forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

ALTIN KELEBEKLER PARTİSİ CHP

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

Doğan Grubu  mensupları, eski mensupları  veya  grup tarafından  ‘medyatik koruma altına’ alınmışların CHP’de toplanıyor olmaları bana CHP iktidara yaklaşıyor duygusundan  ziyade, CHP her an yayına geçebilir hissi veriyor.

 ‘Yeni CHP’ tanımı da pek oturmadı zaten..  (Niye innovation ‘Yeni CHP’ diye tanımlandı onu da anlamış değilim)  ‘ÖZ CHP’ daha sevimli olurdu. Hani ortaklar bir süre sonra kanlı bıçaklı olur ayrılır ve firma  bir ortağa kalır, diğeri de  aynı firma isminin başına ‘Öz’ koyup devam eder ya,  öyle bir şey .

Ama durum gösteriyor ki CHP, ‘YENİ CHP’ den ziyade ‘ALTIN KELEBEKLER’ partisi  gibi bir hal almakta. Eh, marşı da vardır hazır ‘Sol, Sol, Sol kelebekler,  sol’ . Trampet takımının başında da Gürsel Tekin… Yavrukurtlar 23 Nisanda !

CHP’nin solcu ve sosyal demokrat yanı için hazin bir durum. Açık söyleyeyim üzülüyorum.  Ve partiden istifa ettim. İstifamı Berhan Şimşek’e yolladım. Pek umuru olmadı.

Zaten yerinde  ‘Doğan Yelleri’ esmekte ve kendisi  milletvekilliği peşinde. Hoş milletvekili olamasa da her kademede hizmete devam edeceğini söylemişti. Bu durumda muhtemelen parti bu fedakar, cefakar kardeşlerine  nasılsa hizmet edecek diye gereğini düşünecektir.

Neyse bu arada ben de bu töhmetten kurtuldum. Yıllar önce  meclis dışında kalmış bir CHP’ye destek amaçlıydı bizim partiye yazılmamız. Yoksa ne ben ne eşim politika gibi geçici mutabakatların insanları olmadık hiç. Değişik siyasi görüşlerden  siyasetçilerle  dost kalmayı daima sürdürdük. Ortak  mevzuu sanattı.   Kendi halinde terbiyeli insanlar olma gayretimiz işimizi ciddiye alma noktasında iddiamıza engel olmadı hiç.

Başka hesabı olmayan dostluklardı bizimkisi. Bu yüzden ‘yahu bu insanlarla görüşüyorsunuz niye köşe olmadınız’  sorusu bize sıkça sorulur.  Kaldırım, büfe ihaleleri işimiz değildir.  Hakkımız olanı bile istemeye aracı koymadık .

**** 

Medya ve siyaset ilişkisinde ki kara tünellere dönecek olursak;

Medya’ya yaslanan siyasi partiler hep kaybetmiş, medyaya kafa tutanlar ise daima kazanmıştır. Artık “bilinçaltı ele geçirildi bugün” diye düşünenler varsa  yanılırlar.

‘Yandaş’  diye etiketlenen medya’nın bile AKP ve Tayyip Bey’e  destek mi, yoksa köstek mi olduğu tartışılır. Bence apaçık ortada. Bırakın siyasi partilerle medyanın ilişkisini bir tarafa bu medya  öylesine küçük mutabakatların kaypak zeminindedir ki,  kendi grubuna hükmedemeyen medya patronlarının akıbetleri ortada değil mi ?

Bir televizyonu, medya grubunu hattı müdafaa ederek değil sath- müdafaa ile koruyabilecekken  şu İrfan Şahin’in başına gelenlere bakın. Kendi grubundan bile  salvo  yemekte. Doğan grubu Meral Okay ve Muhteşem Yüzyıl Dizisi için fedakarane çalışmakta.

Tabii  İrfan Şahin ne yapmış buna bakmak lazım. Görebildiğim kadarıyla  Şahin bünye içinde üretime geçmiştir… Kabahat mı etmiştir… Taşeronlarla çalışmayı gitgide azaltmayı hedeflemiştir.  Tersi düşüncede yöneticileri tasfiye etmiştir. Bu farklı bir üretim organizasyonudur bence fena da değildir.

Başarılı olduğu projeler ortadadır, lakin mesleki bir hastalık onu da çarpmıştır. ‘Her şeyi ben yaparım, üç senedir, ben bizzat senaryoyu çalışıyorum’ yanlışı. TV yöneticilerinde bu ‘ ben yaparım olur, zaten ben söylemiştim, aklı ben  verdim, bebek bar’da oturuyorduk hikayeyi uydurdum  ‘ hastalığına eskiden  beri rastlanır, alay konusudur.

Yaşlı dönemlerinde  rahmet olsun, Eşref Şefik gibi atmalarına  neden olur, bazıları bunları ciddiye alıp program bile yaptırıyor.

İrfan Şahin’in yaratıcılığı küçümseme kırılma noktası olmuş belli,   ama kendisine dayatılanlara evet dememiş bir adamdır. Bu çok önemlidir. Yani bu sektörde şu şu yapımcılar yaparsa ‘olur’a eyvallah etmemiştir. Zaten böyle kutsanmışların , yani ne yaparsa tutanların olduğu gibi  bir gerçek varit değildir. Varit olan bir organizasyon ve ortak çıkarların  dayanışmasının olduğudur. Sağlıklı değildir çoğu işleri de yabancılardan (dizi, film)  apartmadır.

Son zamanlarda da bir evvelki kendi dizilerinden apartıyorlardı. Meşhur üçgenler, o kadına mı gitsem bu kadına mı, ya da iki adam arasında mekik dokuyan kadın klasikleri !

İrfan Şahin meselesinde  Beş yıllık bir dizi kalkınca yerine konulan tutmamıştır;  çünkü boşluktan rakip kanallar istifade etmiştir.  Durum şöyle olmuştur :

TOTAL PRIME-TIME SONUÇLARI

SHOW TV: 27.9

ATV: 18.2

KANAL D: 7.1

STAR: 5.9

STV: 3.1

KANAL 7: 2.9

FOX: 2.6

FLASH: 1.2

AB PRIME-TIME SONUÇLARI

SHOW TV: 41.9

ATV: 14

KANAL D: 6.7

STAR: 4.5

FOX: 1.8

KANAL 7: 1.1

STV: 1

“Ne var bunda. Kaldırır  tutmayan diziyi yenisini koyar. Rekabeti iyi hesaplar, proje seçiminde alternatif distractionlar arar” diyebiliriz. Lakin bu ciddi bir düşünce sürecidir, çünkü iki kanal güç kazandığı için işi iki misli zordur eminim, farkındadır.

Bunları yazarken bilinsin isterim. Kendisini tanırım, anlaşamadık çalışmadım. Bundan sonra da çalışacağımız yok hele bu yazıdan sonra. Yani diyeceğim böyle bir maksat veya hesapla bu yazıyı yazmıyorum.  Çıkış noktası doğru bir adamın harcanması hoşuma gitmiyor. İrfan g itsin Melis gelsin tarzı yazıların ötesinde analizler beklerken iş iyice İrfan Şahin’i doğramaya  gitti. Burada anlatmak istediğim gizli güç paylaşımını ortadan kaldıracak üretim organizasyon ve biçimlerini arayan bir adamdı. Bu bakımdan önemsiyorum.  Bu parantezi burada kapatalım ve devam edelim…

MEDYA HER ŞEY Mİ ?

Dizilerle insanların kafaya alındığı bir çağ… “Sen tüket, düşünme,  sana dayatılanı  izle toplumu’”gerçeği Chomsky’nin söylediği kadar  etkili mi acaba ayrı bir konu. Televizyonlar ne kadar  sapı samanı karıştırsa da izleyici kısmen, özellikle seçimlerde sandık başında karışmış sap ve samanı ayıklıyor sanki, nereye kadar bilemem.

NEDENDİR BU İŞPORTA HALİ ?

‘Kalan süre 180 dakika’ rezaleti. Yanı uzun dizilere de bu bağlamda bakmakta yarar var. Aynı sürede bir tek ve çok uzun yerine  3 değişik dizi yayınlandığı zaman piyasada istihdam artar. fiyatlar normale gelir. En önemlisi ‘haksız rekabet’ yani ‘unfair trade practice’ yerini ‘haklı rekabete’ yani ‘fair trade practice’ e bırakır. Şöyle ki, özgün, evrensel ve kendi meseleleriyle ülkenin yarar, çıkar ve planlarıyla örtüşen meseleler  izler seyirci.  Bilinçlenir , bilgilenir ve arasından seyredilebilirliği  iyi olanı seçer. Kötüler elenir. Bu elemeyi ölçmenin kriterleri, yayın saatlerinin yapılan işlere ve kanallara dağılımı RTÜK tarafından  ancak o zaman düzenlenebilir. Haklı rekabet olur.

Televizyonların şimdi ki durumu dayatma bir  işportadır

Bu işportanın düzenlemesini yapar gibi yapmak devlet kurumuna yakışmaz. RTÜK bu haliyle yayıncılar arasında sıkça  kullanılan tabiriyle maalesef  sadece ‘Televizyon Jandarması’ olmuştur.  RTÜK üyesi olmak da bu durumda hiç de zannedildiği gibi çok prestijli bir iş değildir gerçek  yayıncılar arasında. Elbette üyeler arasında değerli insanlar olabilir, lakin Türk Televizyonlarının içinde bulunduğu hali düzenleyici  olabilmek için gerekli değişimin felsefesini ortaya koyan ciddi atılımlar, niyet  göremiyoruz. Yerine ‘bu uzun dizilerle ilgili talimat verdik dünya da nasıl oluyor araştırıyoruz’ veya  ‘hassasiyet’ eksenli uyarılar işin ciddiyetine hiç yakışmıyor. Bu güne kadar binlerce personelinizle araştırmadınız mı  ?

Anadil hassasiyeti ayrı bir konu. Dahi, yerine daahi diyen, bir kelimenin vurguları arasındaki farkı ayıramayan sunucular mı istersiniz, ‘Yapcez’  ‘gelcez’ diye konuşan anlı şanlı siyasi yorumcular mı?..  Hani bir kereliğine görüşü alınmıyor, “kutsal kase” her hafta  program yapıyor. Yani bu ‘hassasiyet’ meselesini geçelim efendim.

RTÜK esas hassasiyeti  düzenleme yani asal görevini yerine getirmesinde  mani unsurları öğrenme, araştırma konusunda ne yapmıştır ?

RTÜK’de kaç ekonomist çalışıyor ve mevcut kaos’u besleyen işin mali yapısını izliyor mu? Bu konuda ne raporlar var  merak ediyorum.

RTÜK  MASAK’tan kaç bilirkişinin görüşüne baş vurdu ? RTÜK’de sürekli çalışan MASAK üyeleri  var mı? RTÜK  Organize Suçlar’dan yararlanıyor mu ?

Bu konuda yapılmış herhangi bir  çalışma var mı ?

Dizilerdeki ‘Rıza Baba’ tarzı polislerden ziyade ihtiyaç olan Emre Uslu tarzı mesleğinin gereği analitik düşünceyi ortaya koyabilen kişiler. Önder Aytaç  kopuk kopuk da olsa meseleye kafa yoruyor gibi geliyor; ancak onunda sonunda tıkandığı yerler var, keskin zekalar  arkada güç olmayınca kör bıçağa dönerler sanıyorum frene basıyor.

Kısaca asıl BALYOZ medya yapılanmalarını çözdüğünüz zaman iner.

Bu işlere ciddi kafa yormuş, cesaretle gitmiş  gazeteciler (Örneğin Şamil Tayyar )  bu alana hiç girmiyor.

Ya farkında değiller, ya  da bu alan gerçek kırmızı çizginin ta kendisi.

Ben de  burada kesiyorum… Canıma susamadım.

necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİ

Loading