forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

ALTAN'DAN EKŞİ'YE: OKUDUĞUNU ANLAMAYAN BİR BAŞYAZAR!

Aktif .

oktay_eksiHürriyet'in başyazarı Oktay Ekşi dünkü yazısında Mehmet Altan ve Ekrem Dumanlı'nın yazılarından hareketle bazı değerlendirmelerde bulunmuştu.  Mehmet Altan, Ekşi'yle ilgili,  'Okuduğunu anlamayan bir gariban' derken, Ali Bayramoğlu ise Oktay Ekşi hakkında,. "Asker gazeteci iş başında" diye yazmış...



MEHMET ALTAN'IN YAZISI

Okuduğunu anlamayan bir gariban


Babıâli’nin baş arzuhalcisi... Karışık zamanların en utanmaz kışkırtıcısı... Baktım gene bana saldırıyor.  Ben de “muhatap” alınmaması gerektiğini düşünen çoğunluk gibi tereddütte kaldım, cevap vermeye değer mi?

Daha önce de söyledim, aslında değmez.

Ama sorun şu:

Bu yazmaz ki...

Buna yazdırırlar.

Nerden mi biliyorum?

“Kurucu Meclis” üyeliğinden başlayarak 28 Şubat “Andıç”ına kadar yaşamı ortada...

Üstelik “Andıç ulağı” olarak nasıl kullanıldığının da belgesi, bir sureti de bende olmak üzere ortada durmakta...

***

Yoksa...

Okuduğunu anlamadığını ben de biliyorum.

Geçenlerde “hükümetin Meclis’e sevk ettiği ‘657 sayılı yasa’ ile ilgili tasarının ‘devlet dairelerinde türbana izin vermeyi öngördüğünü’ ısrarla yazıp durmuyor muydu?

Sonra ne oldu?

Okuduğunu anlamaktan aciz olduğunu kendi de açıklamak zorunda kaldı:

“Devlet Bakanı Sayın Hayati Yazıcı dün aradı. Değerlendirmemizin ‘yanlış’ olduğunu söyledi. Bunun üzerine elimizdeki metinleri tekrar kontrol ettik.

Neticede hatanın bize ait olduğunu yani ‘Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranma’nın ‘disiplin suçu’ olmaya devam edeceğini gördük.”

Okuduğunu anlayamayan bir gariban, benim yazımı nasıl anlasın?

***

Ama işin vahameti...

Anladığını sanması.

Söylemediğimi, “görevli” kimliğiyle bana söyletmeye kalkışması...

Acaba ellerinde adam kalmadığı için, iyice çaptan düşmesine rağmen yeni bir “Andıçı” gene ona mı gönderdiler diye de düşünmedim değil doğrusu...

***

Geçen günkü “Ulus-devlet’i Lahey’de vurdular” başlıklı yazımda, aslında, “sıra Türkiye’deki ulus-devletin de bölünmesine geldi” diyormuşum...

Zaten başlıktaki “Ulus-devlet’i vurdular” müjdesi de bunu haber veriyormuş.

Bunu yazıyı anlamadığı için böyle uyduruyor ise tam bir zavallı gariban...

Görevli olarak çarpıtmaya çalışıyor ise de tam bir alçak...

***

Neden mi?

Çünkü yazıda ne söylediğim çok açık...

Yeniden vurgulayayım da “gariban mı, alçak mı, ya da gariban bir alçak mı” siz karar verin...

Çağ değiştikçe, aynen feodaliteden meşruti monarşilere, ulus-devletten Avrupa Birliği’ne uzanan yolda görüldüğü gibi, toplumsal örgütlenme modellerinin değiştiğinin iyice altını çizmek için...

“Ulus-devlet”in Sanayi Dönemi’ndeki toplumsal örgütlenme biçimi olduğunu vurguladıktan sonra ne diyorum:

“Bugün ise...

Kapitalist dönemden sanayi sonrası döneme geçiyoruz. Burjuvazinin yerini “yaratıcı beyinler” almakta...

Para değil, buluş çağı...

Yerel pazarlara değil, yerkürenin tümünde ekonomik faaliyete ihtiyaç var. Örgütlenme modeli de değişiyor...

Ulus ölçeğinde değil, küresel düzeyde, ‘insan’ odaklı yeni bir çağ gelmekte...

Bunun ilk sinyali ‘ulus üstü’ bir örgütlenme olan Avrupa Birliği tarafından verildi.”

Önündeki metni anlayamayıp artık “memurlar türbanlı olacak” diye tutturan bir zavallıya konu fazla ağır, onun bilincindeyim  de...

Neden haddini aşar, anlamadığım o...

***

Sonra da bu gariban arzuhalcinin hiç anlamadığı görüşleri şöyle seslendiriyorum:

“İspanya’dan Gürcistan’a kadar ayrılıkçı güçlerle mücadele eden pek çok ülke...

Ya da...

Uluslararası Adalet Divanı’ndaki görüşme süreçlerini yakından izleyen pek çok ayrılıkçı örgüt, çıkan kararın yasal bir içtihat oluşturup oluşturmayacağını tartışsa da...

Yaşanan çağın temel dinamikleri ve sosyolojik değişim, yeni ulus-devletlerin, ırkçılığın daha çoğalarak hayat bulmasını imkânlı kılmıyor...

Kosova kararının önemli yanı, ‘Kosova devletinin’ kurulmasından ziyade Sırbistan ‘devletinin’ bölünebilirliğini kabul etmesinde.

Ulus devlet, bir yandan ‘Kosova’ örneğinde olduğu gibi ‘küçülerek’, bir yandan da Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi ‘ulus üstü’ yapılarla ‘genişleyerek’ iki uçtan birden yokoluşa gidiyor.

Gelen, ‘insan odaklı’, ideolojisi ‘pan-hümanizm’ olan, ulus üstü bir örgütlenmeyi hayata geçiren yeni bir çağ... İnsanlık nimet ve külfetleriyle bu hedefe doğru yol alıyor...”

Buradan “sıra Türkiye’deki ulus-devletin de bölünmesine geldi” anlamını çıkarmak ve bir “müjde” olarak algılamak için, insanın Hürriyet Gazetesi’nin “andıççı” başyazarı olması gerek...

***

Personel kanunundan “türban”, Sanayi Sonrası Dönemi analizinden “müjdeli bölünme haberi” çıkartan bu zavallı güya Hürriyet’in “başyazarı”...

Yazı hayata değer katar...

Daha okuduğunu anlamaktan aciz ya da okuduğunu çarpıtan bir “görevlinin” yazıyla da, yazarlıkla da alakası olamayacağına göre...

Karşımızda gariban bir görevli var.

Bu yazıyı yazdım...

Çünkü...

Bu yazmaz, buna yazdırırlar...

Bu yazı da “ona” değil, bu yazıyı yazdıranlara cevap.

28 Temmuz 2010 / Star



ALİ BAYRAMOĞLU'NUN YAZISI

Asker gazeteci iş başında

"Kendi adımıza söyleyelim: Bu satırların yazarı –aynen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm mensupları gibi– kendisini 'ulusalcı' sayar. Hani şu haklarında tutuklama kararı verilen 102 Komutan var ya... Aynen onlar gibi..."

Kim bu satırların yazarı?

Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi...

Dünyanın pek çok ülkesinde, askeri geleneğin, cuntaların kasıp kavurduğu diyarlarda benzer tutuklamalar yaşandı. Benzer hukuki temizlikler yapıldı.

Yunan cuntasının lideri ömrünü hapiste geçirdi. Şili'li Pinoşe utanç ve tahkir içinde öldü. Arjantin'de askeri dönemde yaşananların hesabı yıllar sonra soruldu. İspanya'da meclis basanlar hükümlü, onları destekleyenler insan içine çıkamaz halde...

Bu ülkelerde Oktay Ekşi gibiler olmadı...

Hürriyet Gazetesi'nin başyazarı hiç sıkılmadan ve hiç düşünmeden yukarıdaki satırları yazabiliyor.

Cunta ve darbe girişimlerine, bunların failleriyle kendisini özdeş ilan ederek destek verebiliyor.

Cuntacıların yargı ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları an dünyanın her yerinde başvurdukları dili kullanmaktan, "siyasi iktidar tezgâhı, komplo, intikam, karşı darbe çığlıkları" atmaktan geri kalmıyor, üstelik bunları demokrasi kavramına aşılamaya çalışmakta hiç beis görmüyor.

İnsan bu satırları yazan gazeteciyle "ülkedaş" olduğu için ancak utanç duyabilir...

Oktay Ekşi...

28 Şubatçı Çevik Bir'in elinden çıkan andıcın içerdiği ahlaksız ve sahte iddialar üzerine kendi meslektaşları için "O alçakları tanıyalım" diyebilen gazeteci.

Andıç eline geçince soru bile sormadan, gözü kapalı yan tutabilen gazeteci...

Yıllar yılı askerlerle iş tutmuş gazeteci...

Gazetede hemen yanı başında, Hürriyet'i yıllar boyunca yöneten Ertuğrul Özkök yazıyor.

Ertuğrul Özkök...

Basının hükümet kurma ve bozma işlerine soyunduğu, Çiller-Yılmaz-basın üçlüsüyle ülkede yozlaşmanın doruğa ulaştığı dönemin mimarlarından...

Susurluk cinayetlerinin faillerine, Çatlılar'a kahraman muamelesi yapan gazetenin yöneticisi...

Gazetecilerin MİT mensubu olabileceğini savunan, aydınları, yazarları hedef gösteren, askeri girişimlere çanak tutan yazıları kaleme alan adam...

Ondan söz ederken "utanç" kelimesi bile az...

Şöyle buyurmuş:

"Referandum kampanyasının başladığı gün, Türk ordusunun 102 subayına 'yakalama emri' çıkarılmasının arkasından sırıtan niyet görünmüyor mu sanıyorsunuz? O kadar belli ki, bir 'harp oyunu'nu yargılamak için başka bir 'harp oyunu' düzenlenmiş..."

Demokrasiyi temsil eder hale geldiğini mi sanıyor dersiniz...

Hayır, o, dibe vurmuş prestijini biraz daha kaybetmekten korkuyor, durmaksızın intikamdan söz ediyor.

Yazılan ve işine gelmeyen her yazıyı, her öneriyi, her adımı "rövanşist bunlar, intikam alıyorlar, intikam alacaklar, yandım ha yandım..." diyerek karşılıyor...

İntikam dediği, aslında adalet ve yaptırımdır...

Darbecilerin tutuklanmasına bir mahkeme heyeti karar vermiş, üstelik elindeki dosyaya, dosyadaki delillere bakarak karar vermiş, tutuklananların bir kısmı Türkiye'nin en kritik günlerinde kokusu sokağa bile yayılan darbe teşkilatının içinde bulunmuş askerler...

Hukuk ve yaptırım...

Gazeteci müsveddeleri ne derlerse desinler, güçlerini ters kamuoyu yaratmak için ne kadar kullanırsa kullansınlar, askerler yargılanacaklar, ordu temizlenecek...

Çünkü demokrasi bunu gerektiriyor...

Askerler Ağır Ceza mahkemesinde darbe suçuyla yargılanacak...

Gazeteci müsveddelerine gelince...

Onların yargılanma yeri vicdanlardır...

Yaptırımın hiç bitmediği, zaman aşımının hiç olmadığı vicdanlar...

28 Temmuz 2010 / Yeni Şafak


OKTAY EKŞİ'NİN YAZISI

Halimizin tasviridir


BUGÜN size Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu ve önümüzdeki dönemi kendi ifademizle değil, başkalarının yazdıklarıyla aktaracağız. O nedenle söze, olabildiğince az gireceğiz. İlki, Zaman Gazetesi'nde Ekrem Dumanlı tarafından yazılmış. Başlığı, “Gözyaşı Korkusu”. İkincisi Star'ın başyazısı, “Ulus- Devlet'i Lahey'de vurdular” başlıklı.

Bir de sonuncusu var:

Akşam'da çıkmış. “Artık bu ordudan hiçbir şey beklemeyin” diyen Oray Eğin'in yazısı...

Önce Zaman'da Ekrem Dumanlı imzalı yazıdan alıntılar:

“Bizde ulusalcılık, ‘İsrail yapısı insansız hava araçlarına' benziyor. İçinde mutantan (tantanalı O.E.) çok laf var da insan yok. İnsan olmayınca şefkat yok, merhamet yok, adalet yok, sevgi yok, saygı yok... (...) İçinde insan olmadıktan sonra ne vatanın kıymeti kalır ne vatanı ayakta tutan mukaddes değerlerin. Bunu anlayamadı ulusalcılar. (...)”

Kendi adımıza söyleyelim: Bu satırların yazarı -aynen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tüm mensupları gibi- kendisini “ulusalcı” sayar. Hani şu haklarında tutuklama kararı verilen 102 Komutan var ya... Aynen onlar gibi.

Demek ki “yüreğinin sevgi, hoşgörü dolu olduğunu” mensup olduğu camianın iddiasından öğrendiğimiz Ekrem Dumanlı'ya göre benim de dahil olduğum camia için “ne vatanın kıymeti” varmış ne de “vatanı ayakta tutan mukaddes değer”lerin. (Bunların yanıtını yeri gelince ayrıca veririz.)

Gelelim ikinciye... La Haye'deki Adalet Divanı, “Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılıp bağımsızlığını ilane etmesi uluslararası hukuka aykırı sayılmaz” anlamında bir tavsiye kararı aldı ya... Star başyazarı Mehmet Altan, onu yorumlarken bakın ne diyor:

“(Bu kararın) tarihsel bir anlamı var. Uluslararası Adalet Divanı'nın açıkladığı görüş ‘coğrafi bir bölünme' konusunda aldığı ilk karar niteliğinde. (...) Ulus-devletin dokunulmazlığı bitiyor. ‘Bölünebilecekleri' hukuksal bir kabul görüyor. (...) Tabii La Haye'den çıkan kararın boyutları, Balkanlar'ın sınırını çok aşıyor. İspanya'dan Gürcistan'a kadar ayrılıkçı güçlerle mücadele eden pek çok ülke(...)”

Göründüğü gibi yazıda söylenmeyen şey, “Sıra Türkiye'deki ulus-devletin de bölünmesine geldi”den ibaret. Zaten başlıktaki “Ulus-devlet'i vurdular” müjdesi de onu haber veriyor.

Eee... Önce Zaman Gazetesi'nde “Bu orduyu lağvedip yeni bir ordu kuralım” diyen (Ekrem Dumanlı'nın vatansever saydığı) yazarlar ortaya çıkar, sonra o ordunun 102 komutanı hakkında tutuklama kararı çıkartırsanız ne olacağını da Oray Eğin yazar. Nitekim şöyle demiş:

“(...) Anlaşılan ellerinde olsa neredeyse Türk ordusunu tamamen tasfiye edecekler. (...) 102 komutan hakkında verilen bu abartılı hapis kararı TSK'nın tasfiye süreci değil de nedir (...) Muhalefet kanallarının tamamen tıkandığı Türkiye'de, Türk ordusu, uluslararası (ulus-devleti ortadan kaldırmayı hedefleyen O.E.) bir ‘yeniden tasarım' projesine tek başına karşı çıkıyor. (...) Zaten bu yüzden hedefte ve bu uluslararası projeyi tasarlayanların kuklaları tarafından yok edilmek için uğraşılıyor.

(...) Bu işin sonu nereye varır bilmiyorum (...) Ama (...) bu şebekenin operasyonları bir gün gelecek ve geri tepecek. (...) O gün ne zaman gelecek bilmiyorum ama o günün geleceğini biliyorum.”


27 Temmuz 2010 / Hürriyet

DKM ARŞİVİ