forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MEDYA GLADYOSU

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN 

Önce İçişleri Eski Bakan’ı Sayın Beşir Atalay’ın şu sözlerini kayda geçirelim: "Bizim dönemimizin en önemli özelliği çetelerle, mafyayla, suç örgütleriyle mücadeledir. İster sporda ister başka alanlarda olsun. Bu tür şeyler ortaya çıksın, iyi araştırılsın, iyi yargılansın. Türkiye'de spor olsun başka konularda olsun temiz, şeffaf, açık bir toplum olma yolunda hızla ilerliyor. Varsa bir şey ortaya çıksın."

Bu son derece kararlı ifadeden cesaret alarak şu soruyu soruyorum... Sayın Bakan, ‘varsa bir şey ortaya çıksın’  diyor, medyada olup bitenler zaten ortada değil mi?

Medyamızın ve medyamızın varettiği yan sektörlerinin  senaryolarını, iflas etmiş kurgularını ibretle  hep beraber izlemekteyiz.

Medya Gladyosu artık bitap düştüğünden aynı  kalıptan çıkarttığı   modellerle  piyasayı ayakta tutmaya çalışıyor. Tek elden, tek   numuneden kalıp çıkartıyorlar.  Figür fukarası halk oyunlarına döndüler, oldukları yerde  felaket çığlıkları atarak zıplıyorlar .

Yayınlarında, haberler ve dizlerde  odaklandıkları konularla   kamu yayıncılığının birinci  görevi ‘moralite’yi vermekten uzak  felaket tellallığı ve facia yarışına girmiş haldeler.

Baldızına musallat enişteye, kocası tarafından tecavüze uğrayan kadına,  oğluna silah çeken anneye  rekabet edebilmek  için düzgün giden işte bile bir baba kardeşini öldürdüğünü itiraf eden öbür kızına silah çekmek durumunda kaldı.  Gerilim noktası seneye kimin ölüp kimin kalacağı.

Korkarım  seneye bu felaketler  yetmeyecek ve yepyeni  facialarla karşılaşacağız...

Kardeşini iğfal eden ağabey,  gerçek babasının amcası olduğunu öğrenecek kız, kardeşi ile yasak aşkı yengesi tarafından yakalanan  görümce’nin  karşısında ‘Hala bunu anneme  nasıl yaptın, bende ağabeyimle nişanlanabilir miyim?’ diye soran kız çocukları seyredeceğiz... Ratingler gitgide düşüyor daha da sapığını bulmak zorunda  kalacaklar. Elbette drama kriz yazma sanatıdır, lakin bizim dizilerde  sadece kriz var sanat yok.

Bu gidişle  Tarihi dizilerde de, ya fetret  ya duraklama dönemi haremine dönmemiz de kaçınılmazdır.  Ensest ve Emperyal duyguları sömürmek  üzere ekipler çekim emri bekliyor!  Halkın yumuşak karnı bulunmuştur ve göbek kaşınmaktadır.

Medyanın ana malzemeleri  sapkın, çarpık ilişkiler, aile içinde yaşanıyorsa bunlar Türk usulü  aile dizisi oluyor!  Bir filmde bunları işlemek elbette mümkün, dizilerde yapı  episodik ise yani serim, düğüm çözüm ve kötülerin  kaybettiği finalleri olan  hikayelerde de  kamu yararından söz edilebilir; ama bu konular sakız gibi uzar,  dramatik  yapının periferisi olursa durum evcilleşir, normalleşir  sonuç değersizlikleri yani  anormali  normalleştirmedir.

Değerli  yetişmiş  oyuncular  karşılarına konulan  kast  ajanslarından, yarışmalardan  devşirilmiş  oyunculuktan nasibi olmayan uyduruk  ağlak  starlarla aşık atacağız diye perişan  haldeler.

Uyduruk starlar ise misafir umduğunu değil bulduğunu yer hesabı dizide önlerine konan erkek oyuncu   kim varsa sırayla onlarla aşk yaşamaktan yoruldular. Bu da malum işin bir parçası. Hasar diziyi seyretmekle sınırlı değil, arkası, önü skandalı , aşkı, evliliği, ayrılığı olmak zorunda.

Diziler hayvana döndü. Etinden, sütünden, derisinden, gerisinden yararlanılması gerekiyor. Buna biz izleyiciler dayanamıyoruz. "İçindekiler nasıl dayanıyor" diye soracağım  ama görüyoruz ki  dayanamıyorlar ‘bir müddet ara verenler ’ mi istersiniz sokağa dökülenler mi…

Bu bozuk düzenin uyduruk  starları bile artık baş kaldırıyorlar. Bu yüzden  yetenek  diyemeyeceğim   yeni kurbanları arayıp bulmak için av mevsimi açıldı, yarışmadan geçilmiyor.

Geçtiğimiz yıllarda reyting nasıl ve kim tarafından ölçüldüğü  noktasına takıldık. Kim ölçerse ölçsün sonuç aynı çıkacak. Düzenek  bu kadar güçlü olduktan sonra  dayatma devam edecek. Bir programı, diziyi izletmek, reyting ölçümlerinde sıralamak büyük bir sır değildir. Dünyada diziler izlenmez, izlettirilir... Mesele neyi neden izleteceğinizdir.

Burada ilginç olan arkasında izleyici kesimi olmayan  diziler nasıl devam  ettiriyorlar  meselesidir. Televizyonları ayakta tutacak reklam gücü tutmamış dizilere reklam vermeye nasıl devam ediyor? Bunu kayda geçiriyoruz. "Dizi kalktı rahat ettik" diyoruz hop yeniden konuyor. Düşük ratinglerle 1, 2. Sırada olmak gurur  konusu olabiliyor. Bir türlü yerden kalkmayan dizi 2 yıldır devam edebiliyor. Bir iki dizi hariç  tuttu farz edilen dizilerin share’i 6, 7, 8, 9... Çok ilginç.

Bu nasıl bir ayak diretmedir. Siyasi yanı var mıdır bilemem. Çok da önemsemem. Etkisi olmayan işlerin siyasi yanı olsa ne olur olmasa ne olur ama ben olan bitenin medyadan büyük paralar döndürenlerin bir mutabakatı olduğunu görüyorum. 

Arkalarındaki gücün medya patronları olmadığını da görüyoruz... Patronlar uzun zamandır işin muhatabı değil,  çoğunun sürekli değiştiği yandım Allah kaçtığı, battığı, aparatçiklerin at oynattığı bir sektör bu.

Dünyadaki, ülkedeki  değişimi anlamamakta ve anlatmamakta  ısrarlılar. Bunu yapabilecek kapasitedeki  insanları  iftiralarla linç edip yerine  koydukları  kamu yayıncılığıyla alakası olmayan  dar çevreyle  halkla  kurabildikleri  bağlar  sadece ensest, felaketler, emperyal  duygular. Onların çoğuda çalma çırpma.

Demokrasiyi yaşatacak damardan medya oluk oluk kan akıtıyor.

Bunun ne iktidara, ne muhalefete yararı olabilir.  Esasen zarar görmeyen yok. Bunların  ayakta kalabilmek için  yapmadıkları yok. İtibarlı görünmek  için jüri olmaya pek meraklılar  ama kimse yutmuyor, ya da  sevilen birinin paçasına yapışıyorlar. Bu sefer sevilen de sevimsizleşiyor ama dur durak tanımıyorlar.

Artık felaket senaryolarıyla ayakta duran televizyonlar inandırıcılığını öylesine kaybetti ki  izleyiciyi ikna etmek için  gerçek kurgulamaya başladılar. Aynı anda bir taşla iki, hatta üç kuş vuruluyor.  Batmış ofisine  ‘Satılık’ levhası asıp röportaj veren  adam, terk edilen hasta kadın, fettan kız, araya aşk sokuşturma, aile değerleri zaten tencere dibin kara vaziyetinde.

Ertesi gün Manşet nedir?

Dünya Kumarhaneler Krallığının şişman kel prensinin düğününü konuşuyormuş, Türkiye’de  bu düğünü. Doğu, İç, Kuzey, Güneydoğu, Doğu Anadolu’yu bilmiyorum ama Marmara Bölgesinde gittiğim yerlerde kimsenin bu düğünü konuştuğu yok!  Kimsenin umuru olmayan kurguları umuruymuş gibi gösteren medyayı kayda geçiriyoruz.

Haltacıya sormuşlar ‘Halta yapar mısın üç beş kuruş kapar mısın’ diye Haltacı cevap vermiş ‘Halta da yaparım üç beş kuruş da kaparım’. Haltacı medyayla mı demokrasinin kalitesi yükselecek, yeni Türkiye inşa edilecek, yapılan çok önemli işler anlatılacak?

Medya içinde olup sorunu çözmek isteyenler zaman içinde bir bir bu kurgunun tarafı olup parasını alıp susarken  ne çözülebilir  ki.

Tek vesayet,  Askeri Vesayet  değilmiş bunu görüyoruz  artık... Dizi, haber, program, medya vesayeti dehşet boyutta ve her şey ortada.  Futbol ekonomisini katlayan paralar var bu işte.

Kontrolden çoktan çıkmış bir kaos’la karşı karşıyayız.

Sayın Beşir Atalay’ın sözlerini ciddiye alıyor ve "Her şey ortada, çıkmasını bekleyecek bir durum yok Allah Yar ve Yardımcınız Olsun" diyoruz ve asıl bunu kayda geçiriyoruz.

Belki bu karmaşık yapıyı, ilişkileri iyi bilen namuslu  birisi Bakan Yardımcıları gibi  ama  sırf Başbakan’a  medyayla  ilgili bilgi vermek üzere  görevlendirilir,  bizde  bu vesayetten kurtuluruz... Çünkü  Libya’ya para kaptırmayan bankaya el koyan, İsrail’i hizaya getiren, Adli Tıp Kurumunu ele alan cesur bir aklın lideri  isterse bunu niye yapmasın.

Yoksa  Medya Gladyo’sunun  başını arayıp, ‘Baron’ muydu ‘Ejder’ miydi yoksa ‘Süper Mario’ muydu diye konuşanlar para kazanırken bizler eriyip gideceğiz.

Umutla bekliyorum, kayda geçsin.

Necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİ