forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

TÜRK BASININDAKİ EN BÜYÜK TASFİYE OPERASYONU 2001 YILINDA YAPILMIŞTI!

Aktif .

mehmet_yilmaz
Mehmet Y. Yılmaz Milliyet'e Genel Yayın Yönetmeni olduğunda ilk icraatı büyük bir tasfiyeye girişmek olmuştu. Bir 28 Şubat günü Milliyet'te çok sayıda yazarın yazılarına son verildi. Aynı günlerde Hürriyet'te de benzer bir operasyon yapılıyordu.
 

Takvimler 2001 yılını gösteriyordu. O dönemde bilindiği gibi Türkiye büyük bir ekonomik krizle boğuşuyordu. Kriz en çok da medyayı etkilemişti.
 
Milliyet ve Hürriyet'ten gönderilenlere gerekçe olarak yeniden yapılanma ve ekonomik kriz gösterilmişti.
 
MEHMET YILMAZ İŞ BAŞINDA...
 
Mehmet Yılmaz 2001 yılının şubat ayında Milliyet Gazetesi'nin başına geçer geçmez büyük bir operasyon yapmış, Yalçın Doğan, Umur Talu, Şahin Alpay, Duygu Asena, Yalım Eralp, Nilgün Cerrahoğlu, Doğan Heper ve Zeynep Oral  bir çok ismin yazılarına son vermişti. 
 
UMUR TALU: SUSTURULMAK İSTENDİK
 
Olaya daha yakından bakmak için DKM'nin arşivine göz atıyoruz. Umur Talu'nun 12-13-14.08.2002 tarihlerinde Star Gazetesi'ndeki yazıları karşımıza çıkıyor. (Tamamı için tıklayın)
 
Talu her 28 Şubat sürecinden Milliyet'ten gönderilene kadar süreçte yaşadıklarını okuruyla paylaşıyordu.  
 
 
FEHMİ KORU: TÜRK BASINININ EN BÜYÜK TASFİYESİ
  
Fehmi Koru bugünkü yazısında 2001 yılında gerçekleşen işten çıkarmaları 'Türk basınının en büyük tasfiye hareketi' olarak nitelendirmiş.  
 
  
...
 
Görüyorsunuz, kimse tasfiye olmuyor, herkese bir yer, bir görev, bir iş bulunabiliyor... Kurum büyük olunca sorunları çözmek daha kolay...
 
Erol Simavi Hürriyet'in patronuyken dönemin güçlü adamı Turgut Özal'la çatışmıştı. “Çatışmıştı” derken gerçek bir savaştan söz ediyorum; yayın yönetmeninin kaleme aldığı patronun imzasını taşıyan bir yazıyı sürmanşet yayımladı Hürriyet... Erol Bey, bodozlamadan, Turgut Özal'ı dengesizlikle suçluyordu yazısında; “By-pass ameliyatı geçirenlerde dengesizlikler olur” diyerek...
 
Bodozlama saldırının kısa vadede gerçekleşen sonucu şu oldu: Özal'la barışan patron imzasını taşıyan yazının esas sahibi olan yayın yönetmenini görevden aldı; yerine 'Günaydın' ve 'Tan' gibi hafif(meşrep) gazetelerin mucidi kıdemli bir gazeteciyi getirdi...
 
Görevden alınan yayın yönetmeni korkunç bir suikasta kurban gitti sonradan; onun yerine getirdiği yönetmeni, patron, Hürriyet ile uyumsuz görüp, birkaç ay sonra yenisiyle değiştirdi. Bir süre önce âniden Ankara Temsilcisi yaptığı bir akademisyeni getirdi Hürriyet'in başına...
 
“Kurum büyük olunca çözüm daha kolay” demem bu sebepten... Erol Simavi dönemin güçlü siyasisi Turgut Özal'la ve misyonuyla ilgili kendisine raporlar sunan bir akademisyeni, dönemin ruhunu iyi yansıttığı düşüncesiyle, gazete kadrosuna katmıştı; gazete mutfağında hiç çalışmadığı halde akademisyeni yönetime getirmekte fazla tereddüt etmedi.
 
Ona önce Ankara Büro'yu tanzim ettirdi, sonra da gazetenin en tepe yöneticiliğini eline teslim etti...
 
Hürriyet tarihinin o günlere dair sayfaları nedense unutulur. Oysa, gazetenin gördüğü ciddi bir tasfiye o dönemde yaşanmıştı. Kısa süre sonra yayın yönetmenliğine geleceğini bilen birinin zarif vücut çalımıyla...
 
İstifa yoluyla tasfiye edilenler arasında yer alan İsmet Solak, kendisine yöneltilen “Hürriyet'ten neden ayrıldınız?” sorusuna cevap verirken olayı yıllar sonra şöyle anlatacaktı:
 
“Rahmi Turan başa geldi. Magazinciydi kendisi. Ben tanımıyorum o ana kadar, hiç çalışmadık beraber. Erol Simavi'nin oğlu Sedat Bey, 'gazetenin tirajı düşüyor bu da tiraj getiren bir adam' diye onu getirmek istedi. Biz de ekip ruhuyla hareket ederdik. 1988'te çok iyi bir ekip vardı Hürriyet'te. Ertuğrul Özkök, ben, Nurcan Akad, Esen Ünür ve Serdar Turgut. 'Beşli Çete' diyorlardı. Hürriyet'in Ankara bürosu tartışılmaz bir üstünlük sağlamıştı Ankara'da. Çetin Emeç'in görevden alınacağı söyleniyordu. Bir gün telefon geldi, ben de sendika genel kurulu için İstanbul'daydım. 'Biz dördümüz istifa ediyoruz, karar için seni bekliyoruz' dediler. Ben genel sekreter adayıydım kongrede. Orayı öylece bırakıp döndüm. Sonra istifa ettik. Ama Ertuğrul Özkök vazgeçti. Biz dördümüz Güneş'e geçtik.”
 
Artık 'ayıplar' arasına girdiği için 'tasfiye' sözcüğü, Doğan Grubu'nun en sık gazeteci ve yazar tasfiye eden grup olduğu bir türlü akla gelmiyor. Oysa 2001 yılında, Türkiye'de yeni bir dönemin başlayacağı beklentisiyle, önce Milliyet'ten sonra da Hürriyet'ten bazı yazarlar tasfiye edilmişti.
 
Değişim tasfiyeyi yapanların beklediği istikamette gerçekleşmedi sonradan, ama olsun; epey gazeteci-yazar o dönemde işsiz kaldı.
 
Kimler mi? Milliyet'ten Umur Talu (şimdi Habertürk'te), Nilgün Cerrahoğlu (şimdi Cumhuriyet'te) ve Şahin Alpay (şimdi Zaman'da)... Hürriyet'ten Seçkin Türesay, Zeynep Atikkan ve Oya Berberoğlu...
 
O zaman bir yerlerden kulağıma gelen, “Hürriyet'ten atılan meslektaşlar iş de bulamayacak, çünkü hangi gazeteyle konuşsalar, ardından 'bunları almayın' uyarısı geliyormuş” duyumuma, ithamın muhatabı olan kişi, avukatı aracılığıyla, “Yok öyle bir şey” açıklaması göndermişti.
 
Bu meslekte dirsek çürütmüş Zeynep Atikkan ile Oya Berberoğlu bugün de işsiz...
 
Sizin anlayacağınız, 'tasfiye' şimdilerde ayıp bir sözcük oldu; geçmişte ise Doğan Grubu bünyesinde pek çok 'uzun bıçaklar gecesi' yaşanmış, çok sayıda yazar grup dışına yollanmıştı.
 
'Vuruşkan' bir kadroya yol açmakla Erol Simavi'nin yönteminin tersini benimsemiş görünüyor Aydın Doğan... Playstation'u gereksizleştirecek günler var önümüzde...
 
Hazır olun.
 
 
 
 

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN