forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MEDYA KİMİN MEDYASI?

Aktif .

 MUSTAFA KÖKER
 
  
Britanya’nın en yüksek traja sahip gazetesi Sun’ın, 30 Eylül 2009 tarihli sayısının birinci sayfasının manşetinde, Başbakan Gordon Brown’un parti kongresini selamlayan fotoğrafıyla birlikte, “İşçi Partisi Kaybetti” cümlesine yer verilmişti.

Gazete böylelikle 1997 yılından beri desteklediği İşçi Partisi hükümetinin, on iki yıl süren güçlü iktidar döneminin sona erdiğini ve bitiş sürecine girdiğini iri puntolarla okurlarına aktarıyordu.

Sun, sözkonusu manşetiyle, sadece devam etmekte olan İşçi Partisi yıllık konferans haberini değil, medya devi Rupert Murdoch imparatorluğunun destekleyeceği parti tercihini de ortaya koyuyordu bu başlıkla.

“İşçi Partisi Kaybetti” manşetinin arka planında asıl verilmek istenen “Murdoch imparatorluğu artık Muhafazakar Parti’yi destekliyor” mesajıydı.

Kamuoyu yoklamalarında puanları  yüksek görünen ana muhalefetteki Muhafazakar Parti ile Murdoch grubu arasındaki yakınlaşma, Sun gazetesinin bu başlığı ile deklare edilmiş oldu aslında.

Geride bıraktığımız günlerde Murdoch grubunda artan iktidar karşıtı haber ve yorumlar, işte bu politik tercih ile birlikte “medya-siyaset ilişkisi” konulu bir tartışmayı da başlattı.

Özellikle Sun’ın, hükümetin Afganistan politikasına yönelik  “saldırgan” üsluplu bir kampanyaya dönüşen yayınları, Başbakan Gordon Brown’un, Rupert Murdoch ile yeniden temas kurduğu haberlerine de yol açtı.

“Medya- siyaset ilişkisi” tartışması, ülkenin seçim dönemine girmesi nedeniyle bütün medyayı içine alacak bir tartışmaya dönüşeceğe benziyor.

Nitekim, Financial Times ve Independent gibi ciddi gazetelerin, bu son medya-siyaset ilişkisinin Cameron ile Murdoch arasındaki ikili anlaşmayla iyice somutlaştığını iddia etmesi ilginç bir gelişme oldu.

Independent, bu yöndeki haberini Brown kabinesinin etkili bakanlarından Peter Mandelson’a dayandırdı.

İktidar adayı bir parti lideri ile dünyanın bir çok ülkesinde dev medya şirketlerine sahip bir medya imparatorunu bağladığı iddia edilen anlaşmaya göre, Murdoch'a bağlı yayın organlarının desteği karşılığında, eğer iktidara gelirlerse muhafazakarların da bu desteği karşılıksız bırakmayacağı yolunda iddialar da var.

“Anlaşma”nın olup olmadığı konusunda asıl muhataplar şimdilik sessiz kalıyor ama Başbakan Gordon Brown’un bu durumdan duyduğu rahatsızlığı Rupert Murdoch’u arayarak iletmesi, Mandelson’un bir bildiği olduğunu gösteriyor.

İddianın bir ucu iktidar hazırlığı yapan parti liderine, diğeri ise dünyanın birçok ülkesinde 175 gazete ve 75 televizyon kanalına sahip, Büyük Britanya medyasının büyük bir kesimini de elinde tutan medya patronuna uzanınca, derin ilişkilerin akla gelmesi normal tabii.

Buna, medyanın toplumu yönlendirmeki gücü, kamuoyu oluşturmadaki etkisi ve seçim dönemlerinde sıkça rastlanan manipülasyon özelliği de eklenince, bugünlerdeki tartışmanın ciddiyetini daha iyi anlayabiliriz.

Eğer, yanılmıyorsam, şimdi şu medya-siyaset ilişkisi ve saf değiştirme tartışmalarını ülke gündemine taşıyan Sun gazetesi 1997 seçimleri öncesi de zamanın parti lideri Tony Blair’e yakınlaşıp, İşçi Partisi’ne destek vermişti.

Bir tek Sun gazetesinin desteği ile demiyorum ama, 1 Mayıs 1997 seçimlerinden Tony Blair liderliğindeki İşçi Partisi “ezici bir galibiyetle” çıkmış, 659 milletvekilinin seçildiği Avam Kamarası’na, yüzde 45 halk desteği alarak, 417 milletvekili ile girmişti.  Bugünlerde yeniden yıldızı parlatılan Muhafazakar Parti ise 18 yıllık iktidarını, (halkın sadece yüzde 31’nin desteğiyle 160 milletvekili çıkarmıştı), İşçi Partisi’ne teslim etmişti.

Bundan on iki yıl önce halkın yarısına yakının oylarıyla iktidardan uzaklaştırılan Muhafazakar Parti yeniden iktidar adayı olarak öne çıkıyor.

İktidar partilerinin memnun etmediği halk kitlelerinin muhalefet partilere yönelmesi anlaşılabilir belki ama, Rupert Murdoch gibi büyük yatırımları olan medya patronlarının da saf değiştirmesi, Muhafazakar Parti’ye verilen kamuoyu desteğinin ne kadar gerçek olup olmadığını da düşündürüyor insana.

Hani Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ülkelerde birçok seçim öncesi tanık olduğumuz medya manipülasyonu sonucu yüksek gösterilen partilerin seçim zafer ya da hezimetlerinde olduğu gibi. İngiltere gibi ülkelerde de bu tür kamuoyu hazırlığına tanık olabiliyoruz.

Yakın dönemde BBC’nin gerçekleştirdiği bir araştırma “kapitalizmin pek iyi gitmediğini” ortaya koysa da, “kapitalizmin iyi gittiği” alanlar da var. Partiler üzerinde her türlü manipülasyonun ince taktiklerle yapılabildiği iyi bir “sistem” olma özelliğini hala koruyabiliyor.

Şaka bir yana, her işin “al gülüm ver gülüm” şeklinde yürütüldüğü bugünün dünyasında, medya – siyaset ilişkileri de, iktidar adayı partilerle medya patronları arasında yapılan anlaşmalar da şaşırtıcı gelmiyor doğrusu.


kokermustafa@gmail.com
Gazeteci, Haber Gazetesi Editörü - Londra

 

DKM ARŞİVİ