forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MEDYA KAÇINCI KUVVET?

Aktif .

mustafakoker1Sadece İngiltere’nin değil dünyanın en güçlü tabloid gazetelerinden biri kabul edilen The Sun’ın yönetim kadrosunda yapılacak değişiklikle ilgili tartışmalar ülke sınırlarını aştı, izleyenler bilir. Günlük bir gazetenin tamamen kendi tasarrufundaki yönetici değişikliğinin ülke dışında da tartışılması, medyanın toplum hayatındaki etkisini ya da gücünü gösteriyor. 

 

Tartışma, Medya imparatoru Rupert Murdoch’ın sahibi olduğu News International bünyesindeki The Sun gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Rebekah Brooks’un Eylül ayında CEO’luğa geçmesi ve yerine kimin geleceğiyle ilgili olarak yapılıyor.

Tartışmayı yol açan, Brooks’dan boşaltacak koltuğa otaracaklar arasında gazetenin dedikodu yazarı Dominic Mohan’ın da adının geçmesi.

Tartışmanın özünü, “bir dedikodu yazarının ülkenin en yüksek tirajlı gazetesine yönetici olup olamayacağı” konusu oluşturuyor.

Oysa İngiltere’de yaygın olarak kullanılan ve daha çok  sansasyonel haberleriyle bilinen “tabloid” kavramı Sun türü gazeteleri tarif eder.

“Broadsheet” olarak tanımlanan ve büyük boy ciddi gazeteleri, magazin ağırlıklı “hafif meşrep” gazetelerden ayıran “tabloid” kavramı, -bugün birçok gazete boyutunu küçülttüğü için- artık aynı anlamı taşımasa da, Sun adı öncelikle sansasyonel haberleri akla getirir.

Dolayısıyla dedikodu yazarı  Dominic Mohan’ın Sun gazetesine genel yayın yönetmenliği ihtimalinin bu kadar gürültü çıkarması anlaşılır gibi değil.

Ayrıca Türkiye’nin de aralarında bulunduğu dünyanın farklı bir çok ülkesinde ciddi gazete yöneticiliği yapmış ya da yapmakta olan magazin kökenli başarılı gazetecileri de hatırlatalım...

Hafızam beni yanıltmıyorsa, Hürriyet’in uzun süre yöneticiliğini yapan merhum Çetin Emeç, Hafta Sonu kökenliydi. Türk medyasında ayrı bir ekol olan Rahmi Turan ve basınımızın “Amiral Gemisi” Hürriyet’in bugünkü kaptanı Ertuğrul Özkök de öyle.

Türk medyasında ciddi gazete ile magazin gazetesi kavramlarını ayrıştırmak artık pek mümkün değil. Bu nedenle bu hatırlatmaları yapmakla yetiniyorum.

Sun’ın genel yayın yönetmenliğini üstlenecek kişinin gündem oluşturması günümüzde gazetelerin yüklendiği misyonla doğrudan ilintili.

İnternet medyası yazılı ve görsel medyayı tehdit eder hale gelmiş olsa da, gazetelerin toplumu bilgilendirme ve bunun da ötesinde kamuoyu oluşturma etkisinin sona erdiğini söylemek için henüz erken.

Sun gibi ülkenin en çok satan gazetesi sözkonusu olunca konunun ciddiyeti daha iyi anlaşılıyor. Ayrıca İngiltere’de – belki de iktidar değişikliğine yolaçacak- bir genel seçim öncesi gerçekleşiyorsa bu yönetici değişikliği, doğal olarak plazaların ve ülkenin dışına taşan bir tartışmanın olması çok normal.

Sun gazetesinin son yapılan Londra Anakent Belediye Başkanlığı seçimlerinde Muhafazakar Parti’yi desteklemesi ve Boris Johnson’un başkanlık koltuğuna oturmasındaki etkisi tartışmayı daha bir anlam kazandırıyor.

Bütün bunlara bir de global ekonomik krize yenik düşen bir çok gazetenin kapanmak zorunda kaldığını eklemekte yarar var.

Bu arada Sun’ın genel yayın yönetmenliğine gelmesi muhtemel adaylar arasında, Daily Mirror’un yöneticisi Richard Wallace ve Telegraph Medya Grubu’ndan Will Lewis ile New York Post’un başında bulunan Jesse Angelo da var.

Yine Rupert Murdoch Grubuna bağlı günlük yayınlanan ve Eylül ayında kapanacağı açıklanan Londra’nın ücretsiz gazetelerinden The London Paper’in yöneticisi Stefano Hatfield’ın adı da geçiyor.

The London Paper gibi üç yıllık yayın hayatının son bir yılında yirmi beş milyon dolar zarar eden ve kapısına kilit vuran bir gazetenin yöneticisi için için terfi sayılacak bu tür görevlendirmelere pek sık rastlanmasa da, Stefano Hatfield’ın bu göreve gelmesi yine de sürpriz olmayacak.

Sadece Sun gazetesi eksenli gibi görünen bu tartışmaları izlerken, global sermayenin bağımsız medya ile birlikte “bağımsız gazeteciliği”de satın aldığını hatırlamakta yarar var.

İstisnaları bir yana, sansasyonel ve magazin gazeteciliğinin “in” olduğu bir zamanda yaşadığımızı da.

Bütün bu tartışmaları  bir de kurum içi değişikliğinin çok ötesinde şirket-iktidar ilişkilerine kadar uzanan bir ağ olarak düşünün.

Medya için söylenen “dördüncü kuvvet” tanımı, medyanın günümüzdeki kuvvetler sıralamasında hatırlandığında değişeceğe benziyor.

İktidar ile medyanın, iktidar ile sermayenin bu kadar içli dışlı olduğu günümüzde medya artık dördüncü kuvvet sayılamaz.

Sıraya siz koyun...

 
kokermustafa@gmail.com
Gazeteci, Haber Gazetesi Editörü - Londra

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN