forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BU DA ‘YANDAŞ’ MEDYA...AMA...

Aktif .

mustafakoker1MUSTAFA KÖKER - LONDRA  

O güne kadar İşçi Partisi’ni desteklediği bilinen The Sun gazetesi, 30 Eylül 2009 günkü sayısında,  İşçi Partisi lideri ve Başbakan Gordon Brown’un parti konferansında çekilmiş fotoğrafı üzerine “Labour’s Lost it - İşçi Partisi Kaybetti’’ manşetini kullanmıştı.

Bu manşetin anlamı, The Sun gazetesinin, bundan böyle Muhafazakar Parti’ye destek olacağı anlamına geliyordu.  Ve o günlerin siyasi atmosferinde bu manşet, iktidardaki İşçi Partisi’nin Mayıs ayında yapılacak genel seçimleri kaybedeceğinin habercisi olarak yorumlanmıştı.

mustafa_koker_thesunÇünkü İşçi Partisi’ne sırt çeviren medya sadece The Sun gazetesi ile sınırlı olmayacaktı. Bu aynı zamanda, The Sun’ın da sahibi olan ve dünyanın bir çok ülkesinde 175 gazete, 75 televizyon kanalına sahip medya imparatoru Rupert Murdoch’un Britanya’daki tüm medya kuruluşlarının,  Muhafazakar Parti’ye destek vereceği anlamına da geliyordu.

Britanya’nın Financial Times ve The Independent gibi etkili gazeteleri, bu yeni durumu Rupert Murdoch ile Muhafazakar Parti lideri David Cameron arasında yapılan bir “ikili anlaşma” iddiasına dayandırıp “medya-siyaset’’ ilişkilerini tartışmaya açmıştı.

O günlerde ben de okurlarımla paylaştığım bu gelişmeye ilişkin olarak, “böyle bir anlaşmanın varlığını zaman gösterecek” dediğimi hatırlıyorum. 

Sürpriz olmadı,  6 Mayıs’ta yapılan seçimlerden Muhafazakar Parti en fazla sandalyeyi kazanarak çıktı ve Liberal Demokrat Parti ile koalisyon hükümetini kurdu. İşçi Partisi ise parlamentoda muhalefet görevini üstlenirken, seçim kaybeden partinin lideri olarak Gordon Brown da istifa edip köşesine çekildi.

Bu hatırlatmayı yapıyorum çünkü bugünlerde İş Dünyasından Sorumlu Bakan Vince Cable’ın bir gafı koalisyon hükümeti ile medya imparatoru Rupert Murdoch arasında olması muhtemel bir krizi ortaya çıkardı.

mustafa_koker_thedailyThe Daily Telegraph gazetesinin iki muhabirini seçmen sanan Bakan Cable, Murdoch’un İngiliz Tv kanalı Sky’ı tamamen ele geçirmesini engelleyeceğini söyleyerek, ona savaş ilan ettiğini açıklayınca mensubu olduğu hükümeti kamuoyu önünde zor durumda bıraktı.

Bakan Cable’ın, Savaş ilan ettiğim ve kazanacağımızı düşündüğüm Murdoch’un basınıyla ilgili olanları takip ediyor musunuz, bilmiyorum” sözleri, hem de hükümete yakınlığı ile bilinen Daily Telegraph gazetesinde yer aldı!

Bakan Vince Cable, sözkonusu açıklamasında savaş ilan etmekle kalmayıp, Rupert Murdoch’un başında bulunduğu ‘News Corporation’un, Sky’ın yüzde 39’una sahip olduğunu ancak geri kalan yüzde 61’ini de 7,8 milyar sterline satın almak istediğini hatırlatıp, “gerekirse hükümetten ayrılarak koalisyonu bozma” tehdidinde bulundu.

Aynı zamanda başbakanın hararetle savunduğu, kamu  harcamalarına yönelik reformlara muhalif tavrını saklamayan Cable’ın, Rupert Murdoch ile mücadeleyi “savaş”, istifayı ise “nükleer bir seçenek” olarak tanımlaması, hükümetle Murdoch ilişkileri hakkında da üstü örtülü ipuçları veriyor olması konuyu daha dikkat çekici hale getirdi.

The Sun gazetesinin 2009 Eylül’ünde Muhafazakar Parti’ye yönelişiyle başlayan ve Cameron  ile Murdoch arasında o dönemde yapıldığı iddia edilen “ikili anlaşma” tartışmalarını, kabinenin iş dünyasıyla ilgili bir bakanının sarfettiği sözlerle birlikte okuyunca konu ciddi bir hal alıyor.

Başbakan David Cameron ve Yardımcısı Nick Clegg’in, Bakan Cable’ın bu sözlerinden pişmanlık duyduğunu ve özür dilediğini birlikte açıklamaları, “savaş” ve “nükleer seçenek”in kabine içindeki etkisini gösteriyor bir yerde.

‘Medya- Siyaset ilişkileri’ özellikle bu ilişki, siyaset tarafını hep tartışmalı hale getirir. Çünkü, bir iktidar partisinin, farklı sektörlerde yatırımı olan medya patronları ile yakın durması “kazan-kazan” ilişkilerini de hatırlatır hep.

Koalisyon hükümetinin bir bakanının gafı sonucu, medyada yer alan sözleri de bunu gösteriyor zaten.

Her ne kadar gafı yapan bakan geri adım atmak zorunda kalmışsa da, sözleri kapalı kapılar arkasında bir şeylerin olduğunu da ortaya çıkardı en azından.

Bir medya patronuna “savaş ilan ettiği” için özür dilemek zorunda kaldıysa da, ‘medya-siyaset ilişkilerinin’ yeniden tartışmaya açmak gibi bir amaca hizmet etmiş oldu Cable.

Hepsinden daha önemlisi, kabine üyesi bakanın yaptığı bu gafın, Muhafazakarların basındaki en güçlü destekçisi  Daily Telegraph gazetesinde yer almış olması.

Benzeri bir olayın Türkiye’de olabileceğini düşünebiliyor musunuz…

Söz gelimi, AK Partili bir bakanın, hükümeti zorda bırakacak gafına Yeni Şafak gazetesinin yer vermesi düşünülebilir mi?

Ya da tersinden bakacak olursak, bugünlerde yıldızı iyice parlatılan CHP’nin bir kurmayının partisini zora sokacak sözlerine Cumhuriyet gazetesi yer verir miydi?

Yandaş ya da candaş basın tartışmalarının hızla sürdüğü Türkiye, medya derslerine başlamalı ve Daily Telegraph’ı hatırlamalı.

Çok yararlanacaktır eminim.

kokermustafa@gmail.com


DKM ARŞİVİ