forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

PARTİLERİN DEĞİL MEDYANIN SEÇİMİ

Aktif .

ETİKETLER:Mustafa Köker

mustafa_koker MUSTAFA KÖKER - LONDRA

Aslında tarihi herkesçe bilinen ama resmi olarak henüz açıklanan bir seçim kampanyası bu ve yılın başından beri de devam ediyor.

 

Başbakan Gordon Brown tam bir ay önce, 6 Nisan Salı günü Kraliçe’nin huzuruna çıkarak genel seçimler için parlamentonun feshini istemiş, aynı gün kabine üyesi arkadaşları ile genel seçimlerin de yerel seçimlerle birlikte 6 Mayıs tarihinde yapılacağını açıklamıştı.

Bu tarih muhalefet partiler için sürpriz olmamıştı, çünkü birkaç ay önce Avrupa Bakanı Chris Bryant seçimlerin 6 Mayıs’ta yapılacağını ağzından kaçırıvermişti.

Meslek hayatımın yirmi yıl gibi uzun bir dönemini geçirdiğim İngiltere’de en heyecanlı ve hararetli seçim sürecine tanıklık ettiğimi baştan belirteyim.

Yapılan kamuoyu yoklamaları her ne kadar ana muhalefetteki Muhafazakar Parti’yi önde gösteriyor olsa da, bu seçimlerin tek başına bir iktidar çıkarması ihtimali zayıf görünüyor.

Üç dönem ülke yöneten her iktidar gibi İşçi Partisi’nin ciddi şekilde yıprandığı doğru.

Yıpranmış bir siyasi partinin yeniden ülke yönetimine talip olurken muhalefet partilerine göre inandırıcılığının az olacağı da genel bir doğru.

Üstelik bir de lider değiştirmiş olması, İşçi Partisi’nin işini daha da zor hale getiriyor.

Ama tüm dezavantajlarına rağmen, parlamentoda temsil edilen üç büyük parti arasında geçeceği varsayılan bir seçim yarışında, iktidara yakın olan iki partiden biri yine de İşçi Partisi.

Liberal Demokrat Parti’nin muhtemel bir koalisyon arayışında anahtar parti olacağını da dikkate alsak bile, Gordon Brown liderliğindeki İşçi Partisi, David Cameron’un Muhafazakar Partisi kadar iktidara yakın konumda.

İki ana partinin adeta başa baş kampanya yürütmesi doğal olarak seçimi daha hararetli hale getiriyor. Geçmişte bir çok örneğine rastlanan “iktidar partisi gider, yerine muhalefet partilerinden biri gelir” kuralı bu seçimlerde fazla geçerli olmayacak sanki.

Bu seçimlerde Britanya halkının iktidar değiştirme konusundaki kararsızlığında Muhafazakar Parti’nin geçmiş uygulamalarının etkisi var şüphesiz.

  Özellikle Muhafazakarlar’ın Avrupa Birliği projesine mesafeli oluşu bu “uygulamalar”dan sadece biri. Bu durum bilindiği için de seçim kampanyasında Muhafazakar Parti AB konusunu olabildiğince gündeme getirmemeye özen gösteriyor.

Tek başına sadece Avrupa Birliği politikaları seçim sonuçlarının belirleyicisi olmayacak elbette. Ancak ülkesinin ortağı olduğu bir kurum konusunda bile düşüncesini net olarak halkla paylaşmaması Muhafazakarların eksi hanesine yazılıyor seçmen tarafından.

Muhafazakar Parti’nin iktidara gelmesi halinde sosyal sağlık hizmetlerinde yapılacak kamu harcamalarını kısarak maddi kazanç sağlayacağını saklamaması da, zaten uzak duran çalışan kesimleri Muhafazakar Parti’den uzaklaştıran bir başka neden.

Halkın sandığa gitmesine bir ay gibi bir süre kala partilerin safları da netleşiyor aslında.

Beklendiği gibi işverenler Muhafazakar Parti’nin yanında yer alırlarken, Başbakan Gordon Brown’un seçim manifestosunda açıkladığı işçi kesimine yönelik vaadleri, propagandayı daha da keskinleştiriyor.

Bazı sosyal yardım kesintilerinden dolayı eleştirilerin hedefi olan İşçi Partisi, bu seçimlerde asıl misyonuna dönüyor ve çalışan kesimlerin umudu olmaya soyunuyor.

Ortaya koymaya çalıştığım mevcut tablodan,  bu seçimlerin İşçi Partisi ile Muhafazakar Parti arasında geçeceği gibi bir yorum çıkmasın.

Her iki partiden hangisi iktidara gelirse gelsin, seçimlerin şimdiden en kazançlı partisinin Liberal Demokrat Parti olacağının altını çizmeliyim.

Liberal Demokrat Parti’ye sempatikliğiyle ile artı puan getiren Nick Clegg, kapıyı iktidar ve ana muhalefet partilerden uzak duran tüm gayri memnunlara açık tutuyor. Clegg, belki Mevlana misali, “Kim olursan ol yine gel” demiyor ama, her iki partiden hoşnut olmayan seçmenlere partisini gösteriyor. Bu çağrının seçimlerde ciddi bir oy potansiyeli olarak görülen Liberal Demokrat Parti’yi işaret etmesi sürpriz olmayacak.

Sözkonusu seçim olduğuna göre partiler arasında süren yarış ve iktidar mücadelesinin çekişmeli geçmesi normal olmasına normal.

Ama bu seçimlerde normal olmayan, seçim sürecinde atılan gazete manşetleri. Medya, gerçekten abartıda ayarı kaçırmış gözüküyor. Bu da medyanın güvenilirliliği konusunda kuşkuya yol açıyor. Britanya seçimlerini eğer günlük gazete manşetlerinden izlemeye kalkarsanız, ülkede seçim değil, “sınıf savaşı”nın başladığına hükmedersiniz. Hatta 7 Mayıs sabahı ülkede ciddi bir devrim olacağını bile düşünür insan medya sayesinde.

Oysa, sert geçecek de olsa nihayetinde bu bir seçim.

Ve bu yüzden demokrasi var.

kokermustafa@gmail.com

Gazeteci, Haber Gazetesi Editörü - Londra


DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN