANAN YAZISI... 

Ahlaksız özgürlük olmaz

Basına güven duyulacak ki, demokrasiye inanç pekişsin. Bu güven kolayca sağlanmaz. Ama çok kolay gider, geri gelişi şarta bağlanır. Özgürlük istemek haklıdır, ama bu meslek 'arınmadan' özgürlük isterse kendini kandırır. 

Görüyorsunuz değil mi, Türkiye'deki değişimin zorlaması, medyadaki muazzam meslek ahlakı krizini nasıl da olanca açıklığıyla teşhir etmeye başladı.
Bunun böyle olacağı belliydi.
Konuyu bu köşede son altı yıldır kaç kez işlediğimi hatırlamıyorum; "gazeteciliğe geri dönüş"ün sağlanması için iç muhasebenin şart olduğunu, şartların bunu bir gün gelip bize dayatacağını yazıp durdum.
Doğrudur, en son İsmail Beşikçi örneğinde ve karanlık siyasi davaları izleyen gazetecilere açılan binlerce soruşturma ve davada, Şener ve Şık olayında usul ve saydamlık boyutunda görüldüğü gibi, bu ülkede ifade ve basın özgürlüğü ile ilgili acil çözüm bekleyen ciddi sorunlar var.
Ama sorunlara salt hukuk, suç-ceza boyutundan bakmaya çalışmak eksik olduğu kadar, kendine yalan söylemeye devam etmektir.
Onu çok aşan, muazzam bir etik sorunumuz var bizim bu sektörde.
Basın özgürlüğü, şu veya bu davanın neferliğine soyunmak değildir.
Haberlere özne ve konu olacak kişi ve çevrelerle özdeşleşmek, onların hizmetine gönüllü olmak değildir.
Basın özgürlüğü, karanlık, demokrasi düşmanı odaklar adına tezgâhtarlık ile değil; hak, özgürlük, hukuk ve demokrasi yandaşlığı ile anlam kazanır. Gerisi zaten halka halk adına, onun çıkarları adına doğru, adil habercilik; dürüst, bağımsız, yalansız dolansız mesleki duruşlardan ibarettir.
Basın özgürlüğü sadece hukukla sınırlı kısıtlama ve cezai muameleye karşı ses vermekle olmaz. Geçenlerde Hürriyet örneğinde olduğu gibi, düpedüz "hassas patron" tasarrufuyla susturulan, sesleri kısılan köşe yazarlarının hakkı adına çıkıp "ey patron, sorun özgürlük ise, ama senin basın özgürlüğü anlayışın da buysa, biz neyin mücadelesini veriyoruz?" diyebilmek; sorunun asli kaynağının adını yanlış adreslere hiç sapmadan, dürüstçe koyabilmektir de, basın özgürlüğü.
İkiyüzlülüğün bini bir para olan bu ortam öyle kirlidir ki, "o gazeteci ise ben değilim" dedirtir.
Maalesef durum budur.
Etikle alay edilen bu sektörde, ne nasıl düzelecek ki? Nasıl?
Bırakayım, "gazetecilik"ten bezdiği için çekilen, gazeteci Ümit Otan meslektaşlarına hitaben, aşağıda sözümü tamamlasın.

'Aynaya bakacak yüzünüz kaldıysa...'

"Hep birilerine kızmakla, hep 'suçluyu' bir yerlerde aramakla geçti ömrünüz. Size dokunmayan yılan bin yaşasındı. Sizden gayri herkes 'tu kaka' idi. Elinize bir ayna almaktan hep kaçtınız, korktunuz.
Yandaşı, candaşı, taraftarı, demokratı, solcusu, sağcısı, liberali velhasıl 'gazeteci milleti', artık aynayla barışmalıdır.
Yıllardır "yenilen naneler", her yerleri "tırmalar" oldu, aynayla tanışma zamanıdır şimdi…
Hükümete kızıyorsunuz… 
Askere kızıyorsunuz… 
Polise kızıyorsunuz… 
Muhalefete kızıyorsunuz… 
İktidara kızıyorsunuz… 
Yargıya kızıyorsunuz… 
Hiç kimseleri bulamazsanız, meslektaşlarınıza kızıyorsunuz, linç ediyorsunuz, yargılayıp hüküm ve

http://www.sabah.com.tr/

DKM ARŞİVİ