forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

ATAERKİL TOPLUMLARDA İLETİŞİMSEL EYLEM OLARAK TÖRE CİNAYETLERİ

Aktif .

DOÇ. DR. NECLA MORA 
neclamoraÖzellikle tek tanrılı dinlerin kabul edildiği toplumlarda ataerkil yapılanmalar, toplumun uygarlık düzeyi ile ters orantılı olarak hüküm sürer. Soyun erkek üzerinden yürüdüğü kabul edilir. Erkek tohum, kadın toprak algılaması, kadını, insan soyunu sürdürmek için taşıyıcı konumuna indirger. Bu anlayış insan ilişkilerini büyük ölçüde etkiler.
  
TOPLUMSAL YAPI
 
Toplumsal yapının düzenlenmesinde cinsiyet kavramı belirgin bir rol oynar. Toplumların yaygın olarak anaerkil veya ataerkil yapılanma ile düzenlendiği görülür. Anaerkil yapılanmada kadın toplumsal güce sahip olan saygın bir konumdadır. Ataerkil yapılanma ise, bunun tam tersi olarak erkeklerin üstünlüğü anlayışına göre işler. Özellikle tek tanrılı dinlerin kabul edildiği toplumlarda ataerkil yapılanmalar, toplumun uygarlık düzeyi ile ters orantılı olarak hüküm sürer. Soyun erkek üzerinden yürüdüğü kabul edilir. Erkek tohum, kadın toprak algılaması, kadını, insan soyunu sürdürmek için taşıyıcı konumuna indirger. Bu anlayış insan ilişkilerini büyük ölçüde etkiler.  Toplumsal düzenin sağlanması için oluşturulan sosyal ve hukuksal normlar, bu anlayış çerçevesinde oluşur ve uygulanır. Toplumsal düzen bu anlayış çerçevesinde normal kabul edilir. Sosyalleşme buna göre gerçekleşir ve değerler bu an layışa göre yeniden üretilir. Tüm bunlar iletişimsel anlamda gerçekleştirilerek gündelik yaşama aktarılan eylemlerdir. Şiddet, fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel olmak üzere bedensel ve tinsel ayrımlara doğru genişleme ve dağılma gösteren en az bir insanın diğerine uyguladığı bir eylemdir. Şiddet, yerleşik ve köklü geleneğini politik alandan alan, iktidar olma, gücü, erki yansıtma olarak değerlendirilebilir. Şiddet, özellikle ülkemiz açısından bakıldığında kadına yönelik boyutuyla sıklıkla gündeme gelmekte ve kaynağını toplumsal cinsiyet bağlamında erkek egemen bakış açısından almaktadır.
 
Habermas (2001, 122)’a göre, insanlar ortaklaşa toplumsal kurumların üyeleri olarak yaşayabilmek için birbirleriyle etkileşimde bulunmak zorundadır. Ona göre, insanın özgürleşmesinin yolu aydınlanma projesinin tamamlanması ile mümkündür. Çünkü aydınlanma aklın yüceltilmesidir. Akıl, doğası gereği kendini konuşulan dil içinde yeniden üretir. İletişimsel eylem, dil ve eylem yetisi bulunan en az iki öznenin kişilerarası ilişkisinde oluşur.
 
Toplumsal rollerin öğrenilmesi, toplumsal kimliğin kazanılması, kültürel bilginin aktarılması, kısacası kurumsal ilişkilerin tanımlanmasıyla mümkün olan iletişimsel eylem, bu üç ayrı dünyanın çelişkilerinin üzerini örtmek yerine, bunları toplumsal yaşamın konumlandığı ortak bir alan olarak görür ve anlamaya çalışır (Köker 1998: 62).
 
Toplumsal kültürün ortaya çıkardığı töre /gelenek, ifade biçimleri, anlam ve imge oluşturma,  toplumsal, sınıfsal ve cinsiyet ilişkilerini kapsayan düzenli bir dünya yaratma sürecidir. Bir kültürün dünya görüşü kadın imgelerini de içerir ve bunlar kültürün bütünü açısından kadına ilişkin düşünceleri biçimlendirmede etkin rol oynar (Berktay, 1996. 17).
 
Anaerkil toplumda kadın baskındır. Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur; soy kadınlar tarafından belirlenir, hâkimiyet kadınlarındır. Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir.
 
Anaerkil yabanıl toplumda yasa ve düzeni işleten güçlerin neler olduğunu araştırmak üzere Kuzeybatı Malenezya’da gözlem yapan Malinowski, sosyal normların nasıl işlediğini incelemiştir. Ataerkil toplumdaki sosyal normlara benzer normlar anaerkil toplumda da bulunmaktadır. Örneğin bir gencin intihar olayının arkasında o toplumda geçerli olan törenin çiğnenmesi sonucunda toplumun bu durum nedeniyle gence karşı geliştirdiği toplumsal baskı, gencin intihar etmesine neden olmuştur. Bu olay sosyal normların ihlalinin birtakım yaptırımları olduğu ve aşağıda belirtilen yayılmış yaptırım olarak adlandırılan toplumsal baskı, dışlama yoluyla genci intihara yönlendirmiştir. İntihar, törensel bir biçimde şölen giysileri giyilerek ve süsler takılarak gerçekleştirilmektedir. Genç, onu bu korkunç sona getiren nedenleri açıkladıktan ve kendisini ölüme gönderen rakibi suçladıktan sonra töre gereği uzun uzun haykırıp kendini elli, altmış metre yüksekliğindeki ağaçtan yere atarak intihar eder. Bu olay aynı zamanda ölen gencin klanının ölüme sebebiyet veren gencin klanına karşı kan davasının başlamasına yol açar (Malinowski, 2003, 85, 89).
 
Anaerkil topluluklarda da cinayet ya da öldürme olayında, Anadolu’da kan davalarındaki uygulamalara benzer bir uygulama olan “lula” denilen “kan bedeli” ödeme uygulaması vardır.   Bu töresel şiddetin arkasında topluluğun bunların gerçekleştirilmemesi durumunda bir takım zararlar göreceği inanışları bulunmaktadır. Örneğin kandaşla cinsel ilişkide bulunma sonucunda vücutta yaraların çıkacağı, ölümcül hastalıkların olacağı benzeri olayların başa geleceğine inanılır (Malinowski, 2003, 91).
 
Geleneksel toplumlarda yasanın cezai yönü, kamusal yönünden daha muğlâktır. Malinowski’nin belirttiği gibi adalet fikri modern toplumdakinden farklı işlemektedir. Bu toplumlarda bozulan sosyal dengenin kurulması zaman almaktadır. Örneğin Anadolu’da kan davaları uzun yıllar sürmekte ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde öç almaya yönelik can alınmaya devam edilmektedir. Bu tür töresel iletişimsel eylemler cemaat tipi yapılanmalarda yaygındır. Öldürülen tarafın kin gütmesi ve ailenin erkeklerinin bunun karşılığını ödetmesi doğrultusunda kadınların azmettirici olarak önemli rol oynadıkları bilinmektedir.
 
 ATAERKİL TOPLULUKLARDA İKTİDAR İLİŞKİLERİ
 
İnsan içinde yaşadığı toplumun kültürüne katılmış olarak değer, tutum, statü, rol sistemleri içinde yer sahibidir ve toplumsal kültür içinde bir kişilik taşır. Yabanıl ya da gelişmiş bütün toplumlarda bireyler, birbirleriyle ilişkisini;  1. Bilinçdışı, kendiliğinden oluşmuş normatif kurallar, 2. Bilinçli olarak oluşturulmuş normatif kurallara göre sürdürür. Sosyal normlar, kültürün içinde oluşan ahlak, din, örf ve adet kurallarıyla bilinçdışı kendiliğinden ve süreç içinde oluşur. İkincisi ise, insanlar tarafından bilinçli olarak oluşturulan ve bu gücü kullanabilecek yetkideki iktidar sahibi tarafından uygulanabilen, hukuk gibi rasyonel normlardır. Sosyal normlar, kültürel sistem içinde yer alan değer, tutum sistemlerini düzenleyen, toplumsal yaşamı düzen içinde sürdürülür kılan normlar eylemsel bir bütünlük gösterirler. Toplumsal yaşam bu bütünlüğün sürekli yeniden üretildiği bir süreçtir ( Özcan, 1998, 44-45).
 
TOPLUMSAL YAŞAM
 
İnsanların toplumsal yaşamı; 1. Toplum,  2. Topluluk olarak iki ayrı düzeyde ele alınır. Toplum, insanların birlikte yaşamanın gereği makro düzeyde gerçekleştirdikleri ortak kültür, toplumsal normlar, değerler ve standartların geniş ölçülerde bulunduğu ve belli bir iktidar bölüşümü içinde olan toplumsal düzlemi işaret eder. Topluluk ise, kişilerin yüz yüze ilişkilerinin sürdürüldüğü gruplaşma tiplerini işaret eder. İletişimin en dolaysız ve yoğun olarak gerçekleştiği alan topluluktur. İnsanlar arasındaki çıkar çatışmaları ve doğadan gelen tehlikeler, birincil grupların kendi aralarında birleşmelerini zorunlu kılar. Topluluklar bu türden birleşmelerdir. Bu topluluklar arasında çıkar çatışmaları bulunur, ancak bu çatışmalar, yüz yüze ilişkinin sona ermesini gerektirmeyen ve dışa karşı birlikteliği koruyan uzlaşmalar içinde yürütülür. Sosyal normlar ve bütün kültürel standartlar, birey lerin yüz yüze ilişkilerinden başlayan ve daha geniş ilişki çevrelerine yayılan iletişim süreci içinde oluşur (Özcan, 1998, 46-47).
 
SOSYAL NORMLAR
 
Yabanıl toplumlarda hukukun dışında kalan sosyal normlar dört ana gruba ayrılır. Bunlar; 1. Ahlak kuralları; hem içsel, hem de dışşal yaptırım mekanizmalarından kaynaklanan ahlak kurallarıdır. Ataerkil toplumlarda babaya asilik edilmemesi bu türden bir kuralladır. Bu kuralların ihlal edilmesi sonucunda hem bireysel rahatsızlık hem de dışarıdan dışlanma, öldürülme benzeri yaptırımlar ortaya çıkabilir. 2. Din kuralları; insan kültürünün geriliği ölçüsünde dışarıdan bilinmeyene anlam vererek, kendini uyarlamak ihtiyacı hisseder. Dilsel formülasyonlarla hem içsel hem de dışsal bağlamda ritüellerle sürdürülür. Sosyal yakınlaşmayı ve dayanışmayı sağlar. Bireye aidiyet duygusu verir. 3. Örf ve adet kuralları;  oluşumu sürecinde bilinçsiz bir biçimde gelişmesine rağmen, alışkanlık haline geldikten sonra bilinçli olarak yerine getirilen alışkanlıklardır. Geçişli ve geçişsiz olmak üzere iki tür örf ve adet kuralı vardır. Geçişli kurallar kişiye olumlu davranışı emreder. Geçişsiz kurallar ise bazı davranışları yapmamasını emreder.  4. Örf ve adet benzeri diğer kurallar; bazı durumlarda başkaları tarafından da benimsenen uylaşımsal bir teamül olarak örf ve adet benzeri kurallar kullanılabilir (Özcan, 1998, 61-68).
 
 TOPLUMSAL YAPTIRIMLAR
 
Bireyin sosyal normlara uyması veya uymaması durumunda, toplumsal yaptırımlar iki ölçüte göre sınıflandırılabilir. Bunlar; 1.  Pozitif veya negatif ölçüt, 2. Yayılmış ve hukuksal organize yaptırımlardır. Yayılmış yaptırımlar, normun ihlali durumunda iki biçimde karşımıza çıkar ya yapılan eylemin aynen karşılığı verilir. Armağan değişiminde ya da sözleşme ediminde sözünü yerine getirmeme durumunda, benzer edim karşı tarafa uygulanır. Adam öldürme, yaralama benzeri durumlarda karşı tarafa aynı ceza uygulanır ya da toplumda “kan bedeli” denilen ve tespit edilen miktarda para verme, kız verme uygulamalarıyla karşı tarafın zararı karşılanır (Özcan, 1998, 73).
 
 TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ
 
Fromm (2005, 18- 19), şiddetin farklı türleri ve bu türlerin farklı psikolojik arka planları olduğunu söyler. Ona göre, en hastalıksız ve normal şiddet biçimi, oyunda ortaya çıkan yıkıcılık ya da nefret amacı gütmeyen hüner gösterileri biçimindeki şiddettir. Tepkisel şiddet denilen diğer bir şiddet türü ise, korku kaynaklıdır. En çok rastlanan şiddet türü olan tepkisel şiddetin nedeni bilinçli ya da bilinçsiz korkudur. Bu korku canını kaybetme, malını kaybetme, onurunu kaybetme, özgürlüğünü kaybetme benzeri korkular olabilir. Tehdit edilme duygusu ve bunun yol açtığı tepkisel şiddet, çoğu zaman gerçeklikten değil insan zihninin bulandırılmasından doğar. Örneğin, farklı bireysel çıkarları olanlar, bazı insanları, tehdit edildiklerine inandırarak karşı koyma duygusu yaratarak şiddete yönlendirebilirler.
 
Fromm’a göre, engellenme duygusu da şiddete yol açabilir. Bunun dışında gıpta ve kıskançlık duyguları şiddete neden olan duygulardır. Tepkisel şiddete benzeyen, hastalıklı bir ruh halinden ortaya çıkan başka bir şiddet türü öç alıcı şiddettir. Öç alma dürtüsü, bir topluluğun ya da bireyin gücü ile ters orantılıdır. Zarar gördüğüne, onurunun incindiğine, aşağılandığına inanan birey ya da topluluk, kendi öz saygısını onarmak için dişe diş, göze göz kuralına uygun olarak öç almak için fırsat kollar. Ona göre, yabanıl toplumlarda, yoğun ve giderek kurumlaşmış öç alma duyguları ve davranışları vardır. Bu topluluklarda yoksun bırakılma ve onurunu yitirme duygularının onarılma ihtiyacı yıkıcı bir düşmanlık ve öç alma duygusu yaratır (Fromm,2005, 22).
 
Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu’sunda görülen Aşiret tipi toplumsal yapılanmalar, dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok sülaleden oluşan, aralarında,  köken, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan topluluklardır. Aşiret sistemi bir reisten ve reisin yardımcılarından oluşan aile topluluğu genellikle diğer aşiretlere karşı kendi bölgelerini koruma adına oluşmuştur. Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğundan bugüne kadar çeşitli değişikliklere uğramış ise de sosyo-kültürel yapıları devam eden dokuz aşiret ve bunlardan kopmuş olan birçok kabile vardır( http://tr.wikipedia.org, 20.05.2009).
 
Aşiret sisteminde Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni mevcuttur. Bu düzenin temelini erkeğin üstünlüğü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hâkimiyet erkeklerindir. Bu toplumlarda erkeklere kadınlardan daha çok saygı gösterilir. Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü,  anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur (Vikipedi, http://tr.wikipedia.org).
 Töre cinayetleri içinde yer alan kan davaları, akrabalık ilişkilerinin sıkı olduğu toplumlarda öç alma duygusundan kaynaklanan, misilleme biçimindeki karşılıklı cinayetlerle süren aile ve kabileler arası çatışmadır. Hak arama sürecinin bulunmadığı, anlaşmazlıkların tarafları hoşnut edecek biçimde çözümlenmediği, hak ve adalet duygularının tatmin edilmediği hukuk sistemlerinde, bireyin hak ve adaleti kendi başına gerçekleştirme girişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Kan davası genellikle haksızlığa uğrayan taraftan bir kişinin, suçlunun işlediği suça uygun biçimde cezalandırılmaması durumunda, intikamını alma, onurunu kurtarma, hak ve adaleti gerçekleştirme girişimiyle başlar.Yabanıl topluluklardaki karşılıklılık ilkesi doğrultusunda, karşı tarafın aynı gerekçelerle işlediği cinayetle sürer. Kan davasının başlamasından sonra davaya taraf aile üyeleri güçlü bir dayanışma içine girerler. İşlenen cinayetten aile üyelerinin her biri teker teker sorumlu tutulur. Bu davalarda genellikle ailelerin erkek üyeleri hedef alınır, kadın ve çocuklara yönelik cinayetlere az rastlanır. Fakat kan davasının aile sınırlarını aşarak aşiretler arası bir düşmanlığa dönüştüğü çevrelerde kadın ve çocukları da içine alan toplu cinayetler de görülebilir (
http://www.yeniasya.com.tr, 21.05.2009).  Bu konuyla ilgili olarak Doğan haber Ajansı’ndan (dha) iki haber örnek olarak verilebilir. Birinci haberde, Mardin’de gerçekleşen olayda, kadın ve toprak nedeniyle başlayan anlaşmazlık, karşı taraftan istenen gelin adayının başka biri ile nişanlanması üzerine onur sorunu haline getirilerek aynı aileden 44 kişinin çoluk çocuk katledilmesine varan bir şiddet eylemine dönüşmüştür. İkinci haberde ise, Ağrı’da, namus meselesi nedeniyle bir kadın bıçaklanıp, burnu ve kulakları kesildikten sonra boş bir araziye atılmıştır. Ünsal (2003, 158)’a göre, namus ve şerefini korunma
sı, Doğu ve Güneydoğu insanı için değerler sisteminin en başında gelmektedir. Bu kavramlar doğrultusunda çok duyarlı ve şiddet göstermeye her an hazırdır. Özellikle kadınlar konusunda herhangi bir hakarete, dedikoduya ve söylentiye hedef olan aile bireyleri, bu durumu temizlenmesi gereken bir leke olarak algılamaktadır.
 
Töre kaynaklı şiddet olayları, iç ve dış göçle birlikte Türkiye’deki büyük kentlere ve Avrupa ülkelerine taşınmaktadır. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması”, katliamların ağırlıklı olarak yaşandığı Doğu ve Güneydoğu’da, kadınların durumunu göstermektedir.  Araştırmaya göre, eşi veya birlikte olduğu kişiden fiziksel şiddet gören kadınların oranı yüzde 48’e kadar çıkmıştır.  Bu kadınlardan yüzde 13’ü gebelikleri sırasında bile şiddet görmüşlerdir http://www.ksgm.gov.tr/tdvaw/istatistikler.htm).
 
SONUÇ
 
Şiddet, kan davası, namus cinayeti, berdel benzeri uygulamalarla, kültürel yapıyla harmanlanan ataerkil anlayış, iletişimsel eylem boyutunda gündelik yaşamın dili haline gelmiştir. Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde sıklıkla yaşanan, iç ve dış göçlerle birlikte diğer bölgelere ve başka ülkelere de taşınan, namus, töre, onur söylemleriyle birlikte gerçekleştirilen töre ve namus cinayetleri,  iletişimsel eylem olarak ataerkil yapının ortaya çıkardığı ve cehaletin beslediği, aynı zamanda ekonomik arka planı olan bir şiddet türüdür. Ayrıca bu yörelerdeki aşiret sistemi, kemikleşmiş iktidar yapılanması, yöre insanının önünde büyük bir engel oluşturmaktadır.
 
Güvenlik ve sosyal dayanışma nedeniyle birbirine yaslanan topluluklar, bazen birbirinden daha fazla zarar görmektedir. Bu durumun düzelmesi, eğitim düzeyinin yükselmesiyle birlikte ekonomik yapının iyileşmesi, kentleşme olgusunun yaşama geçirilerek, aşiret düzeninden çıkılması ile mümkün olabilir.
 
 
KAYNAKÇA
Berktay, Fatmagül (1996), Tektanrılı Dinlerde Kadın, Metis Yayınevi, İstanbul
Fromm, Erich (2005), Sevginin Ve Şiddetin Kaynağı, Payel Yayınevi, İstanbul
Habermas, Jürgen (2001) İletisimsel Eylem Kuramı, Çev. Mustafa Tüzel, Kabalcı
Yayınevi, İstanbul
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü,
http://www.ksgm.gov.tr/tdvaw/istatistikler.htm (23.05.2009)
Köker, Eser (1998), Politikanın İletişimi İletişimin Politikası, Vadi Yayınları, Ankara
Malinowski. Bronislaw (2003), Yabanıl Tolumda Suç ve Gelenek, Epsilon Yayınları, İstanbul
Özcan, Mehmet Tevfik (1998), İlkel Toplumlarda Toplumsal Kontrol, Özne yayınları, İstanbul
Ünsal, Artun (2003), Anadolu’da Kan Davası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul
 Vikipedi Özgür Ansiklopedi,
http://tr.wikipedia.org, (20.05.2009).
Yeni Asya Gazetesi,
http://www.yeniasya.com.tr, (21.05.2009)

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN