Yazdır

AHMET HAKAN BİLE DAYANAMADI, ERTUĞRUL ÖZKÖK'E SAYDIRDI...

Aktif .

ahmet_hakan_300Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'in hafta sonu ekine verdiği röportajda, başörtülülerin içki içmesini tavsiye etmesini eleştirmiş. Ahmet Hakan, “Çok farklı ve cesur şeyler söyleyen herkese, dünyayı değiştiren devrimci düşünür muamelesi çekemeyiz." diye yazmış...

AHMET HAKAN'IN HÜRRİYET'TE YAYINLANAN YAZISI

Her patavatsızlık hikmet doğurmaz Ertuğrul Bey

MAGAZİN figürlerinin en hafif uçuklukları karşısında bile “saydır babam saydır” oyununu oynamayı ihmal etmeyen benim gibi birinin...

Ertuğrul Özkök’te son zamanlarda ortaya çıkan “Ajda Pekkan’ımsı duygu fışkırmaları”na kayıtsız kalması yakışık alır mı?
Almaz tabii...
O zaman Ertuğrul Bey için de gelsin bakalım “saydır babam saydır” oyunu...
* * *
Ertuğrul Özkök, Ayşe Arman’a verdiği röportajda “Hayallerinizin sınırı hangi noktada?” sorusuna şu yanıtı veriyor:
“Sınırı yok! Mini etekle beş vakit namaz kılınacağını, başörtüsüyle içki içilebileceğini düşünen ve buna cüret eden kadınların ülkesini düşlüyorum”.
Ardından da bir “patavatsızlık övgüsü” yapıyor.
Diyor ki:
“Galileo patavatsızdı. Caravaggio da, Michelangelo da, da Vinci de, Bernard Henri Levy de, Marx da. Said-i Nursi çok farklı ve cesur şeyler söylediği için bu kadar insan onu izledi. Bunlar cesur insanlar, içlerindeki tutkuyu ve inancı takip ettiler, ettirdiler”.
* * *
Bir insanın “çok farklı ve cesur şeyler” söyleme çabası içine girmesi, elbette takdire şayandır.
Ama bir şartım var:
“Çok farklı ve cesur şeyler söyleyen” herkese, “dünyayı değiştiren devrimci düşünür” muamelesi çekemeyiz.
“Patavatsızlık” dediğimiz şey öyle bir şeydir ki...
Adamı bazen Galileo yapar, bazen de hezeyana gark eder.
“Patavatsızlık” yaparak bazen Galileo olursunuz, bazen de sonuna kadar saçmalamış olursunuz.
Önkabullerin dışına çıkmak iyidir, hoştur, güzeldir ama önkabullerin dışında söylenen her söz “değerli” değildir.
* * *
Hadi gelin, bu bağlamda “başörtüsüyle içki içilebileceğini düşünmek ve buna cüret etmek” meselesine bir bakalım:
Başını örten bir kadın, her şeyden önce bir iddiayı dile getirmektedir. Lisan-ı hâl ile demektedir ki: “Ben inandığım din konusunda titizim. Dinin bütün kurallarına uyma iddiasındayım”.
Şimdi böyle bir kadının, dinin açık bir kuralını çiğneyerek bu iddiasıyla çelişen bir tutum almasını neden “cesur bir davranış” olarak alkışlayalım ki?
Yaman bir çelişkiden bir kahramanlık destanı çıkar mı?
Eğer amacı dikkat çekmek değilse şarap içen başörtülü bir kadın, çelişkiler denizinde yüzen bir kadındır.
Çelişki içinde yüzmek de bir tercihtir, saygı duyarız.
Benim itirazım, bu çelişkiden bir “cesaret ana” öyküsü çıkarma çabasınadır.