forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

ESKİ TİP GAZETECİLİK TASFİYE OLUR MU?

Aktif .


Habertürk, Mehmet Barlas, Serdar Turgut, Akif Beki, Alper Görmüş, Hasan Pulur ve Hasan Karakaya'ya  sormuş. İşte verilen yanıtlar...

MEHMET BARLAS-SABAH GAZETESİ YAZARI: BİZİM MESLEĞİN SIKINTISI BU; RAHATLARINI BOZMAK İSTEMİYORLAR

Genel olarak yazılı basın zaten tutucu. Teknolojik olarak tutucu. Gutenberg'den beri aynı teknolojiyi  kullanıyor. Bilişim çağında bu teknoloji garip sonuçlar doğurmaya başladı. Matbaadan çıkıp okura gelene kadar  gazete zaten bayat bir ürün oluyor. Bunun irdelenmesi lazım. Bu temel çelişkiyi düşünüp tartışmaya açmamak  statükodur. Rahatlarını bozmak istemiyorlar. Cep telefonları gazetenin yerini aldı. Her saat her dakika  haberleri takip edip hatta izleyebiliyorsunuz. Gazeteden daha ileri bir iletişim aracı haline geldi. Teknolojik  tutuculuk giderilmediğine göre, geriye yorumlarda ilerici olmak kalıyor. Orada da herkes kendi statükosunun  sözcülüğünü yapıyor. Dünyanın yeni gerçeklerine açılmak ürkütücü geliyor. ABD'de bir siyah tenli başkan  seçiliyor, Türkiye'de belirli bir çevrenin dışından bir Başbakan veya iktidar geldiği zaman uzaylı gelmiş gibi  karşılanıyor. Dünyada yeni bir teori konuşuluyor; singularity. Bu teoriye göre, bütün akıllar web sayesinde tek  bir beyin olacak. Bilim adamları konuşuyor, gerçekleşmeye doğru gidiyor. Bilgisayarların insanlardan daha daha  hızlı değişen yeni formülasyonlar üretmesi sağlanıyor. Böyle bir ortamda gazetecilerin daha ileri, daha cesur,  daha atak olmaları gerekir. Statükoyu anlamak, anlatmak, savunmak başkalarının görevi olmalı. Sürekli yaşlanan  genç insanlar gazeteciler, topluma yansıttıkları düşünceler yaşlı. Bizim mesleğin sıkıntısı bu.

SERDAR TURGUT-AKŞAM GAZETESİ YAZARI: TÜRK MEDYASI YÜZDE YÜZ STATÜKOCUDUR, BUNUN DEĞİŞMESİ İÇİN SAVAŞ VERİYORUZ


Genel bir saptamayla başlayayım. Gazetelerin artık öldüğü yerine elektronik basının geçeceğine inanmıyorum.  Özellikle dönemimizde geçerli değil bu görüş.. Gazetelerin beklentilere artık karşılık veremediği kesindir ama buna bakarak kağıt basının öldüğü sonucuna varmak ciddi bir yanlıştır.

Zamanımızda her okuyucunun üzerinde aşırı bir bilgi yüklemesi var (overload) her yerden her an enformasyon fışkırıyor, siz istemeseniz de enformasyon

gelip buluyor sizi. Bir televizyon ekranına bile bakarken aynı anda beş-altı farklı enformasyon görülebiliyor seyirci, aynı anda cep telefonundan ve bilgisayarından da farklı enformasyonlar alabiliyor. Bu kadar fazla enformasyona ihtiyacı olup olmadığı da belli değil, kendisi de bilmiyor bunlarla ne yapacağını.

Gazeteler eğer okuyucuya ilave bilgiler vereceklerse bunun farklı bilgiler olması gerekiyor. Yani klasik  gazetecilik anlayışının yoğunlaştığı alanların dışına çıkıp aşırı enformasyonu o alanlarda derleyip  toparlayarak yazabilecek gazetecilere ihtiyaç var. Aşırı enformasyonun toparlanıp bilgi haline getirilmesi  önemli iştir. Economist dergisinin büyük başarısı bu rolü iyi başarmasına bağlıdır.

TİME  ve NEWSWEEK birbiri ardına yaptıkları kapsamlı redesign ile klasik habercilikten çıktılar onlar artık  zamansız (timeless) haberler yapacaklar. Pop-kültür, sanatlar edebiyat ve life style konularında bilgili ve  yoğun  içerikli yazılar çok daha önemli oluyor. Gazeteler artık ölüyor denilen bir dönemde dünyada bu konuya en  fazla kafa yoran insan oması gereken  Rupert Murdoch, Wall Street Journal gazetesini 5 MİLYAR dolar gibi  inanılmaz bir fiyat vererek satın aldı. O gazete de şimdi burjuvaziye yaşam kültürünü anlatan bir gazete olmak  yolunda uğraşıyor ve hala daha bence dünyanın en iyi gazetesi.

Özellikle ekonomik kriz döneminde okuyucuların  kendilerine hayatı anlamlandırabilecek yazılara ihtiyaçları  artıyor. Bu nedenle, dönem farklı yaklaşımları gazetelerde denemek için çok uygun. Dünyanın en kaliteli ve içerik yoğun dergisi olan New Yorker’ın Amerika tam büyük depresyona gitmek üzereyken yayın hayatına atıldığını unutmayalım.

Dolayısıyla yeni dönemde klasik yazar anlayışı da radikal biçimde değişecek. Eski gazete anlayışında baş tacı edilen dünün siyasi gelişmeleri hakkında fikir bildiren ve yol gösteren ağır ağabeylere artık gerek yok.  Onların genelde ilgilenmediği konulara önem verip o konularda ortaya iyi yazılmış metinler çıkarabilen kültürlü yazarlara ihtiyaç çok yoğunlaşacak önümüzdeki dönemde.

Türk medyası statükocu mu? Yüzde yüz statükocudur, evet. Zaten bunun değişmesi için savaş veriyoruz. Herşey çok  güzel olacak bence. Bazı insanlar da daha kötü olacağını söylüyor ama ben kötüye gideceğine inanmıyorum.


AKİF BEKİ-RADİKAL GAZETESİ YAZARI: MEDYAMIZ KENDİ DOĞASINA AYKIRI BİR DURUMDA

Aslında medya ve medyacılar değişim aracıdır. Değişim de dünya döndükçe olmak durumundadır. Bu rolü yeterince  yerine getirip öncülük yapabiliyorlar mı?

Hayır. Türkiye'de toplumun değişim ve dönüşümünü medyanın geriden takip ettiğini hepimiz görüyoruz. Kendi doğasına aykırı bir durumda medyamız. Türkiye'de siyasetten sosyal hayata her alanda dönüşümler yaşanırken medyada yenileşmeye tanık değiliz. Medyada kuşak değişimine ihtiyaç var. Eski tip gazetecilik ömrünü tamamlamak zorunda. Bütün mesele şu; be geç mi olsun, çok daha geç mi olsun? Toplumun hayatın gerisinden giden medya ne kadar daha geciktirilecek? Eşyanın
tabiatı gereği tasfiye eninde sonunda olacak. Önemli olan şahıslar değil, zihniyetler. Dünyaya açık, zihni  açık, algıları açık, yeniliğe açık, fikri sabitte takılıp kalmayan, kendi takıntılarını topluma dayatmaya kalkışmayan, müfettişlik oynamayan bir gazetecilik  profiline ihtiyaç var.

ALPER GÖRMÜŞ - TARAF GAZETESİ YAZARI: TÜRK GAZETECİLİĞİ YERLERDE SÜRÜNÜYOR

Türk medyası tabii ki statükocu, çünkü demokratik bir ülkede olması gerektiği gibi toplum odaklı değil, devlet odaklı bir faaliyet yürütmektedir....
Demokratik bir ülkede medya, başta devlet adına iktidar gücünü kullanan organlar olmak üzere bütün güç merkezlerini denetlemekle görevlidir. Fakat pratikte gördüğümüz, medyanın, bu merkezler yararına yurttaşları zapturapt altına almaya yarayan ideolojiler ve zihniyet kalıpları üretmesidir.
Demokratik bir ülkede medya “sessizlerin sesi” diye tanımlanır; güçlüler seslerini nasılsa duyurmaktadır. Aslında bu işlev, “güçlüler” açısından da hayatidir. Çünkü bu sayede onlar, yönettikleri, çalıştırdıkları insanların taleplerini öğrenebilir ve böylece iktidarlarını daha geniş bir meşruiyet temeli üzerinde kurabilirler. Tabii bu söylediğim şey, otoriter-totaliter rejimlerin medyaları için geçerli değildir, çünkü o yönetimler için halkın taleplerinin bir önemi yoktur; dolayısıyla demokrat zihniyetli bir yönetimin medyaya duydukları ihtiyacı onlar duymazlar.

Bu söylediklerim, Türk medyasının neden statükocu olduğunu da açıklıyor: Statükocu, çünkü yurttaşların değil, devletin taleplerini önde tutuyor. Medeni bir ülkede medya, yurttaşların taleplerini devlete ve başka güç odaklarına iletmede “media”lık (ortam, vasat) görevini görürken, Türkiye'de tam tersine, devletin yurttaşlar için belirlediği “kırmızı çizgi”leri ve yasakları devlet adına yurttaşlara zerkediyor. Sonuçta ortaya hak ve özgürlükleri değil yasakları savunan bir medya çıkmaktadır ki, yurttaşlar, bazen bilinçle bazen de ontolojik bir sezgiyle böyle bir medyayla aralarına büyük mesafeler koyuyorlar.

Bence “değişimci” Türk gazetecileri post-modern bir yanılgıyla yurttaşların biçimsel değişikliklerle “tavlanabileceğini” düşünüyorlar. Bu alanda muazzam ilerlemeler olduğu açık; hatta belki “muasır medeniyeti aşmak” konusunda en fazla iddialı olduğumuz alan bu alandır. Ne var ki, bu hamleler, Türk gazeteciliğinin yerlerde sürünen itibarına pek az olumlu katkıda bulunuyor.

HASAN PULUR-MİLLİYET GAZETESİ YAZARI: ESKİ TİP GAZETECİLİK TASFİYE OLMAZ, KENDİLERİ AYAKLARINI DENK ALSINLAR

Eski tip gazeteciliğin tasfiye olacağı arzudan ibaret. Okurun varsa tasfiye edilemezsin, patron senden  vazgeçmez, arz-talep meselesi bu. Medyayı statükocu görmüyorum, bütün gelişimleri duyuran medya. Türkiye'de en  ilerici hamleler sosyal adaletten çağdaş yaşama medyada atıldı. Bütün fikirler nerede yayınlanıyor, önderliği  kim yapıyor? Televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde konuşuluyor tüm fikirler. Asıl statükocular herkesin  kendileri gibi düşünmesini bekleyenler. İnternet sitelerimize bakın, dünyanın ilerisine bile geçmiş. Komşularımızın medyasına bakın, Yunanistan'a, Bulgaristan'a, Irak'a, İran'a, Suriye'ye bakın, bir  de Türkiye'ye bakın. Bir Yunan dizisi oyunuyor mu Türkiye'de? Ama Türk dizileri Yunanistan'da da Arap  ülkelerinde de oynuyor. Ertuğrul Özkök başkanlığında tasfiye kurulu kursunlar da kimler tasfiye ediliyor onu  görelim. Kendileri ayaklarını denk alsınlar. Bazı istediklerini söyletemiyorlar eski gazetecilere. Ayrıca da  bütün bunlar genel olarak fazla ilgilendirmiyor beni. Bana imkan verilirse yazarım, verilmezse verilmez,  arz-talep meselesidir dediğim gibi.

HASAN KARAKAYA- VAKİT GAZETESİ YAZARI: DÜNYA İNANCA YÖNELDİ, KARTEL MEDYASI YENİ FARKEDİYOR

Türk medyası yarım asırdır milletten kopuk durumda. Kartel medyası dediğimiz gazetelerde Türk halkından,  inancından kopukluk var. Toplum mühendisliği ile kitleler oluşturmak, onlara giyim kuşam dayatmak gibi çabaları  var, bir taraftan da toplum değiştirme gücümüz yok diyorlar. Neyse ki toplum sağduyulu, tam tersi istikamette  hareket ediyor. Nevzat Tandoğan vardı Ankara valisi, 'Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz'  diyordu, bugün de Aydın Doğan medyası muhafazakar medyaya dönüş olacaksa onu da biz yaparız, istediğimiz gibi  olsun diyor. Tasfiye kuşkusuz olacak, asparagas gazetecilik bitecek, Uğur Mumcu'nun dediği gibi bilgi sahibi  olmadan fikir sahibi olanlar çoktu, bunlar gidecek. 28 Şubat sürecinde özellikle yönlendirme haberler yapıldı,  yüzde 25 haber yüzde 75 yorumla halk yönlendirilmeye çalışıldı. Şimdi onun sancısını çekiyorlar. Birçok gazete  kapısına kilit vuracak, 5 seneye gazete kalmayacak. Saygın ABD gazeteleri de artık internete yöneliyor, Türkiye  de buna mecbur. Ben ekrandan okumak yerine kağıttan okumayı zevkli buluyorum ama bu internete direnmemi  gerektirmiyor. Dünya değişti, maddeden manaya, inanca yöneldi. Sanayi devrimiyle insanın özünü inkar eden  anlayış yerine batılı politikacılar ve aydınlar ruhsal kimliğe dönüyor.Ne acı ki, bizim medya yogayı, Budizmi  öneriyor. “Türkiye'de kaybettiğin ruhu git Uzakdoğu'da ara” diyoruz.


GÜLİN YILDIRIMKAYA-HABERTÜRK

http://www.haberturk.com/

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN