forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KORKULARIM

Aktif .

ETİKETLER:Necef Uğurlu

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN  

Son günlerde idam cezasıyla ilgili yorumları duydukça içimi eskiye dönüş korkuları sarmaya başladı. 

Bu insanlık ayıbını aşmıştık ne oldu da 'sallandır ikisini bak bakalım yapıyorlar mı '  ilkelliğine geri dönüşe heves başladı. 

Korkuyorum.

Naçizane kanaatim  bu mesele ;  kimliğini kara çarşaf, peçe arkasına gizlemeyi inancı gereği olduğuna inanmış  veya inandırılmış kadınların hazin durumuyla kıyaslanamayacak kadar dehşet verici.  Birinde hüzün var   diğerinde  korku.

Bu bağlamda kara çarşaf içimi acıtır , beni  kadının kimliğini saklaması , kendinden  vaz geçişi hüzünlendirirken ve bu bitmeyen kurt masalının içinde  en safiyene duygularımla inancı  arayıp bulmaya çalışırken  ızdırap çekmekteyim.

Bir akademisyen olan Hidayet Tuksal Hanım'ın fikirleri ve sözlerinden ötürü ,  ki

bu sözleri beğenin beğenmeyin  insan hakları , hukuk devleti, demokrasi  üzerine düşünceleri ve tespitleridir ,  'Hanım hanım başörtünden utan' tarzı maruz kaldığı hakaret  bana meselenin kadınların başörtüsü üzerinden çevrilen siyasi müptezellikten ibaret olduğunu gösterdi.

Korktum, Hasan Celal Güzel'den çok korktum çarşafıda yoktu, kadına durduğu yerden kımıldamamasını ihtar eden bu tavrı beni çok korkuttu .

Çoktan başörtüsünde inanç aramaktan vaz geçtim  ama siyasilerin insafından da ümit kestim.

Henüz örtünmüşlerden dayak yemedim, ama hakaret gördüm, kakıldım  bal gibi rövanşist hallerine tanık oldum ama neticede sadece üzüldüm .

 Ve bir kere daha gördüm ki Hidayet hanımla paylaşacağım , birlikte korkmamız gereken  çok şey var hödüklük  sadece bunlardan biri .

Bu bitmeyen kurt masalı  sürecinde   gördüklerim karşında  sadece  örtünmenin  bir  kadını dindar  kılmaya yeterli olmadığını   ahlakını iyileştirmediğini , arsızlıklarını yok etmediğini anladım .

Tıpkı dekolte giyinmenin, içmenin , marjinal davranışların laikliğin güvencesi olmadığını yıllar önce anladığım gibi.

Kadınları bölerek yok etmenin kime ne faydası oldu ortada,  bu bölünmüşlüğün içinde ,işin gülünesi boyutu  ise  ithal  kadın kontenjanında medya dünyamızı şereflendiren İvana Sert'in kadınlarımızın  nereye kadar 'açacağını' bilmedikleri uyarısı oldu.

Ne var ki kaderin cilvesi  İvana'da nereye kadar kapatacağını bilmediği için bu ülkenin medyasında dolanıp duruyor ve kadınınlara  tavsiyelerde bulunacağı bir konuma getirilmiş bulunuyor.

Bu da korku verici bir durumdur.

Mamafi zırva tevil götürmezmiş , ama ben artık ipin ucu kaçmış ekran zırvalarından da korkuyorum.

Ama  Milletvekilimiz Sırrı Süreyya'nın işkencecisiyle helallaşma isteği sürpriz bir korku oldu benim için , dehşet verici buldum .

Hukuk devleti işkencecisiyle helallaşsın diye komisyon kurup işkence gören milletvekiline  görev vermemeli.

İşkence bir insanlık suçudur affedilemez, işkence görenin affı , helallaşması hukuk devletinde olacak iş değildir.

Esasen Sayın Sırrı Süreyya'nın bu çelişkilerin farkında olduğunu düşünüyorum  ama uygulaması  ,  helalleşme isteği  korku verici. 

 Konumu    işkencecisiyle helallaşmak isteyen bir adamın hikayesinin  anlatıldığı    filmin  senaristliği  değil ,  kendi ifadesiyle milyon dolarlar kazanabileceği filimleri  reddedip meclise kurucu ruhla geldiyse görevinin  gereğini işkencecisiyle helallaşarak yapamayacağını elbette biliyordur.

İşkenceciyle helallaşmak işkence gören açısından yaşadığı travmalardan ötürü  bireysel bir mesele gibi görülebilir  , benzeri sendromları çok gördük ama bir milletvekili bu vebali  taşıyamaz , gereğini yapmak zorundadır.

Daha önce 'pek aydın'larımızdan birinin yazmış olduğu bir kitapta işkencecinin  bebekliğinde sıkı kundağa sarıldığı için işkenceci olduğu hususunda düşüncelerini  okumuştum . Nerede ise işkenceciyi kucağına alıp vah yavrum diye avutacaktı satırlarında. Neyse  bir kitap sonuçta yazılan lakin bu parlak fikirlere sağda solda  kıymet verilip danışılırsa onuda kayda geçiririz….

Derdimiz hukuk devletinde işkencecinin ruh halini çözmek değil.

İşkencecinin çocukluk koşulları, kundağının fazla sıkı olup olmadığı, veya annesi tarafından dövülüp, dövülmediği kıçına kızgın maşa sürülüp sürülmediği hiç değil, işkenceyi sistematik hale getiren sistemin taa ucuna kadar gidip kökünden kazımak.

Çünkü işkence bireysel bir olay değildir , bunu bu şekilde algılayan , ekranlarda işkencecisiyle helallaşamadığına üzülen bir milletvekili ancak Türk usulü demokraside olur diyeceğim arkadaş Kürt Partisinde !

İşkencecinin kötülüğünü kisel bir şey olarak sunarak  istemeyerekte olsa Sırrı Süreyya Önder maalesef o kötülüğü gizleyen sistemi araştırmak sorgulamak yerine helallaşmalara girdi üstelik refüze oldu. İyide oldu, ya işkenceci helallaşalım deseydi ne olacaktı ? Öpüşüp barışacaklar mıydı ?

Abi sen özür dile ben affetmeye hazırım helallaşalım tarzı bir yaklaşım işkenceyi sanki iki delikanlı arasındaki bir erkek erkeğe mesele haline getirir ortak dil çok maşist olur, bir solcuya yakışmaz yahu.

Hoşuna gitmeyen laflar söyleyince başörtülü kadına 'hanım hanım başörtünden utan' diyen muhafazakar sağcı , işkencecisiyle helallaşmak isteyen solcu, Türk kadınlarına nerelerini açmaları gerektiğini anlatmaya hazır  eski Belgrat Güzeli, çarşaflılardan korkan sanatçı, ve daha neler  neler  kayda geçiyor bir bir…

Kaostan düzen çıkar derler ya…ama amaçsız bir enerji akışı nasıl olur da ülkeye  hayat verir  esas büyük korkum budur.

sevgiyle...

necefugurlu@gmail.com

 

DKM ARŞİVİ