forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

'MEDYA' CEPHESİNDE İŞLER BÖYLE Mİ DÜZELİR?

Aktif .

KÜRŞAT BUMİN: Günün birinde Hasan Pulur'un (Milliyet) kaleminden çıkan bir yazıya atıfta bulanacağım aklıma gelmezdi doğrusu. Ama ne yazık ki –”sayenizde”- bu da oldu.

Milliyet'in kıdemli yazarı dünkü yazısında “yandaş” olarak nitelediği televizyon ekranında karşılaştığı bir programdan aklında kalanları aktarıyor. İki konuşmacı “Doğan Yayın Grubu”na kesilen cezayı konuşmaktadır…

Milliyet yazarı konuşulanları doğru hatırlıyor ve aktarıyor.

Gerçekten de, benim de tesadüf ettiğim bu program –hani deyim yerinde ise- “memnuniyetten elleri oğuşturmanın” söze dökülmüş haliydi.

Hasan Pulur, izlediği bir sahneyi şöyle tasvir etmiş:

“İki 'yandaş'tan biri çok hızlıydı, başta Hürriyet, grubun gazeteleri kapatılmalıydı! Öbürü daha insaflı: 'Hayır, hayır kapanmasın!'

Ya ne olsun?

Bizimkiler onları satın alsın.

Örnek mi işte Sabah gazetesi, işte Star gazetesi…”

Ben de hatırlıyorum; Pulur'un sözlerinde abartı payı yok değil ama diyalog özü itibariyle böyle bir şeydi.

“Yandaş medya”-”yandaş gazeteci” gibi medyaya-meydana yeni düşen uygunsuz ifadelerin kullanılması bize en başta “Eski Rejim” dönemini hatırlattığı için münasebetsiz bir davranıştır. Ama doğrusu - “yandaş-mandaş” her ne ise de- ülkenin en büyük medya grubunun başına düşen kayadan bu derece memnuniyet duyulması da bir televizyon kanalının sabit programcılarına hiç yakışmıyor.

3.7 milyarlık cezaya ilişkin çok şey söylendi. Hatta, söylenenlerin alt alta sıralanarak sınıflandırıldığını da biliyoruz. AB'den ve dünya basınından gelen tepkiler de malum. Bunları bir kere de burada tekrarlamak gibi bir niyetim yok benim.

Konuyla ilgili olarak benim aklıma ilk gelen sözcük “sağduyu” oldu. Çünkü önümüze getirilen rakam herkesin –”yandaşlar” da dahil herkese- sadece “sağduyusu” ile tepki vereceği cinstendir.

Murat Belge dünkü yazısında “toplumsal bilinçliliğin”, sel afeti, Ergenekon dosyası, Kürt açılımı gibi konularda olduğu gibi bu “vergi cezası” karşısında da “Bu ne yahu? Ne oluyoruz?” diye sorması gerektiğini belirtiyordu.

Gerçekten de; “Bu ne yahu? Ne oluyoruz?”

Yakınlarda hakkında bolca laf edilen “tasfiye olacak gazeteciler listesi” hızını kesemeyip “tasfiye olacak medya grupları listesi”ne mi dönüşmüştü yoksa?

Hükümetin günlerdir dile getirilen bir iddiayı nasıl savuşturacağını merak ediyorum doğrusu. Bu iddia –hatırlatmaya gerek var mı?- özet olarak, “hükümete muhalif medya”nın defterinin Maliye tarafından dürülmekte olduğu şeklindedir. Hükümetin, seçimlerin ağırdan ağırdan kendini göstermeye başladığı bir dönemde, gönlünden, genelinde “parazitsiz” bir medya ile beraber yaşamayı geçirdiği iddia ediliyor.

Bu ve benzer iddiaların ne kadarı doğru ne kadarı yanlıştır bilemem. (“Bilemem” dediğim “net olarak bilemem”; yoksa herkesin bildiğini ben de biliyorum tabii ki!) Ama şu kadarını sizler gibi ben de biliyorum: Ortaya atılan bu ve benzer iddialar o derece “can alıcı”dır ki, hükümetin bunlara kayıtsız kalması düşünülemez bile. Hükümetin en büyük siyasi projesi olan “Açılım”ın bu iddialarda dile gelen türden “açılımlar”la destekleneceği yönünde gelişen en ufak bir şüphe bile bir çuval inciri hemen o dakika ziyan etmeye yeter de artar bile.

Dikkat ederseniz Doğan Yayın Grubu'nun söz konusu cezayı hak edip etmediği türünden bir sorgulamaya girmiyorum bile.

Bu grubun gazetecilik açısından “günahları”nın neler olduğunun ben de farkındayım tabii ki. (şüphe etmiyorsunuzdur umarım; çünkü önce Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç ile, sonradan sadece Alper'le sürdürdüğümüz “medyakronik” ve “kronikmedya” yayınlarımızın merkezinde bu grubun yayınları vardı) Dolayısıyla Doğan Yayın Grubu'nun geçmiş yıllarda Dinç Bilgin, Uzanlar ve Karamehmet gruplarına neleri reva gördüğü, bu bağlamda sırasında “şampanya patlatmak” gibi kutlamaları nasıl gerçekleştirdiği, “tekelci” arzularının azgınlığı gibi konu başlıkları bugün için konumuz değil.

Grubun takındığı siyasi tavrı, “Ergenekon”, “Açılım” gibi büyük dosyaların ne hale çevrildiğini, TSK ile kurduğu yakın “gönül bağı”nın filan hatırlatılmasının da sırası değil.

Herkese “Bu ne yahu?” dedirtmesi gereken 3.7 milyar liralık cezanın açıklanmasına, söze bu ve benzer –pek çok tabii ki- “günah”ı hatırlatmakla başlamak akla gelebilecek en yanlış yöntemdir, yoldur.

Bu ülkenin “medya”sı da –umarız çok gecikmez- bir gün tabii ki gerçek ve olması gerektiği anlamda bir dönüşüm sürecine girecektir. Hep söylendiği gibi, tabii ki, AB yolunda atılacak her adım “bu medya”yı da giderek dönüştürecektir.

Ancak unutmayalım ki, “bu medya”yı olması gerektiği gibi dönüştürecek olan güç, şu ya da bu hükümetin veya “Devlet”in şu ya da bu biriminin istek ve arzusu değil, “toplumsal bilinçlilik”tir.

http://yenisafak.com.tr/

 

DKM ARŞİVİ