forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MERAL OKAY, ERHAN AFYONCU, ALİ RIZA DEMİRCAN...

Aktif .

necef_ugurlu_140NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN  

Daha birinci bölümünde  tartışmalara yol açan ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi  adından anlaşılacağı üzere ‘emperyal’ duyguları kamçılamak üzere kotarılmış bir iş. Buna İkinci zaaf ‘Seks’ de ilave edildiğinde  rating canavarının  (Sina Koloğlu’nun kulakları çınlasın ) kolayca alt edilebileceği bir bileşke ile dizi karşımıza çıktı.

Meral Okay gibi değişik  televizyonlarda yönetici, yönlendirici, oyuncu, senarist  pozisyonlarda  bulunmuş  bir zekadan beklenen bir gol derim, lakin karşısında sıkı kaleler yok ama olsun,  atılmış gol goldür. Kale,  kaleci yoksa ne benim ne de onun kabahati,  burası Türkiye boş kalelere atılmış gollerimiz kadar kendi kalelerimize atılmış gollerimizde pek  meşhurdur, ve ilk değildir.

Söz konusu dizide  Senarist tarihçi değil ama belli ki tarihçilerin yazdıklarından yararlanmış, şüphesiz doğru olanda budur  çünkü  tarih,  tarihçiler her zaman  her yerde  birbirinin tersi şeyler yazarlar ve birbirlerini yalanlarlar. Geriye münazara kabilinden bilgiler kalır, onların bile gerçekliği hep tartışmalıdır , kimi de inandırıcı değildir, tarih birbirini yalanlayan ifadelerle doludur, yani tarihte gerçek  arayışı daima  ihtimallerden  ibarettir. Elbette inkar edilemeyecek  nesnel   gerçekler var, harem gerçeği gibi, ama  o da hala  gizemli bir gerçek olmayı sürdürüyor, ‘ Harem okuldur aman yanlış anlamayın’  diyen  tarihçilere sormak isterim,  ‘Harem Okul’ undan yetişmiş eczacı, mühendis, doktor, fizikçi , matematikçi kaç  kadın var ?  Ut, piano çalar , şiir yazar, , dans eder  bazıları Türkçe’ dışında diller konuşur  (Harem kadınlarının  çoğunun  zaten anadilleri  Türkçe değil’ )  dolayısıyla ‘Harem bir okuldur’ derken durup bir düşünmek lazım, böyle bir uydurmanın geçmişe faydası yoktur  ama  nur topu gibi Cumhuriyetimizin kadın açısından kazanımlarına şükretme noktasında mukayese bakımından  önemi  vardır ,   özellikle haremde görev almış kadınların bazı hatıratlarını okuduğunuz zaman  açıkça orada yaşanan insan haklarına aykırılıkları görebiliyorsunuz, üstelik bu hatıratlar tuhaftır yazanın  ‘Harem Özlemi’ni  taşır, bu nokta beni aşıyor ciddi psikiyatrlara ihtiyaç var.

Mahpeyker için  çok iyi kadındı sütünü halka, tam aklıma gelmedi bir şeyini saraya verirdi tarzı , nefret di galiba kelime , laflara da çok güldüm.  Fakir fukaraya yemek verirmiş, imaret yaptırırmış tarzı methiyelere hayretle bakıyorum, duyanda kazandığı parayla zannedecek.

Neyse  biz önce gelelim  dizi sayesinde gündeme gelen akademisyenlerin tarihi dizi danışmanlığı meselesine;

Tarihte ki bazı şahsiyetlere  aşk derecesinde  tutkuyla bağlanıp , onlara laf ettirmeyen  tarihçi demeye tereddüt ettiğim bazı şahsiyetlerde var ki bunlardan biri mesela   1. Ahmet döneminde Celali İsyanlarını  bastırmayı vahşete dönüştüren  , cesetleri kuyulara atmasıyla ünlü ‘Kuyucu Murat’ lakaplı vezir için kendisi asla böyle şeyler  yapmamıştır, vezir olmadan önceki mesleği kuyucuydu bu lakap bu yüzden verilmişti mealinde  sözleri bir TV kanalında  utanmadan söyleyebilmiş  Kuyucu Murat’ı  ‘Artezyenci Murat’ a dönüştürmüştü.  Bu da doğrusu  akademia’nın  ahlaki conduct meselesi,  bu tarihçiyi aralarında muhafaza ediyorlarsa ben ne yapayım. Adını vermiyorum, hiç uğraşamam. Cır cır kanal kanal geziyor.

Kabul edilmiş bir gerçektir ki ; Tarih resimler, şiirler, mektuplarla bize ulaşan bir propogandadır mutlak gerçek diye de  bir şey de  yoktur,nesnel gerçeklerle ilgili  belgeleri arşiv memurundan da alabilirsiniz, illa gerçek budur diye dayatan bir tarihçi akademisyen baştan kaybeder, Sayın   Erhan Afyoncu  bu dizide danışmanlık görevini kabul ettiyse yeni işi hayırlı olsun  ama akademisyenliğine de  geçmiş olsun derim ,durup dururken  ‘ şerbetçi tarihçi’  olarak kendisini   tarihe geçirdi ,  en ısrarcı olduğu tarih savı padişahların içki içmediği olan Erhan Afyoncu sayesinde Kanuni muhtemelen mutadı dışında  dizide sürekli şerbet içmektedir.

Sayın Afyoncu ‘nun  şimdilerde bazı padişahlar içerdi demesi olumludur, daha bir bölümde  Sayın Meral OKay onu sabit fikirlerinden vaz geçirmiş görünüyor, onüç bölüm sonra belki de Yavuz’un kollarında öldüğü Hasancan gençti,   dizide ki Hasan Can gibi yaşlı değildi diyebilir,hatta Kanuni belki  bir sefer dönüşü , ya da kan yapsın diye sıhhati için bir kadeh şarap içebilir Erhan Afyoncu’nun hoşgörüsüne sığınarak tabii . Kısaca Sayın Afyoncu’nun  dönüşümü umut vericidir dahası ilginçtir.

Sayın Meral Okay mantıklı, akıllı bir kadındır, medyanın derinliklerini , sosyal dönüşümleri çok iyi bilir, onun için yıllardır onu değişik görevlerde görürüz,  Guizot’un meşhur lafıdır  : ‘Mantık kadar tarihi yalanlayan bir şey yoktur ‘ der. Aslında Sayın Erhan Afyoncu’ya  ‘ tarih’, Meral Okay’a  ‘mantık ‘ diye baktığımızda  müthiş edebi  değeri olan bir ikili görüyoruz.  Bu iki kişilik oyunu kim yazmak istemez !

Ne var ki dizinin edebi değeri yok.

Ama acele etmeyelim, belki ileride olacak.

Daha  İlk bölümde  Kanuninin yaşadığı dönemin ruhu, padişahın oğlunu öldürtmeye  gidecek kadar Makyavelist yaklaşımlarını, kendini otoritenin merkezi haline getirirken dine açıkça uygun olmayan davranışlarının tümünü birden görmemiz imkansız elbette ama  ne yazık ki, dizinin çok zayıf olan dili, dialoglar  nerede IV Murat, Turan Oflazoğlu dedirtti, Sayın Okay ben o dialogları yazsam kim söyleyecek Necef  der ise  boynum incedir, kader utansın derim.

Merak ettiğim  dizi yalnız Osmanlı imparatorluğuna  değil meseleye global bakıldığında  nerelere gidecek, genç, idealist padişahın tiranlığa yürüyüşünde Hürrem’in katkıları fettanlığından ibaret değil elbette izleyip göreceğiz. Hele kendi oğlunun da tıpkı Şehzade Mustafa akıbetine uğradığında neler hissedecek.

‘Muhteşem Yüzyıl’ı  Tudor’lara benzetenlere  bazı temel dramatik meselelerin aynı olmadığını hatırlatmak isterim, Henry durmadan değişir, ve değiştikçe kadınlarını değiştirir, değişimlerini ise yakınındakilerle  olan ilişki ve  davranışlarından anlarız.

Bu dizide ise  Kanuni baştan bir ‘ölümsüz aşk’ motifine bağlandığı  için HÜRREM değişmezidir, diğer eşler bakalım  nasıl girip çıkacaklar , çünkü varlar.

Hele işin Kanuni’nin  oğlunu öldürttüğü nokta vardır ki , bu noktada Kanuni bir evlat   katilidir ve bunu hiçbir tarihçinin ‘ amaları’  ‘mamaları’ değiştiremez .

Kanuni’nin vicdanıyla   hesaplaşması ,  , idealizmini kaybettiği, vicdanını kendi elleriyle yok ettiği noktalar nerelerdir  bunlar olmadan çocuğunu öldürmesi mümkün değildir göreceğiz  herhalde.

Kanuni’yi hep tarihin ‘iyi’  tarafında tutmak hesap sormamak üzerine kurulu bir düzende isek  eski düzenin  devamını yaşıyoruz demektir  sonuçta Kanuni  bir tirandır, ve şimdi cumhuriyetin yurttaşları bir tirandan sanal alemde bile olsa hesap sorma bilincinde olmalıdır, ben bunun için ekranların ilk tarih programın ‘Tarih Yargılanır’ formatını biçimlemiştim.

Tudor’lara dönecek olursak  ;

Henry reformisti, onu yaptığı kepazeliklere karşı yüzyıllar boyu tebası korudu, inanç bağlamında  evrilmiş bir toplum yaratan  ve tamtakır kalmış devletin hazinesini  el koyduğu kilise zenginliği ile dolduran bir Henry var tarihte,  Peki Kanuni kimdir ?  Muhteşem olan genişleme tutkusu mu,Hurrem’e zaafı mı , öyle ise nedir bu zaafın nedeni , dizide gördüğümüz kadarı ile Hürrem’in kötü bir erotik danscı olması mı yoksa …(Cahit Ülkü Son Hazaryalı)  neyse söylemeyeyim meraklısı okusun,  bazı tarihçiler Kanuni’nin  bu istila tutkusunu açıkça eleştirir ve çöküşün başlangıcı der,  Nedir peki Kanuni’yi kanuni yapan, aman kanunlar demeyin lütfen …Tudor’lar  ve ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisinde iki tiran’ın ortak noktası  Din konusunda uzun zaman iki taraflı oynayan Henry ile Kanuninin davranış biçiminin  benzerlik taşıması ,  bazı tarihçilerin Kanuni’yi savunularında komik duruma düşmeleri bundandır. Ali Rıza Demircan bu konuda  çok basiretli davranabilmiştir bunu da not düşelim.  Belki de Ali Rıza Demircan  diziye danışman olmalıydı.

İş  Harem, şerbet, Hürrem’den ibaret değildir.

Güçlü ve karizmatik olan Kanuni olacaktır ama kaçınılmaz bir canavarlaşma süreci vardır , bu dramatik kurguda atlanacak bir nokta değildir. Ama bazı  tarihçilerin, ve göründüğü kadar itirazcıların hassasiyet gösterdiği  nokta da  budur.  Şaşkındırlar, ne yapacaklarını bilmemektedirler.

Anlaşılan o ki ;  tarihçilerin psikoanaliz yeteneği  yok . Olmak zorunda da değil. , senaristlerin ise vardır   bunu  senaryolarında karakterlerin  beşeri ilişkilerinde kullanırlar,  Meral Okay ne yapmış onu ileride ki bölümlerde izleyeceğiz, umarım kafa sesi , göğe yıldızlara bakıp  narasyonlarla bir senaryo zafiyeti olan kendi kendine konuşma sahneleri (1. Bölüm Pargalı) tekrarlanmaz.

Tudor’larda tarih ve edebiyatın sağduyusu  birbiriyle zıt gitmiyordu, edebiyat, şiir ‘Tudor’lar dizisinin   dilinde  tarihi bahane ediyordu. Oflazoğlu’nun IV Murat’ı için de aynı şeyi söyleyebiliz.

‘Muhteşem Yüzyıl’ da ise  Sayın Meral Okay’ın  zekasına yaraşır etkileyici bir dil yok , vakit yoktu herhalde .

Oscar Wilde ‘Her hangi bir budala tarih yapabilir, ama tarihi yazabilmek  zeka ister ‘ der. Meral Okay’ın zekasına sığınmak zorundayız, ama yetinmek zorunda değiliz. Merkezi, ademi merkeziyetçi yönetim biçimlerinin tartışıldığı günümüzde  Beyazıt ve Cem yapılabilse keşke, keşke, keşke,  benim hayatımda keşkelerle doldu ne yazık ki.

‘Muhteşem Yüzyıl’  eğitim amacından ziyade  sosyal bilinçaltını değişim süreçlerinde dönüştürmek açısından işlevi olan bir iş, seks, harem, emperyal duygular, bol döşemelik kumaş, kötü raks filan diye kestirip atamam, böyle bakıldığında da amacına ulaştı.

Neye itiraz ettiği pek belli olmayan itirazcılar farkındalar mı bilmiyorum.

necefugurlu@gmail.com

 

DKM ARŞİVİ