forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BÜYÜK DEVLET OLMANIN BİR SIRRI DA BÜYÜK DÜŞÜNEN, GELECEĞİ GÖREBİLEN DİZİLERDE...

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

SKY Turk’de  Gürkan HAcır’ın hazırlayıp sunduğu ‘Şimdiki Zaman’ programının  4 Eylül  akşamı yayınlanan bölümünde  konuklar  eşim ve bendim.  

Program iki hafta önce çekildi banttan yayınlandı.

Bu yazının konusu bu programla ilgili vicdan azabım. Gürkan Hacır’ın sorularından biri  ülkemizde neden bilim kurgu film, dizi yapılmadığıydı. Meraklısı bilir Gürkan Hacır sormaktan hiç çekinmez ! Sıkıysa ver cevabı !

Hacır’ın  sorusuna oldukça şişirme, kaçamak bir cevap verdim. Mamafi mazeretim çok;  

1. Zaman dardı, 

2. Bu sorunun cevabı ciddi biçimde tehlikeli bir  alana girer 

3. Bilmesi gerekenler zaten sorunun yanıtını biliyor benim sazan gibi atlamamın ne anlamı var,

4. Elan medyanın dizi dünyasını yönetenler bu sorunun cevabını versinler, ben  boşuna niye  çene yorayım,  

5. Sadece aptallar her soruya yanıt verir.

Lakin mazeretler vicdan azabını hafifletmiyor  sevgili Gürkan HAcır’ın  affına sığınarak program esnasında kaçtığım, kıvırttığım  sorunun Hakka sığınarak yanıtını burada veriyorum. Zira her zaman olduğu gibi vicdan azabı çeken akıllı olmak yerine  bu soruya yanıt veren aptal olmayı yeğliyorum.

Bilim kurgu dediğimiz zaman özellikle Amerikan  televizyonlarında elli yıllık bir geçmişten söz ediyoruz. Hemen bazı dizileri isimlerinden hatırlayalım ; ‘Ghost in The Shell’  ‘Blake 7’, ‘V’, ‘Stargate’, ‘Futurama’, ‘Battlestar Galactica’, ‘Babylon 5’ ‘Twilight Zone’ ilk  aklıma gelenler.

Bu dizilerde kahramanların arasında  cyber polis, astronot,  bilim adamından tutun pizzacı olan bile var. Uzaylılarında  temsilci yolladığı ‘Federasyon’ toplantıları mı istersiniz , iyi niyet, barış için dünyaya inen ama yapmadıkları kötülük kalmayan , insan kılığına girebilen yaratıklar mı , uzay Western’i, mitoloji bile var işin içinde.

‘Twilight Zone’ u ise  science fiction existentializm karması olarak sınıflandıran eleştirmenler  var. Ve Tabii ‘X Files’ var ki,  bu dizide   iki FBI ajanı gerçeğin peşine olağandışı olaylar ve yaratıklar  periferisinde düşerler.  Onlar dünya dışından gelen yaratıklar, mutasyona uğramışlarla  mücadele ederler.  ‘Star Track Next Generation’ ı ise unutmak haksızlık olur,  daha sayacak yüzlerce science fiction  dizi, program var son elli yılın içinde .

Konular ise aslında  bilim kurgu üslubunda olmakla beraber  günceli işler. Öyle ki yayınlandıkları  ülkelerin   sosyolojik, zihinsel durumlarını, nelere hazırlandıklarını   o ülkelerin televizyonlarında yayınlanan dizilerin konularından takip etmek mümkündür.

Hatta biraz daha ileri gidelim, siyasi, askeri alandaki doktrinel değişiklikleri de dizilerden takip edebilir,   görebilirsiniz. Bu diziler  ‘kamu yayıncılığı’ başyapıtlarıdır, kendi  halkını başta düşünmeye  ve dahası  bir şeylere hazırlar hep. Dünya pazarında ise ciddi bir ‘gözdağı’ verirler. Bu nedenle yabancı medya oyun  kurucuların yaptıklarınıza bakıp ‘Siz ne yapıyorsunuz ‘ sorusunun içinde ki anlamı  iltifat olarak algılamak   yerine  ihtiyatla yaklaşmak gerekir. ( ‘ MGM’in chairman’ine yaptığımız işlerden örnekler gönderdiğimde, beni Amerika’dan arayıp “Siz neler yapıyorsunuz!” ‘  dedi (Pelin Diştaş Kanal D Yayın Yönetmeni  – Hüriyet Röportaj) 

Alternatif  tarih , apokaliptik konular ( lll. Dünya savaşı gibi)  , nükleer soykırımlar, laboratuarda üretilen epidemik hastalıklar, astronomi alanında  sayabileceğimiz gezegenler arası iletişim, savaşlar, uzaylıların istilaları, ekolojik felaketler, sibernetik  başkaldırılar  makinaların insanlara isyanı , insan soyunun yok olma tehlikesi, canavarlar ve biyolojik olarak dönüşüm geçiren insanlar, uzayda  konuşlanmış  medeniyet, güneşin patlaması,  dini apokalipsler,  sosyal ve ekonomik çöküş, teşhis konulamayan felaketler, bizim televizyonların, sinemamızın  ilgi alanı hiç olmamıştır , science fiction diye yutturmaca parodik bir iki  deneme  yapılmıştır iç piyasada ve dış piyasada  alay konusudur , bu durumdan şahsen acı çekiyorum .

Burada sorun   yapım maliyeti olamaz, bu gibi diziler post production yoğunluklu olduğundan ,  yeni teknik imkanlar maliyet açısından  öyle kolaylıklar getiriyor ki  gerisi  gene   ‘iki oda bir salon’ diyebileceğimiz mekanlarda geçiyor.  Bence eksik olan  ülkemizde  önce fikri kararlılık , sonra bu fikrin yazım ,yönetim ,  yapımı   aşamasında senkronize gidecek ekiplerin bir araya getirilmemesidir. Böyle insan yokluğu mu var  , asla  , sadece bu tür işler büyük düşünen insanlarla gerçekleşir. Dekora, platoya  para yatıran bununla övünen ama fikre, besteye  yatırımdan  kaçınan  hatta luzumsuz bulan  küçük çıkarların  kaypak zeminlerde ki  mutabakatlarıyla değil.

Sadece  ‘science fiction’ tarzı   değil tüm dizilerin  oluşumunda  ciddi  fikir ve elbette amaç vardır, büyük düşünen  ABD gibi ülkelerde  görüyoruz  ki     dizilerin  devletin değişim, dönüşümüne  uygun, destekleyici besleyici  olmaları,  ve ne anlatılmak isteniyorsa  kamuya  anlatabilmeleri  esas nokta. Aslında  esas birinci sorun demek ki bizde ki dizilerin kime ne anlatmak istediğidir, böyle bir dert bence yoktur.

Bir ülkenin nelere hazırlandığını o ülkede yayınlanan dizilerden  göremiyorsanız ,   ya o ülkenin medyasıyla siyasi iktidarı  arasında ciddi bir sorun, çatışma vardır ya da devletin  ‘ Hiç bir şey söylemeyen dizilerle halkı uyutsunlar, oyalasınlar  ben bildiğimi okuyayım  sonra izah ederiz ‘  gibi tehlikeli bir kararı  var demektir. Son  şık ‘ hiç biri değil’ ise durum cidden vahimdir, bir başıbozukluğa işaret eder düşünmek bile istemem, milleti aptal etmekle  kalmaz  devleti zayıflatır Allah Korusun ! Ama bir ihtimali daha düşünüyorum ,   dünyaya  mesaj şu ise ; ‘Bizim ne halt edeceğimiz belli değildir, dizilerimize bakın siz  bizi aptal zannederken  biz  çakarız ‘ bu ihtimalin edebi bir değeri,  kurnazlığı var ama  acaba  kim kime çakacak riski de var , Büyük Güç A. B.D  aptal dostum olacağına akıllı düşmanım olsun ben artık kolay kolay  savaşmayacağım en fazla birbirleriyle savaşırlar döneminde .

Yeni yayın döneminde yer alacak dizilerin çoğunun ‘ aman suya sabuna dokunmayalım ‘ garantili  katagoride olduğunu görüyoruz. İzleyiciyi  bir şeylere hazırlama derdi olmayan  , kadın üzerinden mesajları olan ama düşünce  alanı kısıtlı   bol  tecavüz, istenmeyen hamilelik, fakir kız zengin çocuk  tarzında diziler. Dünya başlarına yıkılsa fikir özgürlüğü  bağlamında mahalle dedikodusundan ötesi yasak, uykuda ki  zihinler için hazırlanmış işler. Bırakın bilim kurgu  daha ‘Fraternity ‘, ‘Sorority’ yani kardeşlik, kızkardeşlik dayanışması işleyebilen bir baba yiğit dizimiz bile yok. Hal böyle olunca  eski ‘Hababam Sınıfı’ filimleri önemlidir , hep izlenir  , özlenir , ve ne yazık ki  zaman içinde yeni versiyonlarında bu nokta gitgide zayıflatılmış hatta zırvalarla yok edilmiştir. Kardeşlik, birlik, beraberlik dizilerde nerede ?  Yoksa  anlatmak istenen bu değil mi ?

Şu an tezgahlanan tartışma ise   İffet’in kafası  o meşhur tecavüze uğradığı  araba camı sahnesinde  nasıl sıkışacak , malum o zaman cam elle kapanıyordu şimdi otomatik , yani 2011 yapımı tecavüz şimdiki tekniğe göre çekimlerde  başı sıkıştırıp İffet’i öldürebilir mi, sorunumuz  merak uyandırılan nokta bu ! Hani insanın şu araba camı  giyotin gibi inse de  İffet’in kafası  kesilip ilk bölümde arabanın koltuğuna düşse  bizde bu karıdan kurtulsak diyesi geliyor. ‘İffet’ bir kadın değil  adeta nesilden nesile geçen bir enfeksiyon halini aldı .

Büyük devlet olmanın  bir sırrı da büyük düşünen geleceği  önerebilen    dizilerde.  Örneğin ‘24’ dizisinde devletin gözü kara kontrterör biriminin   kahramanları vardı. Jack Bauer ve arkadaşları kasıp kavurdu, vurdu kırdı, silah , ceset  işkence ne ararsanız uyguladılar , ve onlara uygulandı .  Neticede dizi şunu anlattı ‘ Ben devletim için ne gerekiyorsa onu yaparım, terörün  panzehiri benim.’  Burada  bizim Polat ile Jack Bauer’ın eş zamanlı olmasına dikkat çekerim,  ne var ki Jack çekip gitti ama bizim Polat direniyor , ve artık bu zihniyetle zor zamanlar geçiriyor ,  bence yanına ‘deli bilim adamı’ alıp  sınır bilime girse iyi olur !

Peki  ‘24’ neden bitti, devam edebilirdi,  hemen sonrası yerini ‘FRİNGE’ dizisinin  aldığını görüyoruz. Bu sefer  FBI’ın  ‘sınır Bilim’ departmanı devreye girdi. Maceraları her bölüm daha tuhaflaşan ‘transdimensional’  hale geldi.

Beyninin bir kısmı karartılmış deli bir bilim adamı , özel yetiştirilmiş bir kadın ajan,  kendini adamış bir araştırmacı , yeni ailemiz, dayanışma üçlüsü  bu karakterler, bu da bir üçgen ama bizim üçgenlerden farklı . Aşk, sevgi, bağlılık , baba şefkati hepsi onlarda  ve  birlikte   bilimsel kumpas, suikast,  kötü amaçlı gizli anlaşmaları  anlamaya keşfetmeye çalışırlarken  kendi hayatlarının da bu anlaşmaların içinde bir parça olduğunu keşfettiler.

Kılık değiştirenler,  çalınan rüyalar, yok olan binalar,  ve en önemlisi  bizimkine  paralel bir dünyada olup bitenlerde  bizim dünyamızda var olan kişilerinin alternatif evrende de var olmaları , ‘Alternatif New York’  da  11 Eylül olmamış, Özgürlük Heykeli’de ‘Savunma Bakanlığı’ na ev sahipliği ediyor. Dizi neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünmek, ihtimalleri sıralamak gibi sorgulamalara götürüyor izleyiciyi. Üslup  ‘Science Fiction’ olabilir ama asıl  amaç bence yeni doktrin değişikliklerini anlatmak. 3. Sezon finalinde tek yol iki evrenin barış yapması olduğunu söylediler, biri yok olursa şayet öbürünün de yok olması mukadder, yani ‘24’ de ki vurdu, kırdı, savaş yerini ciddi bir doktrinel değişikliğe bıraktı. Bu dizide ‘Sınır Bilim’ kavramları ise  görünmezlik, zihinsel kontrol, ışınlanma, genetik mutasyon, yeniden dirilme, ölüyle zihinsel olarak konuşma vb şeylerdi.

Elbette  Bilim Kurgu dizilerde  yerleşmiş disiplinde kabul edilen veya Ortodoks teorilerden ciddi biçimde ayrılan bilimsel araştırmaları kullanmak bunların üzerine gerçekçi hikayeler  inşa etmek cesaret işidir, kabullenilmesi de kolay olmayabilir, tıpkı doktrinel değişiklerin halk tarafından  kabulünün zor  olabileceği  gibi . Değişimler, tıpkı sınır kavramlar  gibi spekülatif  olabilirler  veya genel tarafından onaylanmayabilirler  ama anlatmaya niyetli iseniz tıpkı FRINGE dizisini yapanların yaptığı gibi arkasında durursunuz. Bu dizi ilk sezon izleyici açısından sallandı durdu ama şimdi market   ilk  iki sezonu  iyice anlayabilmek için DVD’sini alanlar  ve üçüncü sezonu heyecanla bekleyenlerle dolu.

Bizim durumumuzda ise görünen açık net şudur, manken ajansından bulunan starımızın pazılarını  şişirmekle  uğraşıyorlar.  Cast Ajanslarının kadroları belirliyor .

Saptırılmış, saçma, ama  kulağa bilimsel gelen cümlelerle insanları doğru veya yanlış koşullandırabilirsiniz, bu bir sır değil  buna en büyük olanağı kitle iletişim yoluyla  televizyonlar özellikle diziler, dramalar yoluyla  veriyor.   Çağımızın en büyük özelliği bu güç.  ‘Science Fiction’ bunun önemli bir kısmıdır.

Biz bunu kullanabiliyor muyuz  , hayır.

Seçim bu gücü iyiye kullanma yönünde değildir.

Ve adeta televizyon dünyası kimsenin söz geçiremediği  bir güce teslimdir.

Yayınları düzenlemeyle görevli  en üst düzey devlet görevlisi RTÜK Başkanı  Prof. Davut Dursun  bile Star Gazetesinden Nevin Bilgin ile yaptığı söyleşide  bakın ne diyor ,

Televizyon izlemekten hoşlanmadığını da kaydeden Dursun “Tesadüfen izlersem 15-20 dakika bakabiliyorum. Televizyon insanı pasifleştiriyor. Çocuklarımız artık soyut düşünemiyor. Biraz uzakta durmakta yarar var ama hiç bakmayın demiyorum” diye konuştu . ‘ 

Sayın Profesör Davut Dursun çareyi izlememekte bulmuş ! Aslında bu cümle RTÜK’ün fesih cümlesidir. Kayda geçiriyoruz.

Bizim medyamızın en büyük oyun kurucularından biri, dostum olduğunu varsayardım , bana  geçenlerde  seni küstürdük dedi.  Daha önce de ‘elma’ yazabilen ‘alma’ yazamaz mı diye mevcut  durumu izah etmeye çalışmıştı, bende ona aptal aptal  ‘elma’ yazmak varken niye ‘alma’ yazayım demiştim.

Şimdi ise   benim küstüğümü düşünüyor, üstelik vicdan azabı çekiyor. Gözümün bebeği, sana hiç küsmedim, beni küstürmedin sadece beni diri diri gömdün. Bu satırlar, kurduğum cümleler, sesim artık beni gömdüğün toprağın  altından geliyor .

Ne var ki  senin başına toprak altında gelmesi gerekenler toprak üstünde geldi. Öyle bir düzen kurdun  ki yaşayan vücutlardan kurtlar, solucanlar sarkıyor, koku dayanılmaz , hesabı verilir gibi değil.

Senin kendi yaptıklarından  şikayetlerini sabırla dinleyip , sana onun için  gel senin yerin  benim yanım dedim. Acıların ancak beni gömdüğün toprağın altında diner. Bırak labaratuarında  ürettiğin yaratıklar dolaşsınlar meduza keyfiyle ortalarda , artık  seni dinleyecekleri de yok .

İşte böyle Gürkan Hacır, biz ‘Science Fiction’ olmuşuz zaten, kurgunun üstüne bir kurgu daha olur mu?

Kayda Geçsin Efendim...

Sevgiyle

necefugurlu@gmail.com 

DKM ARŞİVİ