forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

GAZETECİLER VE NEXUS…

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN   

Daha kaliteli bir demokrasiye doğru değişim çabaları sürecinde; geçmişiyle yüzleşme cesareti gösteren  bir Türkiye olsun istemeyenler var.  Ne varki; eş zamanda bütün dünya geçmişiyle hesaplaşıyor, arşivlerini açmaktan korkmuyorlar…

Yazarlar, şairler, düşünürler, sinemacılar, hukukçular, romancılar, savcılar, gazeteciler  iş başındalar. Arı gibi çalışıyorlar, arı . İzlediğiniz sinema yapıtlarına bir bakmanız kafi.  ‘Ejdarha Dövmeli Kız’ serisini  ‘Fair Game’ filmini ve daha yüzlercesini sayabiliriz.  Bu filimlerde ‘Govermental  Misconduct’ yani kötü yönetim,  görevi kötüye kullanma teması işleniyor. Bizim filimlerdeki temalar ise içler acısı. Bin yıllık resmi görüşü, herkesin bildiklerini yansıtır,  sonra bu filimleri dizileri  yapanlarda nedense kahraman olur!

Film ve diziler dünyasının bakışında izlediklerimizde  işkence Diyarbakır’la sınırlı, 27 Mayıs hamile kalan kızın aşk hikayesi, 6,7 Eylül torunu satan Rum  anneannenin mahallesinin  gazete tahrikiyle yağmalanması , 12 Eylül ise filimler de   ‘Our boy’s did it’ ile izah ediliyor.

Ne sığ, ne korkak senaryolar.

Dünyada, özellikle ABD’de  bu hesaplaşma sürecinde  topyekun çalışıyorlar ve bu çalışmalara arşivlerini açarak bir nevi itirafla vicdan temizleyerek  ‘büyük şirketler’ de katılıyorlar.

Evet dünyanın iyi insanları geçmişle hesaplaşıyor, hesaplaşmayı göze alan insanlar arasında etnik kökenin, inanç farklılığının önemi yok çünkü biliyorlar ki insanlığa karşı işlenmiş suçların oyun kurucularının  arkasında  değişik etnik köken ve inanç gruplarından oluşmuş bir konsorsiyum var. Bu  savaş iyilerle kötüler arasında bir savaş. Gezegenimizin  her ırk ve dinden iyi insanları birleşip insanlığın yaralarını sarıp, tedavi etmeye çalışıyorlar. Bunun için gazeteciler gözleri kara birer avcı gibi zayıflara karşı kurulmuş komploların peşindeler. Açığa çıkarmaya uğraşıyorlar.

ABD’de Edwin Black gibi bir araştırmacı gazeteci çıkıp birlikte çalıştığı  40 kişilik araştırmacı gazetecilerden müteşekkil ekibiyle  çatır çatır kitaplarını yayınlıyor. Bunlar çok satan kitaplar... Ödüller kazanıyor, konferans turları yapılıyor. Şaka değil bu işler. Büyük emek, fedakarlık , insan severlik istiyor, bu gazeteciler  bizi haberdar ediyorlar. Elli, altmış sene önce söylenmiş  koskoca bir nutkun satır arasında belki de ağızdan kaçmış  bir cümleden yola çıkıp neleri ortaya çıkartıyorlar. Hitlerin ‘bu biyolojik bir savaştır’ cümlesi  koskoca bir kitaba giden  araştırmanın işaret fişeği  oluyor  (NAZİ NEXUS).   İnsanları fişleme, dinleme meselesi elbette önemli, bunları yapanların sistem geliştirmemiş olması imkansız. Bu  sistemler profesyonellik ister. Yine  bu gazeteci  2001'de  ‘IBM and Holocaust ‘ kitabını yayınladı. En iyisi ben Edwin Black’in diğer kitaplarının da ismini vereyim. Hepsi ödüllü bestseller kitaplar... Meraklısı okusun.

IBM and the Holocaust (2001), British Petroleum and the Redline Agreement (2011), The Farhud (2010), Nazi Nexus (2009), The Plan (2008),  Internal Combustion (2006), Banking on Baghdad (2004), War Against the Weak (2003), The Transfer Agreement.

Bizde ise  Ergenekon, Balyoz davaları olaylarıyla ilgili  kitapları okuduktan sonra cevaplardan ziyade aklınıza sorular takılıyor. ‘Adı  Ergenekon mudur, vesayet midir, dar çevremidir, yoksa hepsi midir, ya da  Ergenekon  dar çevre vesayetinin uydurduğu bir  günah keçisi hayaleti  midir?’ gibi...

Nedense  mesele derinlere inemiyor, sadece askeri ayağı konuşuluyor bu bileşkenin. Sınır konmuş sanki.

Star Gazetesi yazarı İbrahim Kiras’ın yazdığı gibi  ‘Ergenekon konusunda takındığımız tavır ‘ancien regime’ yani asker ve yüksek yargının vesayetine taraftar olup olmadığımızın cevabını veriyor ‘ tarzı yaklaşım ise bu yapıyı hafife alır düşüncenin tipik örneği .   Nitekim pek çok aydın referandumda ‘yetmez ama evet’ derken bunu kastediyordu.  ‘Anscien  regime’  sadece asker ve yüksek yargıdan ibaretse, iş bitti o zaman, tebrikler sayın Kiras.

Kiras dönüşümü  askeri vesayetin ortadan kalkmasıyla  sınırlı tutarak başta kendi  gazetesinin baş yazarının kalbini kırıyor.

Star Gazetesi  Başyazarı  Mehmet  Altan’da bu durumdan şikayetçi...  Star Gazetesi  15 Şubat 2011 tarihli yazısında  bakın ne yazmış ;

….’Dün Balyoz ve Ergenekon Davası ile ilgili gelişmeleri izlerken, özellikle Ergenekon’un bu süreçte ortaya çıkarılmayan yanlarına aklım takıldı...

Ergenekon’un medyadaki uzantıları kimler?

Bunlar ortaya çıkarılacak mı?

Dünkü hamle acaba Ergenekon’un medya boyutuna yönelik muhtemel bir hamlenin ilk sinyali mi?

Sadece Ergenekon’un medya bacağı değil, bu örgütlenmenin “ekonomik” boyutu da henüz ele alınmadı...

Ergenekon’un parasal kaynakları nedir, bu örgütün finansmanı nasıl sağlanıyor, Ergenekon bahanesiyle elde edilen rantlar ne?

Galiba daha oraya da gelinmedi...

Ama belli ki bu süreç durmadı, ilerlemekte... "

Bu yazıyı okuyunca  insan hayret etmekten kendini alamıyor. Yahu Star  Gazetesinin gazeteciliği köşe yazarlarından, köşe yazılarından mı ibaret ?

Nerede araştırmacı gazetecileri, habercileri, muhabirleri?

Bu süreçte   Şamil Tayyar’ın gayretleri, çıkarttığı kitaplar ortada. Lakin adam diğer ayakların  hangi birine baksın. Cansiperane çalışıyor fakat gazetede  başka araştırmacı gazeteciler yok mu bu bağlantıların peşine gidecek... Medya, ekonomi, siyasi ayakları  araştıracak , belge  bilgi ve rabıtaları keşfedecek. Belli ki yok... Bakın  baş yazar bile şikayet ediyor. Acaip, çok acayip...

Bu  ülkede vesayetin askerle sınırlı olmadığını, bunun sivil, ekonomik bir zihniyet  tarafından beslendiğini biz sıradan vatandaşlar bile anlamışken Star gazetesinin  ayakta uyuması mümkün mü? Hayır değil.  Köşelerini okuduğum değerli yazarlardan bazıları muhalefete bile akıl verecek kadar akıllı insanlar. (Nasuhi Güngör’ün kulakları çınlasın) Ama  iş başyazarlarının bile  şikayet ettiği  ‘ nerede bu organizasyonun medya, ekonomik, siyasi bacağı?’ sorusuna gelince gazetenin her sayfasından tısss sesi duyuluyor . Acaip, çok acayip...

Gazetenin Yayın Patronu Mustafa Karaalioğlu’nun  Özlem Gürses’in yanında Ali Saydam yedeğine çıkacağına bu soruların cevabının peşinde olması, gazetecilik kariyeri, sempatizanı olduğu AK Parti’nin misyonu açısından daha hayırlı olmaz mı? Türkiye’nin bu zor günlerinde Özlem Gürses ile sırt sırta ‘Bu ikiliye dikkat’  pozlarındaki sıradanlık Karaalioğlu’na, ‘cesur’ kalemine hiç yakışmıyor. Acaip, çok acayip...

Usta gazetecilerin Hanefi Avcı’nın yazdığı  kitabın  sınırları içinde kalıp soru sormalarını da çok garipsedim. Sadece Avcı’nın yazdıkları üzerinden gittiler, kimsenin aklına yazmadıklarından gitmek gelmedi nedense. Örneğin Edirne’ye gitmeden önce İstanbul’da görevdeyken  yaptığı ve kitabında hiç söz etmediği operasyonlar  var mı? Bunlar nelerdi acaba merak edip araştıran  oldu mu ? Acaip , çok acayip…

Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu ise davalarla ilgili  işi  tuhaf bir kolaycılıkla "verin adresini bende üye olayım"a getirdi... Meseleye böyle yaklaşması sol kalbimi yaraladı. Çürüme, yolsuzluk, yoksulluk diyen CHP liderinden şikayet ettiği, mücadele açtığı bu konuların altında yatan nedenlerin derinine iktidardan daha fazla inmesini beklerdim… Maalesef böyle bir niyeti yok. Kendi dar çevresi bu güzelim adamı kısa sürede  ne hale getirdi. Tuhaf olan o çevreyi de kendisi kompoze etti. Yani düzenledi, oluşturdu zavallı Enver Aysever’de şimdi  ekran ekran dolaşıp mayın tarlalarında retorik saçmakta.

Bütün bu saçmalıklar neden olmakta, çünkü Türkiye geçmişi ile hesaplaşmayı her şeyi yeni baştan düşünmeyi göze alamıyor. Mehmet Altan bu yüzden ikide bir  dövünüyor, Kiras ise  sınırları koyuyor. Diabet hastası şeker ölçümü gibi, Ergenekon konusunda takındığımız tavırdan kaç puanlık demokratız. Onu ölçecek, bu sığlık bana edebiyatta şairlerin üstadı Ezra Pound’u hatırlatıyor. Büyük şairdi ama   Mussoli’nin, Hitlerin kıçında dolaşmaktan utanmayan bir faşistti.

Nasuhi Güngör ise CHP nasıl daha iyiye gider , akıllar, fikirler, tezler üzerine ne zaman roman çıkartacak diye beklemekteyim. O keskin zeka, analitik düşünce durdu, zınk sesi İstanbul’dan duyuluyor.

Herkesin her şeyi bildiği ama sustuğu sırlar ülkesi Türkiye’de iktidarın hiç de azımsanmayacak cesaretini daha da  yüreklendirecek gazeteciler, sanatçılar neredeler ?

Bu kadarı az, dahası  olmalı  diyebilecek  muhalefet nerede ?

Ergenekon ve Balyoz  ile ilgili sayfalar dolusu iddianameye batıp çıkıp bir şeyler anlatmaya çalışan Sedat Ergin ise   bana Woody Allen’in ünlü sözlerini hatırlatıyor, ‘Hızlı okuma kurslarına gittim. Harp ve Sulh’ü 10 dakikada okudum. Olay Rusya’da geçiyor.  . Woody  Allen’in okuduğu  ‘Harp ve Sulh’’u  nasıl  10 dakika okumakla anlaşıldığı kadarıyla Rusya’da geçiyorsa  Ergenekon’da  Türkiye’de geçiyor, Balyoz’da Türkiye’de geçiyor  . Ancak meselenin rabıtaları neler , daha oralara gelemedik.  Mehmet Altan , Şamil Tayyar kalkın gidelim diyor, kimileri   “bok  yemeyin oturun” diyor.  Mehmet Altan’ın feryadını  bu olmalı.

Peki sorun nedir Star Gazetesind… Özgür değiller mi, iktidara yakın olmakla sorgulanan bir gazetenin  gazetecileri iktidarın mücadele verdiği konularda susuyorlarsa bu tuhaf durum ancak  Shakeaspeare’in ünlü repliğiyle izah edilebilir ‘Danimarka’da kokuşmuş bir şeyler var’.

NEXUS der gazeteci, NEXUS yani Rabıta…

Ama  belli ki  Ergenekon, Balyoz’un en tehlikeli yanı  rabıtaları .   Geçmişte bu sözü ağzına alan aydınlar, gazetecilerden öldürülenler var. Dolayısıyla  geride kalanlar tırsmakta haklılar, asla  kızmıyorum,  ne yapsınlar?  Kimseyi yeteri kadar cesur olmamakla suçlamak ne haddime.

Ama birileri konuşur gibi yapıp, bağırıp, çağırıp, düzeyi düşürüp  bu düzenin karşısındaymış pozlarında bu düzenin  değirmenine su taşıyınca ve bu iş artık nerede ise bol kazançlı bir Ergenekon, Balyoz Endüstrisi haline gelince ve etraf palavra kahramanların birbirlerini ağırlamalarından geçilmez olunca,  insaf bu kadar da olmaz dedim… Bu yazıyı yazdım, vicdanım için kayda geçsin.

 necefugurlu@gmail.com

.

DKM ARŞİVİ

Loading