Yazdır

MEDYADA YENİ SAYFA...

Aktif .

yavuz_baydar300YAVUZ BAYDAR

Seçimler geçti ve daha iyi anlaşıldı ki 'eski medya' inat ve körlüğü nedeniyle hızla marjinalleşiyor. Türkiye eğer doğru yönde değişecek ve normalleşecekse özgür ve 'doğrucu' bir 'yeni' medyaya acil ihtiyaç var.

Seçimler bitti, şimdi sıra sonuçlardan çıkan dersleri anlamaya geldi.

Türkiye'de seçimler üzerindeki vesayet gölgesi zayıfladıkça, her seçim bir şeyleri değiştirebildi. Özgürleşme arttıkça, değişmeye direnenlerin sıkıştığı, zorlandığı açıkça gözleniyor. Çünkü özgürleşmenin artması demek, inkâr edilenin, bastırılanın, görmezden gelmek istenenin, itilip kakılanın arka planındaki hakiki taleplerin ve beklentilerin geçerlilik kazanması demek.

Hakiki olan toplumsal tartışmanın 'merkezi alana' kayması demek.
Bu seçimlerden sonra başka pek çok önemli konu gibi, gazeteciliği ve medyayı tartışacağız.

Türkiye'de 'merkez' yeniden şekillenirken, kendisinin 'merkez' olarak kabul edilmesini isteyen medya nerede duruyor?

Duruyor mu, yoksa demokrasi normalleşirken eski davranışlarına olan düşkünlüğü nedeniyle hızla marjinalleşiyor mu?

12 Haziran'dan itibaren ısrarla sorulması gereken birinci soru budur.
Bir bakıma, sıkı bir 'medya takipçisi' (özellikle TV haberleri izleyicisi ve ardından gazete okuru) olan halkın her oy kullanışında medyaya da bir 'ders mesajı' veya'ödev' verdiğini söylemek gerekir.

Bu mesaj veya ödev şudur: 'Beni iyi anla, beni iyi izle, aramıza karış ve dilimizi karar vericilere tercüme et. Bunu yapmadın, veya çok kötü yaptın. Istanbul'da oturup tahminlerle iş görmeye çalıştın. Elitlerin arasına karışarak kendine yer açmaya çalışırken, dertli, sıkıntılı, ezilmiş, hayat kavgası veren, sesini duyuramayanları ihmal ettin. İşini unuttun. Sessizlerin sesi olmadın, haksızlıklara parmak basmadın, ezenin yanına geçip çoğu kez orada saf tuttun. Artık anla ve aslına geri dön. Mesleğin doğru yolunu bul.' 

Değişen bir ülkenin, değişen bir toplumun 'değişen' bir medyası olması gerekir, 'medya' değişmiyorsa, mutlaka değişmeyen başka bir şeyler daha vardır.' 

Ahmet Altan, Taraf'taki yazısında böyle yazıyor dün.
Eski alışkanlıklarına takılı kalan bir medya resmi yine seçim öncesine hâkim oldu.

Şunu yaşadık: AK Parti aleyhtarı bir kesim 'merkez' medya, önceki her dört (ulusal ve yerel) seçimde ve son referandumda olduğu gibi 'hayal tüccarlığı' dozu çok yüksek, manipülatif, 'bire bin katan', olumsuzlara aşırı odaklı bir yayıncılığa sarıldı. AK Parti'yi destekleyen medyada ise yer yer çok göze batıcı, okur tepkilerini küskünlük-kızgınlık boyutuna çıkaran bir partizan habercilik ve baş sayfa tercihi görüldü.

Her iki kesimde de, 'seçim haberciliği, izleyici veya okura sandığa giderken en sağlıklı kanaati oluşturacak bir dürüstlük, hakkaniyet ve çok yönlülük gerektirir' ilkesi bir kenara itildi.

Önceden sektöre giren bir kanser tümörü, son kampanyalar esnasında daha da büyüdü. TV ekranlarında X veya Y partisi adına konuşan, bunu yaparken de 'gazeteci mesafesi'ni, 'analitik yorumcu rolünü' bir yana bırakıp düpedüz çığırtkan siyaset propagandıcılarına dönüşen meslektaşlardan neredeyse geçilmez oldu.

Değişmeyen değişmeyerek kaldığı gibi, durum daha da kötüleşti.
Teşhis eğer buysa, okurlardan bu köşeye akan temayül bir yenilenme mesajı veriyorsa, o zaman ne yapmalı?
Türkiye 'yeni'ye doğru adım adım yürüyorsa, bu değişim yürüyüşünün gözlemcisi, yol göstericisi ve barometresi olan medya 'eski'de kalamaz.

Türkiye'nin yaşadığı demokrasi deneyi, normalleşme serüveni, bugünün dünyasındaki en ilginç ve en belirleyici süreçlerden biri. Bu 'geçişlerde' medyanın takındığı tavır doğru ile yanlış arasındaki farkları da ortaya koyacak, siyasilere rehberlik edecektir.

Ama bunun için ilkelere yeniden sarılan, rolüne sahip çıkan, korkusuz, temiz bir medya sektörü gerekir. Bizim işimiz, sonuçları ne olursa olsun, bilgiye erişmek, haberini yapmak, haksızlıklara mercek tutmak, sorgulamak, en önemlisi gördüğümüz her yanlışı göstermek, doğruların ve başarıların hakkını dürüstçe teslim etmektir.
Hasan Cemal geçenlerde şunu yazmıştı: 'Demokrasilerde gazeteci milleti siyasetçilere, başbakanlara haber beğendirmek, yazı beğendirmek, gazete beğendirmek zorunda değildir. Herkes kendi işini yapsın!' 

Bu doğrudur da, şöyle de genişletilebilir: 'Demokrasilerde gazeteci milleti hiç kimseye haber yazı gazete beğendirmek zorunda değildir.' 
Gazeteci halkın yanında olmalıdır. Halk eğer medyanın dürüst olduğuna 'iyi iş'le inandırılırsa demokrasiye olan inancı kök salar, ona gerekirse canı pahasına sahip çıkar.

http://www.sabah.com.tr/