forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

BU HABERLE İLGİLİ BÜTÜN BİLDİKLERİNİZİ UNUTUN!..

Aktif .

vatan_mustafaCumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün sosyal paylaşım sitesi twitter'dan açıklama yapmasına neden olan ve Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu'nun köşesinde ve Vatan'ın manşetinde yayınlanan mektupla ilgili inceleme başlatan polis, gönderilen elektronik postanın kurgulanmış olduğu ve mektubu gönderen kişinin kimliğinin ise sahte olduğunu belirledi.



Anadolu Ajansı'nın bildirdiğine göre, Vatan Gazetesi'nde Mustafa Mutlu'nun köşe yazısında yer verilen ve Ahmet Ertaç isimli kişiye ait olduğu belirtilen mektupta anlatılan olaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı makamlarınca inceleme yapıldı.

Yapılan inceleme sonucunda, 8 Ekim 2010 tarihinde mektupta anlatılan şekilde bir ölüm olayının meydana gelmediği, mektubu yazdığı belirtilen Ahmet Ertaç'ın da gerçek kişi olmadığı belirlendi. Mektubun, Ahmet Ertaç adına düzenlenmiş sahte bir elektronik posta adresinden Vatan Gazetesi'ne gönderildiği saptandı.

Mektubun gazetede yayınlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Gül, anlatılan olaya ilişkin olarak, sosyal paylaşım sitesi ''twitter'' üzerinden açıklamada bulunmuş, olayın meydana geldiği gün ve saatte Cumhurbaşkanlığının Tarabya Köşkü'ndeki ofisinde bulunduğunu belirtmişti.

vatan_mustafamutlu


Sahte isimli mektubu yayınlayan Mustafa Mutlu dünkü köşe yazısında yayınladığı mektubun sahte isimli birine ait olduğunu ve yanıltıldığını yazdı ancak okurlarından özür dilemedi. 'Böyle şeyler olur' deyip gelen eleştirileri eleştirdi...

Mutlu şunları yazmış...

Ahmet’in mektubunu neden yayımladım?


Durup dururken tüm gazetelere manşet oldum. Yetmezmiş gibi, bütün ulusal kanallarda çalışan muhabir arkadaşlar da peşimde...

Konuyu bilmeyenler için hatırlatayım:

Annesini trafikte bir taksinin içinde kaybeden okurumuz Ahmet Ertaç, Cumhurbaşkanı’na hitaben yazdığı bir mektubu bana göndermişti.

O mektup özetle şöyleydi:

“Sayın Cumhurbaşkanım...

Cuma günü annem fenalaştı. Taksiye atladığımız gibi hastanenin yolunu tuttuk.

Levent’ten Zincirlikuyu Mezarlığı istikametinde trafik adeta kilitlenmişti. Ne gidecek bir yol, ne de yardım isteyecek bir polis vardı...

“Aracınızın geçeceği güzergâha çıkan bütün yollar, bütün şeritler trafiğe kapatılmıştı. On binlerce, belki yüz binlerce insan, sizin geçmenizi bekliyorduk...

Anneciğim kollarımda yarım saat Kelime-i Şehadet getirdikten sonra can verdi.”



***


Bu kısa yazı büyük etki uyandırdı...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri birer açıklama yaptı.

Bu açıklamalarda Sayın Gül‘ün olay günü saat 18.00’de Huber Köşkü’ndeki çalışma odasında olduğu, okurumuzun sözünü ettiği yolun ise ülkemizi ziyaret eden Çin Başbakanı için bir süreliğine de olsa trafiğe kapatılmış olabileceği belirtiliyordu.

İstanbul Emniyeti de konuya tepkisiz kalmadı. Ama onların açıklamasına göre; yaşanan sıkışlık, yaşanan bir trafik kazasından kaynaklanıyordu...

Yani Emniyet, “Biz devlet büyükleri için yol kapatmıyoruz” demeye getiriyordu!


***


Öncelikle bu trajediye duyarsız kalmadığı için Sayın Cumhurbaşkanı’na teşekkür ediyorum.

Şimdi gelelim bu mektubu yayımladığım için beni eleştiren bazı “arkadaşlar”a...

Diyorlar ki, “Doğruluğunu bilmediğin bir mektubu nasıl yayınlarsın? Araştırmak bu kadar zor muydu?”

Lafı hiç dolandırmayacağım:

İnandım...

Evet; hayatımda bir kez bile görmediğim Ahmet Ertaç’a inandım ve güvendim!

Doğru; temeli “kuşkuculuğa” dayanan bizim meslekte; “güven”, istismarlara neden olur...

Ama...

Benim Ahmet’e duyduğum güvenin nedenini, sadece “annelerini kaybedenler” anlar...

Bir insanın her türlü yalanı söyleyebileceğine, her türlü hayali senaryolar kurgulayabileceğine inanırım ama; iki buçuk yıl önce annesini kaybetmiş bir gazeteci olarak, dünyada hiç kimsenin durduk yerde “annesinin ölümü” üzerine bir yalan uydurabileceğine inanmam...

Evet; beni eleştirenler haklı... Sorgulamadım...

Ahmet, annesinin ölümünden sadece üç-dört saat sonra o satırları bana nasıl yazdıysa, ben de aynı samimiyetle yayımladım...


***


Kaldı ki; yapılan hiçbir açıklamada olay yalanlanmıyor.

Kimse; kilitlenen trafikte on binlerce insanın çıldırdığını inkâr etmiyor.

Büyük şehirlerde yaşayan ve başını evinden biraz olsun dışarı çıkaran herkes de; en az birkaç kez, “devlet büyükleri için kesilen yollarda yaşanan esaret”e tanıktır!

O zaman sorun ne?

Yol Cumhurbaşkanı yüzünden değil de Çin Başbakanı yüzünden kilitlenmiş...

Eeee; Ahmet nereden bilsin bunu?

Taksinin içinde can çekişen annesiyle ilgilenirken çevreden gelen bilgi buysa; buna inanmak dışında ne yapabilir?

O dramı yaşarken, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne telefon mu etmeliydi yoksa?

Ya da Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın konvoyları geçerken defalarca aynı çileyi yaşayan bir İstanbullu olarak ben, çok mu “uçuk” bulmalıydım bu gerekçeyi?


***


Sözüm; televizyon ekranlarından ahkâm kesip beni eleştiren arkadaşa:

“Bilgiye ulaşmak çok kolaymış da ben bunu yapmayarak gazetecilik refleksi göstermemişim?”

Kusura bakmasın ama...

Ona “gazetecilik refleksi” değil, “yalakalık refleksi” denir?

Ama kendisine de kızmıyorum: Çünkü biliyorum ki onun gibiler hayatlarında bir kez bile o konvoylar yüzünden kilitlenen trafikte kalmamıştır...

Çünkü onlar, hep o konvoyun “içindedir!”

O yüzden de; bu kadar “açık bir dert” konusunda bile “Niye teyit ettirmedin” diye gazetecilik taslarlar...


***


Bir kadın trafiğin sıkışması yüzünden taksi içinde ölüyor...

Oğlu buna isyan ediyor...

Bu isyanını bir gazeteciye iletiyor...

Eğer o gazeteci, “Dur şunu bir teyit ettireyim” deme ihtiyacı duyuyorsa...

Belki “ideal bir gazeteci”dir ama bana göre insan değildir!
Kusura bakmayın; ben asla öyle bir “ideal gazeteci” olamayacağım...


MUSTAFA MUTLU'NUN 10 EKİM TARİHLİ YAZISI

Cumhurbaşkanı için kapatılan yolda annesini kaybeden adam!

Yıllardır cumhurbaşkanı, başbakan gibi devlet adamları geçecek diye kesilen yollarda, saatlerce trafikte bekleşen insanların ruh hallerini yansıtmaya çalıştım...
Dün öyle bir e-posta aldım ki; salya sümük ağladım...
Konuyu hiç uzatmıyorum ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın bilgilerine sunuyorum:

***

“Sayın Cumhurbaşkanım
Babamı kaybedeli on yılı aşkın bir süre oluyor. Anneciğimle birlikte göğüs geriyorduk hayatın zorluklarına...
Annem, 08.10.2010 Cuma günü saat 18:00’de fenalaştı. Cuma günü olduğu için haftalığımı yeni almıştım, param vardı yani; taksiye atladığımız gibi hastanenin yolunu tuttuk.
Levent’ten Zincirlikuyu Mezarlığı istikametinde trafik adeta kilitlenmişti. Ne gidecek bir yol, ne de yardım isteyecek bir polis vardı...

Sizin aracınızın geçeceği güzergaha çıkan bütün yollar, bütün şeritler trafiğe kapatılmıştı. On binlerce, belki yüz binlerce insan, sizin geçmenizi bekliyorduk...
Anneciğim kollarımda yarım saat Kelime-i Şahadet getirdikten sonra can verdi.

Benim için, saat 19:00’da hayat durdu...
Son nefesimi verene kadar sizi hiç unutmayacağım.”

***

Sayın Abdullah Gül...
Bu e-posta’yı bana gönderen okurumuzun adı, Ahmet Ertaç...
Elektronik posta adresi:
ahmetertac2@hotmail.com
Umarım; bilmeden, istemeden kahramanı olduğunuz bu hazin öykü için kendisine söyleyecek bir şeyler bulursunuz...

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN