forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

SİZ ONU 'CESUR' BİLİRSİNİZ... GERÇEKTEN DE ÖYLE MİDİR?

Aktif .

ETİKETLER:Umur Talu

umur_talu_2Umur Talu: Kiminin yazıları onca sene sansürlenmişti. Ancak “kovulduktan sonra” bunu size söyler; yıllar boyu itiraz etmemiştir ama siz onu hep cesur bilirsiniz. Sadece bazı mevzularda cesur olmak cesaret ise; yiğitlik, mertlik nedir diye düşünür müsünüz? Kimine “Sen şimdi yazma” denmiş, araziye uymuştur, ama siz onu bağımsız bellersiniz.

Gazeteci sırrı

Tabii bir sürü sırvar.

Kuşaklarca gazeteci bir aile ile eski mütevazı gazete binaları içine doğdum sayılır; 31 yılı da doldurdum; hepsini bilemem.

Ama bir sır var ki…

Gıptayla izliyorum, işin sırrına varanları.

***

Bu “unutmak, unutturmak, hiç olmamış gibi yapmak”tır.

Yaptığım yanlışların, hataların, yarattığım kırgınlıkların, yaşadığım tereddütlerin, basiretimin bağlandığı anların muhasebesiyle (yeniden) bir yol çizmeye çalıştım bu meslekte…

Hiçbirini unutmam, utanılacak olandan hep utanır, sıkılırım.

Sevapların manası da ancak günahların hatırasıyla değer kazanabilir çünkü!

***

Lakin bir “de”jenerasyon var…

Hepsi aynı yaşta, aynı safta olmasa dahi aynı “genetik” kodlara sahip sanki.

Gazetecilikte buldukları en büyük sır, unutmak; hiç unutmadan unutturmak, hiç uyumadan uyutmak!

Bir nevi, hafıza ve hatıra dolandırıcılığı.

***

Hakikaten bunu demeyi hak eden biri değil de, “sır”a hakim biri çıkıp “Şunca yılda kimse bana şunu yaz şunu yazma demedi” dedi mi, kusura bakmayın tabirime, gayri ihtiyari “çüş” çıkar ağzımdan!

Çünkü, en az bir yıl boyu, üstelik gazetecilere hapis bile getiren bir kanun aleyhinde, sırf patron yazılmasını istemiyor diye tek satır yazmayan bir demokrat veya cumhuriyetçi gazetecilik “de”jenerasyonu aklımdan çıkmaz.

Mesela, “satılma” işine kafa takan kimileri de muhakkak aynı sırra sahip meslektaşlardır.

Çünkü, bir zamanlar bir “satış” olduğunda, kiminin hem de aynı mekanda şampanya bile patlattıklarını, onlar unutsa, odalar, duvarlar unutmaz!

Bir gazetede yönetim değişirken, anında yemek yedikleri masaları değiştirebilen cevval, esnek, atak ve olgun “gazetecilik ve insanlık sırrı”nı da!

Ya da ne bileyim; mesela yine “yazılarıma neyin kimse karışmadı, çok özgürdüm” dediğinde biri, siz unutmuşsunuzdur, çoğumuz da zaten uyuruz ama, arşiv “tövbe” der; çünkü, tam sayıyla “on”ca yazar, çizerin kovulmasını sotada bekleyip boşalan köşelere kurulanı biz unutsak, “arşivin har diski” silmez!

Kimi üstat ise, daha üç gün önce onca kadim meslektaşını kovanları “Yazı, yazar dostu” diye selamladığında boğazımıza düğümlenen her neyse, bir türlü gitmez!

***

Kiminin yazıları onca sene sansürlenmiştir…

Ancak “kovulduktan sonra” bunu size söyler; yıllar boyu itiraz etmemiştir ama siz onu hep cesur bilirsiniz.

Sadece bazı mevzularda cesur olmak cesaret ise; yiğitlik, mertlik nedir diye düşünür müsünüz?

Kimine “Sen şimdi yazma” denmiş, araziye uymuştur, ama siz onu bağımsız bellersiniz.

Kimi, onca insanın hayatına kastetmiş, ölülerle bile alay etmiş, kin ve nefret kışkırtmış, iftira ve yalanlar inşa etmiş, elden ele, her kurumda emir eri gibi davranmıştır; ama siz onu özgür, ilkeli, cesur tanırsınız.

Hepsine şapka çıkartırım…

Çünkü hepsinin gerçekten bağımsız, özgür, cesur, ilkeli davrandığı “anlar” bile olmuştur!

İşin sırrı”; o anlardan geri kalan koca zamanı size yutturmak, uyutmak, unutturmaktır!

Kimine yakışır hakikaten…

Kimine hiç yakıştıramam!

İşkence arşivi

Diyarbakır Savcılığı, 12 Eylül darbesiyle işkencehane ve mezbahaya dönüşen Diyarbakır Cezaevi’ndeki görevlilerin adlarını istemişti.

Nasıl bir kin ve nefretle insanlar paramparça edilmişti ki, cezaevinden de çok sayıda insana miras da, ancak kin ve nefret oldu!

Bu da bir ülkenin, bir devletin, bir toplumun, vicdanların silinemeyen arşivi.

Kendi yolunu arar; kendi hukukunu da arar.

Suç duyurularının, hakikatin, adaletin peşinde olan “Komisyon” hepimizi bu gerçekle yüzleştirmeye çalışıyor.

Ergenekoncu diye suçlanan Ahmet Şık’ın da avukatlığını yapan, işte esaslı bir askeri darbenin kan gölünün de peşinde olan Fikret İlkiz, “İğneyle kuyu kazıyoruz ama devam edeceğiz” diyor.

Bildiğiniz “Darbe konseyi”nden komutanlara, cezaevi amiri subaylara, göz yuman askeri, sivil hakim ve savcılardan işkence mengenesi “Mengele” doktorlara kadar bir liste.

Tarihinizi, devletinizi, 30 yılda 40 bin can almış bir felaketi daha iyi anlamak istiyorsanız… Diyarbakır da kanlı bir sayfadır o anlam arşivinde!

http://www.haberturk.com/

DKM ARŞİVİ