forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

ABD “ÖZGÜRLÜĞÜ”...

Aktif .

mustafa_kokerMUSTAFA KÖKER - LONDRA

Amerika Birleşik Devletleri büyükelçiliklerine ait gizli belgeleri, sahibi olduğu Wikileaks internet sitesinde açıkladığı için bir kaç aydan beri dünyanın konuştuğu adam haline gelen, Julian Assange’in, “taciz ve tecavüz” suçlaması ile tutuklanmasından sonra yaşanan gelişmeler bir hayli ilginç değil mi sizce de?

Assange’nin tutaklanmasına neden olan “taciz ve tecavüz” olaylarının geçen ağustos ayında İsveç’te yaşandığını belirtelim öncelikle. Julian Assange’in  memleketi İsveç’ten Ağustos ayında hiç bir engelle karşılaşmadan elini kolunu sallayarak çıktığını da hatırlatalım.

Assange, hakkındaki suçlamalardan ötürü İnterpol aracılığıyla arandığı sırada 7 Aralık 2010 tarihinde Londra’da polis merkezine giderek teslim olmuştu.

time_assangeArandığını öğrenince polise giderek teslim olan Julian Assange tutuklandıktan sonra çıkarıldığı mahkemenin ilk duruşmasında, kendisi teslim olduğu halde “kaçma tehlikesi var” gerekçesiyle kefalet ödeneceğinin söylenmesine rağmen serbest bırakılmamıştı. Ancak ikinci duruşmada 240 bin sterlinlik kefalet sonucu özgürlüğüne kavuşabildi.

Kefaletle tahliye kararı üzerine iddia makamı kararın temyizi için İngiltere Yüksek Mahkemesi’ne başvurdu. Yüksek Mahkeme ise bir alt mahkemenin aldığı kararı uygulayarak talep edilen kefalet miktarının ödenmesinin ardından Julian Assange’ı serbest bıraktı.

Konudan yeterince bilgi sahibi olmayanlar için bu özeti veriyorum. Asıl üzerinde durmak istediğim, adi suçlama ile tutuklanan bir zanlı hakkında mahkemenin dışında verilmiş kararlara dikkat çekmek!

Evet, ‘beşer, şaşar’ diye bir deyim vardır, bilirsiniz. Yani insan hayatında,doğrular kadar yanlışların da olabileceğini kabullenmek durumundayız. Hiç kimsenin mükemmel olmadığı ortada. Ama bu genel doğrular Julian Assange olayında yaşananların normal olmadığı gerçeğini değiştirmiyor pek.

Öncelikle, taciz ve tecavüz suçlaması ile tutuklanan bir zanlı için mahkemenin 240 bin sterlin gibi hiç de küçümsenmeyecek bir teminat miktarı belirlemesi şaşırtıcı geliyor insana.

İngiliz hakimlerin hukuk kuralları dışına çıkmadıklarını varsayalım bir an için. Ama talep edilen teminat miktarını kredi kartı ile ödeyip, Assange’e destek vermek isteyenler, Visa, Mastercard ile Wikileaks'in kullandığı hesabın Paypal tarafından kapatılması ile engellenmiş oldular açıkça.

Konuyla Master ve Visa kartın ne alakası olabilir diye sormadan edemiyor insan. Ama “sistem” için tehlikeli olanlara karşı kullanılmayan “silah” yok gerçekten de.

Demek ki, Julian Assange’nin de mahkemede öne sürdüğü gibi, hakkında getirilen suçlamalar tamamen “siyasi”. Taciz ve tecavüz iddialarının, Wikileaks’in kurucusunu “zaptu rapt” altına almak için türetilmiş bir suçlamadan ibaret olduğunu akla getiriyor, tüm bu olanlar.

Arkasında kim ya da kimlerin olduğu bir yana, Julian Assange başına bu işlerin geleceğini,  Amerika Birleşik Devletleri’nin kirli çamaşırlarını ortaya dökerken tahmin ediyordu şüphesiz.

Ama herhalde o da, işlediği iddia edilen cürüm ile uzaktan yakından alakası olmaması gereken bir biçimde kredi kartları ve internet üzerinden ödeme yapılan Paypal’ın hesabı kapatılarak neden zor durumda bırakılmak istendiğine anlam verememiştir muhtemelen.

Julian Assange olayı, kapitalist sistemin “özgürlüğü” nasıl çember altına aldığının da sağlam bir delili oldu adeta.

Önce Amerikan belgelerinin teşhir edilmesini önlemek için internet sitesi kapatıldı. Ardından da internet üzerinden yapılan ödemeleri engellendi.

Amerikalı film yapımcısı Michael Moore, İngiliz sosyetesinin önde gelen isimlerinden Jemima Khan, gazeteci John Pilger, İngiliz film yönetmeni Ken Loach gibi aktivistlerin maddi –manevi desteğine rağmen mahkeme yine de sözkonusu kefalet miktarını nakit olarak istedi.

Bütün bunlar alt alta konduğunda ortaya çıkan tabloda ABD merkezli kapitalist sistemin nelere kadir olduğunu görüyoruz.

Aynı zamanda, taciz ve tecavüz suçlamalarının birer bahane olmaktan öteye gitmediğini de.

Global kapitalist sistemin babası olan Amerikan emperyalizminin kendi geleceği için her yolu mübah gören anlayışıdır bu aslında.

Şimdi, diplomatik olarak kirli çamaşırları ortaya dökülen ABD’nin bu son manevrayla, özellikle sınır tanımayan bir özgürlük aracı olan interneti etkisiz hale getirmeye çalıştığını görmemek imkansız.

Yani ABD sözkonusu oldu mu, “özgürlük” kolayca vazgeçilen bir değer olabiliyor.

Sizce de öyle değil mi?

kokermustafa@gmail.com

 

DKM ARŞİVİ