forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

İLETİŞİM VE İNSANLIK TARİHİ

Aktif .

neclamoraDOÇ. DR. NECLA MORA - MAKALE

Mc Luhan’a göre, “araçlar insanların teknolojik uzantısıdır.” Tekerler, yol, araba, telefon, matbaa, radyo, televizyon da insanın uzantılarıdır. Mc Luhan, aracın insanı değiştireceği görüşü, onu “mesaj araçtır” yargısına getirmiştir. Dolayısıyla teknolojik gelişmeler bizim düşünme, duyma ve hareket şekillerimizi belirler.

***

İLETİŞİM VE İNSANLIK TARİHİ

NECLA MORA

İnsanlık tarihini dört dönemde incelemek mümkündür. Bunlar:

1. Sözlü kültür dönemi

2.  Elyazmalı ( Chirografik) Kültür Dönemi: Yazının icadı İ.Ö. 4. Yüzyıl

3. Basılı  (Tipografik) Kültür Dönemi: Matbaanın icadı 15. Yüzyıl

4.  Elektrik Elektronik Kültür Dönemi

SÖZLÜ KÜLTÜR DÖNEMİ

İnsanoğlu konuşa konuşa toplum denen birliği oluşturduktan çok sonra yazıya geçilmiştir.

Homo Sapiens’in 30 000-50 000 yıldır yeryüzünde yaşadığı tahmin edilmektedir. Buna karşılık ilkyazı 6000 yıl öncesinden kalmadır.

Yazıdan ve okuma-yazma olanağından yoksun bir kültürün nasıl olabileceğini düşündüğümüzde, bu insanların zihninde kelimelerin görsel bir varlığının olamayacağını anlarız. Kimsenin kelimeleri açıp bakmadığı bir kültürde kelimelerin görsel varlığı temsil etmesi, yazı olmadığı için zihinde bir karşılığı yoktur. Kelimeler sesten ibarettir. Sözleri hatırlamaya çalışabiliriz, fakat sözleri arayıp bulacağımız somut bir kaynak yoktur. Kelimeler başlı başına bir olay, bir eylemdir. Tüm duyular zaman içinde algılanır. Ses ancak varlığını yitirirken işitilir. Yok, olabilirliğinin dışında geçicidir, geçici niteliği ile duyulur. Ağızdan çıkıp, yiterken işitilir. Ses durdurulamaz, dondurulamaz, durdurulursa geride kalan sadece sessizliktir.

Kelimelerin sözlü kültürde sesle sınırlanması, anlatım sürecini etkiler. Ne anımsayabilirsek, onu biliriz. Sözlü kültür metinden yoksundur. Bu nedenle anımsanabilir şeyler düşünerek, belleğe yardımcı olan kalıp düşünce biçimleri, düşüncenin ritmik ve ahenkli tekrarı, herkesin sık sık duyup hatırladığı atasözleri, belli olaylar gerekir. Sözlerdeki ritmin yanında bedenin de iki yana ya da öne arkaya sallanması, el kol hareketleri anımsamayı ve ezberlemeyi kolaylaştırır.

Kulaktan kulağa ve ağızdan ağıza dolaşan hazır deyişler niteliği ile kalıplar, söyleme ritm katma yanında belleğe de destek olur. Düşüncenin çekirdeği bu deyişlerdir. Kalıplaşmış deyişlerden oluşmayan hiçbir düşünce uzayıp gidemez, çünkü deyişler düşüncenin özüdür.

Sözlü kültürde toplumun ortak malı olan bu kalıplar, yoğun biçimlendirmeler, deneyimlerin zihinsel düzenlenişi, düşüncenin tarzını belirler.

Her deyiş, her düşünce kalıplaşmıştır; çünkü her kelime ve her kelimenin içerdiği kavram, bir tür kalıp, deneyimlerden kaynaklanan verileri işlemenin değişmez bir yoludur. Deneyim ve irdelemenin zihinsel düzenlenişini belirler ve belleğimizde yer etmesini sağlar (W. Ong, 1995: 46-51).

İnsanlığın sözlü kültüre geçiş süresine bakıldığında, yazının icadı ve bunu takip eden diğer icatlar ve gelişmeler giderek hızlanarak sürmüştür. Günümüzde ise, artık bu gelişmeleri takip etmek güç hale gelmiştir.  Bu gelişmeler oluyorken insanların yenilikçiler ve gelenekçiler olmak üzere iki farklı cepheye ayrıldığı gözlenmiştir. Bir tarafta yeniliklerin topluma zarar vereceğini, onarılması imkânsız sorunlar yaratacağını savunan gelenekçiler, diğer tarafta bu yeniliklerin çok yararlı olacağını savunan yenilikçiler yer almıştır.

Neil Postman, “her teknolojinin aynı zamanda hem yararlı, hem de zararlı olabileceğini, sadece ne biri,  ne de öteki değildir” diyerek, teknolojinin sadece bir araç olduğunu, onun nasıl hizmet ettiğinin kullananın niyeti ile ilgili olduğunu belirtmiştir.

Platon ise, Fedro adlı eserinde, yazının insanların düşüncelerini değiştireceğini, bu değişikliğin belleği dışlayacağını ve onarılmaz biçimde zarar vereceğini ortaya atan gelenekçilerden biri olmuştur. Ona göre, açıklık ve eksiksizlik yazıda değil, sözdedir. Söz insanlara gerçeği kazandırdığı halde, yazı sadece gerçeğin görüntüsünü verebilir (M. Baldini, 2000: 8).

İnsan binlerce yıl bilgisini salt sesi ile aktarmıştır. Kavramlar ve bilgi ağızdan ağza dolaşarak yayılmıştır.

Sözlü kültürde, yani yazısı olmayan kültürde, insanın belgeleri yoktur. Sadece belleği vardır. Bu nedenle bilgisi anımsadıkları ile sınırlıdır.

Böyle bir insanın sözcüklerle ilişkisi görselden çok işitseldir ve duyu organları içinde en çok kulağı en önemli organıdır.

Belleğe aktarılacak bilgi, ritmik içerikli ve dengeli formüller olarak doğmalı ve yinelenerek ve özellikle ses uyumuna dikkat edilerek atasözleri ya da başka anımsatıcı önemli olaylarla ilişkilendirilerek düşünce kalıpları olarak belleğe kaydedilmeli ve paylaşılmalıdır.

Bilgilerin unutulmaması için ezberlerken uygulanan ritmik tekrarlar gerekmiştir. Bu ritm, sesteki ve bedenin öne arkaya ya da sağa sola hareket ettirilmesinde de söz konusudur. Kalıp sözcükler, örneğin “sakla samanı gelir zamanı”, “ayağını yorganına göre uzat”, “ak akçe kara gün içindir” vb. Sözlü kültürde, bellekleri güçlü, bilgili insanlar, bilge insanlar sayılmakta ve saygı görmekteydiler.

Sözlü Kültür Döneminin Özellikleri

  • -Kulak önemli organdır.
  • -Sözlü iletişim kalıp düşünceleri üstün tutmaktadır.
  • -Sözlü iletişim coşkulu ve taşkın bir paylaşımla aktarılır.
  • -Sözlü iletişim yarışma biçimindedir.
  • -Sözlü kültür tutucu ve gelenekçidir.
  • -Sözlü kültür yineleyici özellik gösterir.
  • -Sözlü kültür Omeostatik bir kültürdür (ezberlenen sözcüklerin günlük konuşmalarda kullanılması gerekir, yoksa unutulmaları söz konusudur).
  • -Sözlü kültür insanı soyut ve çözümsel düşünmekten çok konumsal bir biçimde düşünür.
  • -Sözlü kültürde yasal kurallar evrensel açıklamalar değil, somut ve zaten var olan bir konum yaratılarak sunulur.
  • -Örneğin, mahkeme, herkesin toplanıp oturduğu ve davalının sözlü olarak kendini ifade ettiği ve yargıcın da sonuçta karar olarak, günlük kullanımda olan bir söz kalıbı ile yargısını bildirmesi şeklindedir.
  • -Sözlü kültür toplumları bilgilerin aktarılmasını, ritmik ve düzenli söz kalıpları ile çözmüşlerdir.
  • -Sözlü kültürde gelenekleri aktarmada en çok kullanılan yöntem yinelemedir.
  • -Epik şiirler, aile meclislerinde, tiyatro ya da Pazar yerlerinde, şölenlerde çocuklar ve yaşlılar tarafından okunarak, gelenekleri canlı tutmak için toplum yaşamının her kesiminde belleği sürekli çalıştırmak için kullanılırdı.

Eski Yunan’da şiirin amacı salt bir öykü anlatmak değil, aynı zamanda öğretici ve pedagojik bir amaç taşıyordu. Örneğin, Homeros’un İliade ve Odissea’sında olduğu gibi.

ELYAZMALI (CHİROGRAFİK) KÜLTÜR DÖNEMİ

Homo sapiens yaklaşık 50 000 yıldır yeryüzünde yaşamasına rağmen, bildiğimiz ilkyazı M.Ö. 3500 yıllarında Mezopotamya’da yaşayan Sümerlerin geliştirdiği çivi yazısıdır.

Bundan önce insanlar binlerce yıldır resim çizerek kendilerini ifade etmeye çalışmışlardır.

Sümer yazı yöntemi değişik evreler geçirmiştir. Bunlar: 1. Pigtogram; yani imgenin stilize kullanılması, örneğin güneşin güneş resmi ile ifade edilmesi. 2. İdeogram; simgelerin bir düşünceyi anlatması. 3. Fonogram; bir sesi ya da ses dizimini belirten yazılı biçimdir. Örneğin alfabetik dillerde kullanılan harfler birer fonogramdır, çoğu zaman kendi başlarına ifade ettikleri bir kavram yoktur, kavramları ifade etmek için çıkarılan ses birimlerini belirlerler ve genelde başka fonogramlarla beraber anlamlı bir bütün oluştururlar. İdeogram terimi bunun zıddıdır.

İ.Ö. 3000’de Mısırlıların bulduğu yazıya Yunanlılar “Hiyeroglif” (Kutsal Yazı) demişlerdir.

Hiyeroglif yazı dinsel yazıtlarda ve anıtlarda kullanılıyordu. Mısırlılar daha sonra“Hieratic” ve “demotic” olarak adlandırılan iki ayrı yazı biçimi daha geliştirmişlerdir.  Bu üç yazı türü de görüntülü yazı yöntemleri olarak kalmışlardır. Mısırlılar da yazıyı bu dünya ile öteki dünya arasında bir iletişim aracı olarak kullanmışlardır. Mumyaların bulunduğu sandukalardan çıkan dinsel yazılar bu görüşü kanıtlamaktadır. Mısır’da Nil deltasında yetişen papirüs bitkisi kâğıt olarak kullanılmıştır.  Bu kâğıdı elde etmek için bitki uzunlamasına kesilir ve yeşil kabuğu soyularak çıkarılırdı. Daha sonra ince şeritler halinde kesilen bitki birbirine paralel olacak şekilde emici bezlerin üzerine serilirdi. Benzer bir tabaka bunların üzerine çaprazlama serilerek, üzerleri tümünü kapsayacak bir bezle örtülür ve yaklaşık iki saat bir tokmakla dövülerek, tabaka haline getirilirdi. Son olarak düzgün bir tabaka halinde sıkıştırılır ve kurumaya bırakılırdı. Birbirine kaynayan yapraklar rulo haline getirilerek muhafaza edilirdi Mısırlılar yazı yazmak için hasırotu denilen bitkiden elde ettikleri fırçalar ve bir çeşit siyah ve kırmızı mürekkep kullanmışlardır. Kamıştan elde edilen  kalem, ucu ezilerek liflere ayrılır ve yazı yazmak için mürekkep emdirilerek kullanılırdı.

Yazıcı, yazıyı hiyeroglife özgü karakterlerde sağdan sola doğru yazıyor, metni dikey sütunların ya da eşit boyda yatay çizgilerin biçimlendirdiği sayfalarda düzenliyordu.

Donald Jackson’a göre, ilk kez Mısırlılar tarafından kullanılan sıvı mürekkep ve kâğıt, kalem birleşmesi o dönem için çok büyük bir buluştu. Böylece birçok el yazması belgelerin yazılması ile günümüze kalması, o döneme ışık tutan bilgilerin günümüz insanına ulaşmasını sağladı.

Eski Mısır’da yazı aynı zamanda soyluluk belirtisiydi. Okuma-yazma bilmek, zengin ve rahat bir yaşam sürmeye yarıyordu.

Yazı ile birlikte metinlerin doğru ve yanlışsız kopya edilmeleri sorunu da ortaya çıkmıştır.

Ong’un görüşüne göre, yazı insan zihnini diğer buluşlardan daha fazla değiştirmiştir.

Cohen’e göre ise, alfabenin bulunması mantıklı düşünmenin uygulanmasında yeni bir çığır açmıştır.

El Yazmalı (Chirografik) Kültürün Özellikleri

1. Bellek süresini doldurmuş, önemini yitirmiştir.

2. Göz, (sözlü kültürde önemli olan) kulağın yerini almıştır.

Mc Luhan’a göre fonetik alfabe insanlık tarihinde ilk kez gözle kulağın birbirinden ayrılmasına neden olmuştur.

3. Düşüncelerin anlatımı daha çözümsel, daha soyut ve daha az sistematik olmuştur.

Yazının Bulunması İle Ortaya Çıkan Gelişmeler

1. Felsefe, bilim, mantık ve ahlak yazı sayesinde ortaya çıkmıştır.

2. Benlik ve kendi bilinci ortaya çıkmıştır.

3. Şair(ozan) sanatçı olmuştur.

4. Kahramanların yerini sıradan insanlar almıştır.

Elyazması kitaplar, İ.Ö. 5. Yüzyılda Atina’da görülmeye başlar. Atina’da 4. Yüzyıldan itibaren büyük ve yaygın bir okuma-yazma seferberliği başlamıştır. Senato kararları halkın okuyabilmesi için meydanlardaki mermer levhalara asılırdı.

Bir eserin yayımlanması, onun halka açık meydanda yüksek sesle okunması ve ilgili kişilerce elden ele dolaştırılması ile oluyordu.

Gutenberg devrimine kadar eserin adı, kitabın ilk sözcüklerinde tekrarlanıyordu.

Bu yöntem, papalık eserlerinde hala sürdürülmektedir.

Ortaçağda kitaplar, katedraller ve manastırlarda yoğunlaşmıştır. İlk genel kütüphaneler İ.Ö. 3. Yüzyılda kurulmuştur. Bunların en büyükleri Bergama ve İskenderiye’de bulunmaktadır. Bunlar halk kütüphaneleri olarak tanımlanmaktadır Bunlar halk kütüphaneleri olarak tanımlanmalarına rağmen oldukça elit mekânlardı. Batıda halk kütüphaneleri Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ile ortadan kalkmıştır.

İtalya’da 14.Yüzyılda tekrar ortaya çıkmışlardır.

BASILI (TİPOGRAFİK) KÜLTÜR DÖNEMİ

Basın tarihçisi S. H. Steinberg’e göre, matbaanın bulunması, politik, siyasal, dinsel, ekonomik, sosyal olaylarda köklü değişikliklere neden olmasının yanında, edebiyat ve felsefe alanında önemli etkileri olmuştur.

İletişimbilimci McLuhan’a göre ise, matbaanın icadı bilgilerin saklanması ve aktarılması konusunda insanlığa çok yararlı olmasının yanında, insan zihninde de çok köklü değişikliklere neden olmuştur. Ona göre, “Tipografik insan” olarak tanımlanabilecek farklı, yeni bir insan tipi gelişmiştir. Bu farklılık okuma yazma bilenle bilmeyen arasındaki fark kadar derin ve önemli bir farktır.

Matbaanın mucidi olarak kabul edilen Gutenberg, kuyumcu bir ailenin çocuğuydu. Almanya’da Ren bölgesinde Magonza’da dünyaya gelen Gutenberg, farklı politik sınıf çatışması nedeniyle yaklaşık 1428’de 20 yıl kaldığı Strasbourg’a sürgüne gönderildi. Burada matbaa üzerinde ilk çalışmalarına başladı. 12. Yüzyılda Avrupa’da üretilmeye başlanan kâğıt, keten yağından kendi ürettiği yeni tip bir mürekkep, dönemin el zanaatkârlarından öğrendiği eritme tekniği ile kurşundan eriterek yaptığı oynar başlı harfler ve baskı aletinden oluşan Gutenberg matbaası seri baskı yapabilme özelliği kazanmıştır. 1448’de Magonza’ya dönen Gutenberg, matbaasını kurmak için burada Fust adlı zengin bir avukattan borç para aldı ve çalışmalarına başladı. Schoeffer adlı bir üniversite öğrencisiyle birlikte çalışan Gutenberg, borçlarının taksitlerini ve biriken faizlerini ödeyemediği için matbaası elinden alındı. Borç aldığı avukat, Schoeffer ile birlikte matbaayı çalıştırmaya devam etti ve 1456 yılında, günümüze kırk dokuz tanesi ulaşabilen ve “Gutenberg İncili” olarak bilinen 42 satırlık incili basıldı. Bu Gutenberg İncili’nden sonra 14 Ekim 1457’de “Salerio” adlı basım tarihi belli olan ilk eser basıldı.

Gutenberg, keten tohumundan elde ettiği yağlı mürekkeple birlikte, metali eriterek oluşturduğu oynar başlı harflerle, bir seferde birden çok baskı elde etme tekniğini geliştirmiştir. Seri üretimin ilkel bir örneği olarak kabul edebileceğimiz bu teknik, kapitalist üretim anlayışının doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu yöntem modern sanayide de seri üretimin temeli olan “değiştirilebilir parçalar” anlayışının temelini atmıştır. Bu teknik ilk başlarda Almanların tekelinde kalsa da daha sonra tüm Avrupa’ya yayılmıştır.

İlk basılı kitaplar büyük ölçüde elyazması kitaplara benziyordu. Bunların ilk harfleri Hattatlar tarafından elle yazılıyordu. Bu gelenek Vatikan tarafından hala sürdürülmektedir. İlk basılı kitaplar, elyazması kitaplarla mücadelesini 1500’lerde kazanarak pazara sürülmeye başlandı.

Matbaanın bulunması ile medya sisteminde meydana gelen değişiklik aynı zamanda ulaşım sistemindeki değişikliklerle de ilgilidir. Malların hareketleri ve insanların bulundukları yerler sistemi etkilemektedir. Mesajların iletişimi, fiziksel iletişimin bir parçasıdır.

Bilgi akışının ticari yolları izlemesinin nedeni denizden ve karadan taşıma yapan tüccarların aynı zamanda haber de taşımalarıdır. Matbaanın kendisi Avrupa boyunca Ren nehri üzerinden taşınmıştır. Gutenberg’in matbaası, Mainz’den Frankfurt’a, Strasbourg’a ve Basel’e bu şekilde ulaşılmıştır.

Bu konuda araştırmalar yapmış olan Amerikalı tarihçi Elisabeth Eisenstein, ilk kez 1979 yılında yayımlanmış iki ciltten oluşan The Printing Press as an Agent of Change (Değişim Çağını Başlatan Baskı Makinesi, 1979) adlı çalışmasında,  matbaanın bir değişim aracı olarak Rönesans ve Reform hareketlerinin ve bilimsel devrimin itici gücü olduğunu yazmıştır.

Eisenstein’e göre matbaa, bilgiyi standartlaştırmış ve yayılmasını sağlamıştır. Ayrıca matbaa, otoritenin eleştirilmesini kolaylaştırmıştır (Baldini, 2000).

Amerikalı politik bilimci Karl Deutsch’a göre iletişim, hükümetin sinir uçlarıdır. İletişim özellikle büyük devletler için çok önemlidir. Dünyanın dört bir tarafına uzanan imparatorluklar için iletişimin önemi tartışılamaz. Önceleri bilgi insan aracılığıyla bir yerden bir yere taşınıyorken, 1490’dan itibaren Avrupa’da Tassis (veya Taxis ailesi “Taksi" terimi onların isimlerinden alınmıştır) ailesi düzenli kurye sistemini geliştirmiş ve 1563 yılından itibaren basılı zaman çizelgesi ile hizmet vermeye başlamıştır. Sık aralıklarla atlarını değiştiren özel kuryeler, günde 125 mil yol kat edebiliyor ve böylece önemli olayların haberlerini çok hızlı bir şekilde gerekli yerlere ulaştırabiliyordu.

Matbaa toplumunun yükselişi, Avrupa’daki ulusal dillerin yükselişi ile birleşmiştir. Ortaçağ’daki yazı iletişimi Latinceydi. Ulusların yazı alanında kendi dillerini kullanmaya başlamaları matbaa ile olmuştur. Martin Luther’in İncil’i Almancaya çevirmesi bu yeni eğilimin bir örneğidir. Ayrıca bu girişim İncil’in başka dillere çevrilmesinde öncü olmuştur.  (Brıggs ve Burke, 2004).

W. Ong’da Eisenstein’ın çalışmasından söz ederek, onun, matbaanın İtalya Rönesans’ının Avrupa’ya yayılmasında ve süreklilik kazanmasındaki rolüne vurgu yaptığına değinir. Matbaa, Protestanların reform hareketini başlatarak, Katolik kilisesinin kendine bir yön vermesini sağlamasının yanında, modern kapitalizmin gelişmesine, Batı Avrupa’da keşif hareketlerinin başlamasına, aile yaşamı, devlet politikası ve modern bilimin önünün açılmasına öncülük etmiştir.

İletişimbilimci McLuhan’a göre, matbaanın icadı bilgilerin saklanması ve aktarılmasında ve insanların düşünme biçiminde derin değişimlere neden olmuştur. Ona göre bu icat, Tipografik insan olarak tanımlanabilecek insan biçiminin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

El yazması kitaplar hem pahalı hem de okuması sorun yaratıyordu. Ancak yine de yazmanların tekeli nedeniyle okurun fazla bir yaptırımı yoktu. Baskı kültürünün başlaması ile kitap pazarı genişlemiş ve kitap fiyatları ucuzlamıştır. Ayrıca baskı, eserlerin standart olarak okura ulaşmasını sağlamıştır.

Baskı tekniğinin sağladığı rekabet nedeniyle birlikte kitapların en az hata ile basılmasına ve hatalı sayfalar için kitabın içine düzeltilmiş eklerin konulmasına başlanmıştır.

Basımın getirdiği rekabet ortamı, daha fazla okura ulaşmak için dilde sadeleşmenin yanında, imla kurallarının da hayata geçmesini sağlamıştır.

Baskı (Tipografi) Kültürünün Özellikleri

  • Baskı (tipografi) kültürü metne, tekbiçimlilik, süreklilik, türdeşlik unsurları getirmiştir.
  • Basım, mnemonic (bellek yardımcısı) zorunluluklarını gevşeterek, toplum belleğini değiştirmiştir.
  • Basım, Latinceyi arıtmış, sözdizimi yanlışlarının ve yabancı sözcük ve deyimlerin kullanımının azalmasını sağlamıştır.
  • Yazarlar giderek Latinceden uzaklaşmışlar ve halkın kullandığı ulusal dilleri kullanmaya başlamışlardır.
  • Basım, ulusal dillerin gelişmesini kolaylaştırmıştır. Ekonomik kaygılar nedeniyle yayıncılar kendi dillerindeki yapıtların basımına yönelmişlerdir.
  • Basım, dilin türdeşleşmesini sağlamıştır.
  • Yapıt hırsızlığı suç olmaya başlamıştır.
  • Okuma sessizleşmeye, bireyselleşmeye ve yayılmaya başlamıştır.
  • Basım, bireyselleşmenin ve uluslaşmanın doğmasına neden olmuştur.
  • Halka açık kitaplıklar kurulmuştur.
  • Basım, sansür, kovuşturma kavramlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yazıya sansür uygulanması elyazmalı kültür döneminde de vardı. Bu dönemdeki sansür dini sansürdür. İ. Ö. 5. Yüzyılda tanrılara hakaret suçu nedeniyle Pitagor sürgüne gönderilmiştir.
  • İlk laik sansür bürosu 1486’da Magonza’da kurulmuştur. Dinsel sansür, bölücü ve dine karşı metinleri baskı altına alırken, laik sansür politikacıları ve yöneticileri eleştiren yazıları yasaklamıştır.
  • Anı defteri denilen bir yazın türü ortaya çıkmıştır.
  • Basım, kapitalizmin doğuşunu, Protestan reformunu ve bilimsel devrimin gerçekleşmesini sağlamıştır.
  • Basım ile birlikte el yazması haber mektuplarından gazetelere geçiş olmuştur.
  • İlk dergiler 1605’te Anwers’te Nieuwe Anwersche Tijdigne ve 1609’da Strasburg’da basılan Ordinari Avisa basılmıştır.
  • İlk gazeteler 1613-1618 arasında Amsterdam, Viyana, Londra ve Paris’te basılmıştır. Daha sonraları 1631’de Fransa’da T. Renaudet La Gazetta adıyla bir gazete yayımlamıştır. İlk günlük periyodik gazete, 1660’ta Leibzigde basılan Leibziger Zeitung’dur. Ancak basının tam olarak kitlelere yayılması, diğer bir deyişle kişiselleşmesi zaman almıştır (Baldini, 2000).

Yazar ve Okur Niteliğindeki Değişimler

Elyazmalı kültürde, yazarın kim olduğuna ne yazarlar ne de okurlar önem vermezdi. İmzasız yazmak ya da başka kaynaktan alıntı yaptıklarında bunların belirtilmemesi gayet olağandı.

Basım ile birlikte yazarın kimliği ve eserin özel mülkiyete tabi oluşu gündeme geldi. Yapıt hırsızlığı suç sayılmaya başlandı. Yazarlık hakkı (telif), yazara satılan eserleri karşılığında ücret ödenmesi uygulaması ilk kez Erasmus ile başladı.

Yayınevlerinin bastıkları bir kitap önceleri başka bir yayınevi tarafından alıp basılabiliyordu. Ayrıca büyük kentlerde olan yayıncıların, taşrada olanlara göre büyük avantajları vardı.  Bu konuda yayıncıların birbirleriyle ve yazarla ilişkilerini düzenleyici ilk yasa 1709’da İngiltere’de “Copyright Act” çıktı. Fransa’da 1793’de, Almanya’da Saksonya-Weimar dükü tarafından 1893’de çıkarıldı. Bundan elli yıl sonra1886’da Bern anlaşmasıyla, uluslar arası karşılıklı hak ve yetkileri düzenleyici ilkeleri belirleyen anlaşma yürürlüğe girdi.

ELEKTRİK VE ELEKTRONİK KÜLTÜR DÖNEMİ

Sözlü kültürden yazıya ve sonra elektronik kültüre geçiş, ekonomik, politik, dini,  toplumsal vb. yapılardaki değişimi ve dönüşümü de kapsar. Bu değişimlerle birlikte insanların zihniyet yapıları da büyük ölçüde değiştirmiştir.

Radyo, televizyon, bilgisayar ve uydu türü araçlarda söz ve düşüncenin elektronik ortamda işlenmesiyle birlikte, W. Ong’a göre,  ikincil sözlü kültür çağı başlamıştır.

1793 yılında Claude Chappe’nin optik telgrafı Paris hükümetinden Lille’ye buyruk göndermek için kullanılıyordu. 1800’lerin ortalarına doğru Amerikalı Samuel Morse ilk elektrikli telgraf ile Washington-Baltimore arasında mesajı gönderdi.

Elektrikli telgraf ile birlikte insanlar elektrik-elektronik kültür dönemine girmiştir. İlk defa mesaj, insandan, maddeden, zamandan ve mekandan bağımsız, hızlı bir şekilde alıcıya ulaşmıştır.

Ong’a göre telgraf, radyo, telefon ve televizyonla birlikte insanlar ikincil bir sözlü döneme geçmişlerdir.

Katılım, toplum duyarlılığı, şimdiki zamana eğilimi, formülleştirme yöntemleri ile bu dönemin şaşılacak derecede sözlü kültür dönemine benzediğini savunan Ong, elektrik-elektronik kültür dönemine ikincil sözlü kültür dönemi demektedir.

Bu dönem birincisine hem çok benzemekte hem de çok farklı olmaktadır. Bu dönemle birlikte McLuhan’ın deyimi ile dünya “Küresel Köy”e dönüşmüştür.

Neil Postman ise, “Yeni teknolojinin iletişim dünyasına ne bir şey eklediğini, ne de bir şeyi ortadan kaldırır: Her şeyi tamamen değiştirir”, demiştir.

İCATTAN KULLANIMA KADAR GEÇEN SÜRELER

Basın 1440 Gutenberg,  1630 Renaudet (La Gazette), 1836 Girardin ( La Presse) 4 asır

Sinema 1832 Plateau (Kalidoskop), 1895 Lumiere Kardeşler (Sinema makinesini hayata geçirdiler) 63 yıl

Radyo 1899 Marconi İngiltere’den Fransa’ya ilk radyo yayını yapmıştır.

Televizyon 1929 H. De France ve Rene Barthelemy tarafından icat edilmiştir.  1936 BBC ilk yayın 7 yıl

Mc Luhan’a göre, “araçlar insanların teknolojik uzantısıdır.” Tekerler, yol, araba, telefon, matbaa, radyo, televizyon da insanın uzantılarıdır. Mc Luhan, aracın insanı değiştireceği görüşü, onu “mesaj araçtır” yargısına getirmiştir. Dolayısıyla teknolojik gelişmeler bizim düşünme, duyma ve hareket şekillerimizi belirler. Örneğin matbaa, sözlü haberleşme döneminden farklı düşünceler ve duyguların yayılmasına neden olmuştur. Bugün elektrik ve elektronik kültür bize soyutlama, görme ve duyma gücümüzü artırmıştır.  Mc Luhan’a göre, haber bakımından fakir, okuyucunun, dinleyicinin fazla katılımını gerektiren soğuk mesajları ileten bir araçlara soğuk medya, her bakımdan noksansız, izleyicinin fazla katılımını gerektirmeyen sıcak mesajlar ileten araçlara sıcak medya demiştir. Örneğin radyo, televizyon gibi araçlar sıcak medyadır. Mc Luhan’a göre tarihte ilk çağlar sözün egemen olduğu soğuk çağlardır. Haberleşme, mekân olarak sınırlı ve katılım azdır. Genellikle mekâna ve zamana bağlıdır. Fakat teknolojinin getirdiği olanaklarla haberleşme zaman, mekân bağımlılıktan kurtulmuştur. Ancak şimdi de teknolojiye bağımlı hale gelmiştir.

Basım

Okuma yeteneği ister.

Bireyseldir.

Azar azar kullanılır.

Yavaş yayılır.

Yeniden okuyup, denetlenebilir.

Üretimi ucuz, tüketimi pahalıdır.

Farklı nitelikteki bireylere göre hazırlanır.

Elektronik

Eğitime gereksinim yoktur.

Topluluk içinde tüketilir.

Büyük ölçüde kullanılır.

Çok çabuk yayılır.

İkinci gözleme uygun değildir.

Üretimi pahalı, tüketimi ucuzdur.

Çoğunluk için hazırlanır.

Elektrik-elektronik kültür döneminin en çok ilgi gören aracı televizyon, telekrasi riskini yaratır. Bu, televizyonun yarattığı demokrasi kültürüdür.

Bilgisayar ve internet yeni medya galaksisini yaratmıştır.

SONUÇ YERİNE

Batının yükseliş nedenlerini ve Osmanlının geri kalış nedenlerini ele aldığımızda:

Aydınlanma felsefesi

1. Bireysel hak ve özgürlükler

2. Kurumsal ve örgütsel yapılar

3. Sivil toplum

4. Usun egemenliği

5. Çağdaşlaşma

Kapitalizm

1. Sermaye birikimi ve sanayi devrimi

2. Ulusal egemenlik

3. Siyasal demokrasi (kilise ve aristokrasiyi kenara ittiler)

4. Sivil toplum

5. Siyasal toplum

Osmanlının Geri Kalış Nedenleri

1. Siyasal Çöküş

2. Ekonomik Çöküş

3. Sosyal Çöküş

Sanayi devriminin Avrupa’sı, ucuz hammadde elde edip, kendi sanayi ürünlerine yeni pazarlar bularak geliştirmiştir. O tarihlerde buna “Açık Kapı” politikası deniliyordu. Bugün küreselleşme deniliyor. O zamanlar Atlantik Uygarlığı için Osmanlı Devleti’nin durumu 19. Yüzyıl boyunca “Doğu Sorunu” ya da “Avrupa’nın Hasta Adamı” kavramları ile tanımlanmıştır (Gevgilili, 1995).

Kaynakça

Baldini, Massimo, İletişim Tarihi (2000),  Avcıol Basım Yayımevi.

Brıggs , Asa ve Peter Burke,  Medyanın Toplumsal Tarihi ( 2004), İzdüşüm Yayınları.

Gevgilili, Ali, Türkiye’de Yenileşme Düşüncesi Sivil Toplum Basın Ve Atatürk (1990), Bağlam yayınları.

Ong, Walter J. ,  Sözlü Ve Yazılı Kültür (1995),  Metis Yayınları.

 

Doç. Dr., İstanbul Aydın Üniversitesi,
İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü,
Bölüm Başkanı.

neclamora@aydin.edu.tr

 

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN