forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Barış Sürecine katkı sunarken çıkan arızalar

Aktif .

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

Barış Türkiye’nin kaçınılmaz. Barış aklın, vicdanın, merhametin sesi, gereği.

Yaşadığımız korkunç 30 yıl, yitirdiğimiz insanlar, işkence , hukuksuzluk , yalan dolan , her türlü ayrımcılık , ve magazinleşmiş ayan beyan ortada sosyal rezaletleri  biliyoruz , (bunun için magazincilere saygı duyarım zamanın antolojisine belge bıraktılar ) bunları okuduk , izledik ve izlemeye devam ediyoruz.

Aynı ülkenin insanlarını birbirlerine düşürerek güç, para sahibi olanların pervasızca işledikleri insanlık suçlarının ve Alatlı’nın deyişiyle  pespayeliklerini  onaylanacak tek bir mazeretleri  yok,  halkın, seçmenin nezdinde.

Bu korkunç oyun oynanırken oyun kurucuların kadrolarında yer alanları sahneden çekmeden barış süreci başarılı olur mu ,  bu  pek çok barış yanlısının  ortak , ciddi , haklı bir  endişesidir   kimse kızmasın,  kızanları öfkelenenleri  kayda geçirelim.

Sorun barışa inanmamak değil, sürece inanıp inanmamak, inanacağız ki başaracağız.

Bu noktada o akildi, bu değildi  diye tartışmak anlamsız, iktidar öyle takdir etmiş, muhalefet barışa giden yolda alternatif sunabilir.

Oynanan oyunları korkmadan anlatan sanata, edebiyata ,filimlere hasretiz. 

Pazar günü  James Marsh’ın ‘Shadow Dancer’ filmini izledim , IRA ve MI5 arasındaki ilişkileri  anlatıyor.

Hem İngiliz hem İralanda’lı  bireylerin  savaş sürecinde yaşamış oldukları ikilemler, travmalar, kullanılmışlıkları üzerine  kurgulanmış bir filim,  bu oyunun içinde harcanmayan yok.

Hani şimdilerde tartışmalarda barış süreci epey mukayese konusu olur ya IRA ile , filmi bu yüzden bilhassa izlemenizi tavsiye ederim.

Filim MI5 ve IRA  iki cephe arasındakilerin  ve  muhbirlerin  hikayesi, 

İç savaşlar alçakların icadı ama devam ettirenler masum kendi halinde insanları bu alçaklığın nasıl birer parçası  haline getirebiliyorlar  izledikçe insanın içi acıyor.

‘Gölge Dansçısı’ filmini kayda geçiriyoruz.

Savaş oyunu  aktörlerini başka kılıkta karşımızda gördüğümüz zaman barışa inancımızı yitiriyoruz, bu önemli bir nokta. 

Sakal , bıyık bırakmaları ya da meslek değiştirmeleri  sahte kimlik gibi ,gerçek yüzlerini saklamıyor , hafızayı beşer o kadar da nisyan ile malul değil. 

Gölge dansçıları dansa devam ediyorlar, korku ve endişe verici olan bu.

İşin medya, ekonomik boyutuna el atılmamışken  ve hala aynı oyuncular  demoklesin kılıcı gibi tepemizde sallanırken barışa inanmak , endişe etmemek  imkansız , endişelere hak vermek lazım.

Sayın Başbakan halının altında saklanan  yılların pisliğini  ortaya çıkartmaya uğraşıyor , bunca başımıza gelenden sonra  endişelenmekte , sürece şüpheyle bakmakta haklıyız , yanlız süreçle ilgili değil endişeler , ülke için ve başbakan içinde endişeliyiz.

Yıllardır barış öylesine uzak bir masal gibi görünüyordu ki altında bir şeyler aramak bir refleks olmuş gibi görünsede  paranoyakın takip edildiğini söylemesi hastalığına delil teşkil etsede bu  takip edilmediği anlamına gelmez.

Barışı istiyoruz, barışın geleceğine inanmak bütün mesele.

Bu süreçte Akiller için hükümet tarafından söylenmiş en samimi söylemlerden   biridir ‘Türkiye’nin Özeti’ oldukları.

Türkiye eskinin özetiyle  yeni bir barış öyküsü yazmaya çalışıyor , sorun burada .

Onlara da ihtiyaç varsa bunu anlayabilirim ama eskinin özetiyle , ki kötü ve eksik olma ihtimali olan  bir özetle  yeni hiç bir şey yazılmadı daha dünyada  .

Aralarında şüphesiz  değerli insanlarında olduğu akillerin zaman zaman uğradıkları kötü muamelelerde belki bu yüzden .

Kimse aptal değil.

Aralarındaki  bazı  ‘‘ özetler’  Türkiyenin yeni  hikayesini anlatmaya kalkınca  pek samimi olmuyorlar.

Haftalardır ‘ Barış’ ı bıraktık Orhan Gencebay’la uğraşıyoruz. 

Hasta mı, tekledi mi, 

jüri mi  , gitti mi ,  geldi mi ,  

Sevim Hanım kuliste, tansiyonu çıktı, indi .. 

berhudar olmaktan perişan olduk !

Şarkı sözlerinden retorik kırıp sarmalar uysada uymasa da ...

Barış süreci diziye adını veren  şarkıdan yapılmış bir   jenerik değildir .

Kabul edilsin ki  bu süreci son derece egoistçe yönetti Gencebay , barıştan çok kendinden söz etti. 

Barışı anlatan  değil söylenmiş sözlerinden potpori yapılmış bir Orhan Gencebay süreci yaşamaktayız.

Akillerden bazıları da  sanki yolda öğreniyor gibiler.

Ak Partinin medyasının ‘Akilime laf ettirmem’ tavrıda hiç hoş olmuyor  bu tavır maalesef akillere de sıçradı . 

Akil toplantılarından birinde  kadın katılımcının Hülya Koçyiğit’e soru biçiminde feveranı karşında Hülya Hanıma diğer erkek akillerin  laf bırakmaması ve katılımcıya hücumları hem Hülya Hanıma, hem feveran eden hanımefendiye  büyük saygısızlıktı.

Hülya Hanım sakin bir biçimde yanıt vermek için boşuna çabaladı . Akiller Hülya Hanımı konuşturmayıp , hiçe sayıp  katılımcıya laf yetiştirdiler , ne kadar kaba , maço bir davranış .

Hem Hülya Hanım, hem yanıt bekleyen kadını mağdur ettiler.

Akillerin görevi ikna olmayanları aydınlatmak iken  Akil Tarhan Erdem kameralara Ak Partiyi ziyaret edeceğini söyledi, zannerim Kütahya’da. 

Hayrola Ak Parti’yi mi ikna edeceksiniz Sayın Tarhan Erdem, süreci başlatan zaten onlar , Tarhan Bey bu ,yapar mı yapar. 

Etkileyici olmak itibarla orantılı ama biri  Allah vergisi diğeri iradi bir hal.

Türk Yazarlar Birliği ve Küçükçekmece Belediyesi’nin düzenlendiği şair ve düşünce adamımız Sezai Karakoç’un  80. yaşı kutlamaları haberini okuyunca  bir kere daha düşündüm etkileyici ve itibarlı olma meselesini. Siyasi düşüncelerine katıldığınız ,  katılmadığınız ama etkisi karşısında dilinizin tutulduğu ve itibarına hürmet ettiğimiz bu ülkenin  bütün değerli insanlarına  Sezai Karakoç şahsında uzun ömürler dilerim.

Karayılan’la kalkıp, Karayılan’la yattığımız şu günlerde insanın  içini titreten Karakoç şiirini yazımızın sonunda kayda geçirelim.

KARA YILAN

Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum,
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını,
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum,
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye,
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini,
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin.

Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk,
Günahlarım kadar ömrüm vardır,
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum,
Saçlarımı acının elinde unutuyorum,
Parmaklarımdan süt içmeye çağırıyorum seni,
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk,
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı,
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum,
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın,
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum,
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.

Seni süt  içmeye çağırıyorum parmaklarımdan,
kara yılan kara yılan kara yılan  kara yılan...

En sevdiğim iki mülkiyeli  Sezai Karakoç , Mümtaz Soysal  iyiki doğdunuz , sakın gitmeyin ben ne yaparım siz olmadan.

Sevgiyle...

necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİ