forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

DEMOKRASİNİN ZAYIF KARNI

Aktif .

mustafa_kokerMUSTAFA KÖKER 
 
Bağımsız yayıncılığı  ve özerk yapılanmasıyla bilinen İngiliz yayın kurumu BBC’nin konuk seçimindeki son tavrı şimşekleri üzerine çekmekle kalmadı, halkın geniş kesimiyle olduğu kadar, hükümetle de karşı karşıya gelmesine yol açtı.
 

Günlerdir ülke gündemini meşgul eden tartışma BBC’nin tanınmış Question Time adlı tartışma programına, yabancı düşmanı, ırkçı görüşleriyle bilinen Britanya Milli Partisi Lideri Nick Griffin’i de davet etmesi üzerine başladı.  İfade özgürlüğü gibi kazanılması yıllar almış bir hakkın, son derece zararlı fikirler taşıyan birisi için de kullandırtılacak olması tartışmanın ana fikrini oluşturuyordu.

Irkçılığını saklama ihtiyacı duymayan, yabancı düşmanlığını parti politikası haline getiren  Nick Griffn’in, BBC’nin itibarlı programlarından birine davet edilmesi elbette tartışmalara yol açacak kadar önemli bir durum.

Milyonlara varan yabancı  emeğini, kültürünü bir çırpıda sildiğinin açık ifadesi sayılan, “Britanya Beyaz ve Hırıstiyan bir ülkedir” sloganını, tüm siyasi faaliyetinin temel çizgisi yapmış Griffin’i,“ifade özgürlüğü” çerçevesinde konuşturulması gereken bir siyasi figür olarak nasıl değerlendirebilir insan, emin olmak zor. Kaldı ki, daha önce “Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu” tarafından tüzüğündeki üyelik koşulları yasalara aykırı olduğu ve bu nedenle BBC tarafından “yasalara uyan diğer partilerle eşit tutulmaması” gerektiği uyarısı yapılmasına rağmen İngiliz Ulusal Partisi liderinin ülkenin en prestijli televizyon programlarından birine çağrılması, açıkca bir hukuk ihlalidir. Bu, “fikir özgürlüğü” tartışmasından önce konuşulması gereken bir maddeydi ama bunu pek de hatırlatan çıkmadı.

Ancak, BBC’nin tavrına en sert tepkiyi de İşçi Partisi hükümetinde Galler’den sorumlu Devlet Bakanı olan Peter Hain gösterdi ve BBC kurumunu, tüzüğünde sadece beyazların üye olabildiği bir partinin liderini programa çıkararak, onun ‘ırkçı ve faşist’ söylemlerine meşruiyet kazandırmakla itham etti.

Tüm bu tepkilere rağmen BBC yönetimi ırkçı lidere sahip çıkmaktan geri kalmadı. Nick Griffin’in “Question Time” programı dışında tutulmasının sansür anlamına geleceğini ve programa çağrılmayı gerektiren bir halk desteğine sahip olduğunu hatırlattı BBC Genel Müdürü Mark Thopmson.

İnsan hakları kuruluşlarından sokaktaki sıradan vatandaşa kadar hemen her kesimin tepkisini toplayan BBC’nin ifade özgürlüğü savunması ırkçıların ekmeğine yağ sürer nitelikte aslında.

Griffin’in ekrana çıkarılmasına karşı çıkan çevreler, “düşünce özgürlüğü gibi kazanılmış ve toplumun önemli demokratik özelliklerinden biri haline gelmiş bir kuralın istisnai olarak uygulanmayabileceğini” hatırlattılar Mark Thopmson’a.

Nick Griffin, daha önce de bir çok televizyon kanalına çağrılmış, medya kuruluşuna söyleşi  vermişti. O zaman da tepkiler olmuştu olmasına ama bu kez daha şiddetli tepki gösterilmesinde, elbette BBC’nin, toplum üzerindeki etkili yayıncılığının da oynadığı bir rol var. Özerk bir yapısı da olsa, zaman zaman ters de düşse sonuçta bir devlet yayıncılığı yaptığı da gerçektir BBC’nin. Griffin’in devletle zayıf da olsa bağı olan böylesi bir kurumun televizyonunda görülmesi, adıgeöenin görüşlerinin olumlu bulunmasa bile meşru bulunmasına yol açıyor. Tepkinin özü bu.

Irkçı lidere tepki gösteren kesimler, “ifade özgürlüğü” gerekçesine sığınan BBC Genel Müdürü Mark Thompson’a bir hatırlatmada da bulundular ki çok haklılardı bunu yapmakla. Çok değil, yakın bir geçmişte, hükümetle IRA arasında henüz ateşkes yapılmamışken, IRA’nın siyasi kanadı kabul edilen Sinn Feinn’in  lideri Gerry Adams’a, ki İngiltere Parlamentosu’nda milletvekilidir, uygulanan “önlem”di hatırlatılan. Adams’ın, hiç bir canlı basın toplantısında sesi yayına verilmezdi. Konuşması sırasında IRA militanlarına şifreli mesajlar geçebileceği endişesiyle yapılırdı bu.

Yani, Griffin’e eğer bir “sansür” uygulanmış olsaydı, bu ilk kez yapılmış olmayacak, ortak nefreti, çoğunlukla, üzerinde toplamış bir siyasi parti liderine alınan, son derece uygun bir önlem olarak kabul edilecekti.

Ama demokrasinin, eğer sakınca kabul edilecekse, bu tür sakıncaları da vardı elbette. Yabancı ve ırkçılıktan da nefret eden  biri olarak Griffin’e karşı çıkanları elbette anlıyorum. Irkçılığın bir insanlık suşu olduğuna da inanıyorum.

Demokrasinin sakıncalarının, yine demokrasiyle giderileceğine inandığım gibi.

 
Gazeteci, Haber Gazetesi Editörü - Londra

DKM ARŞİVİ