Yazdır

Rıza ve Gökhan savaşçılık oynarken Okan Bayülgen ve Ruşen Çakır’ı kayda geçiriyoruz

Aktif .

ETİKETLER:Necef Uğurlu

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN 

Yetenekli, marifetli, namazında niyazında camii avlusunda abdestinde pozlu ,  ideal popüler çocuk , Acun’dan önce  Athena’dan tanıdığımız sevdiğimiz Gökhan’ın bir marifeti daha ortaya çıktı.

Meğer Reza Zerrab’ın ‘ çelik çomak arkadaşıymış.’ 

Çelik çomak ;  elbette işin şakası bu iki yetenekli gencin oynadıkları Airsoft oyunun yanında, masum, boynu bükük  gariban  oyunu , iki tane çomakla iş idare ediliyor.  

Airsoft gerçeğine benzeyen tüfek, tabancalarla oynanan bir çatışma simülasyon oyunu , kamuflaj kıyafetleri filan giyiyor oyuncular.

Özetle takımlara ayrılıyor savaş oyunu oynuyorlar, plastik boncuklar mermi yerine kullanılıyor, öldürüyor ve ölüyorlar, savaşıp kafayı buluyorlar ama hepsi mahsuscuktan ! 

Bu oyun pek çok ülkede yasak. 

Bunca  yasak arasında bizde yasaklanmamış , demokrasimizin nişanesi olsun diye herhalde   ‘Bakın bizde yasak filan yok ‘Airsoft’ serbest mesela kabilinden !

Kamuflaj kıyafetiyle kazık kadar adamların mahsuscuktan savaş oyunu oynamalarından bana ne, isterlerse dekman oynasınlar  hayat onların . 

Savunma Bakanı değilim ki , madem bu kadar meraklısınız deyip bunları sınıra yollayayım hakikisini  oynasınlar diye.

 

Benim içime dokunan   bu mahsuscuktan savaş oyununu Beykoz Kundura Fabrikasında oynuyor olmaları.  

Beykoz Kundura tarihi bir marka, tıpkı Paşabahçemiz gibi , bir semte mal olan emekler zinciri , onları ait oldukları mekanlarda daha geliştirmek  varken sürgün ettiler. 

Yerine koyduklarına  bakın, durmadan inşa edilen dizi , filim dekorları, savaş oyunları ........

Şart ya dekor, plato, savaş oyunları  bula bula Beykoz Kundura Fabrikasının yerini  bulmuşlar  bunlar için.

Manasız bir hassasiyet mi benimki  acaba diye düşünürken Nazım Alpman’ın  artı 1 kanalında ‘Zaman, Mekan İnsan’ adlı pogramını izleyince insanlar ve mekanlar arasında oluşan bağların ‘zaman’da ne kadar değerli olduğunu gördüm , içim rahat etti, Allah Razı olsun bu programı yaptığı için ben manyak mıyım diye düşünmekten kurtuldum !

Neyi neyin yerine koyduklarına bakın içiniz benim gibi acır, Beykoz kunduracılığın gelişmiş bir merkezi olabilirdi uluslararası arenada...ya da Paşabahçe cam üfleyenlerin toplandığı bir merkez ...

Bu plato inşa meselesi  çok derin bir konu sonra yazacağım.

Geçenlerde Bolu’da  ‘Kırımlı’ filmi için plato inşa ettiklerini övüne övüne anlatıyordu Yapımcısı Avni Özgürel .

Muhtelif kaynaklardan desteklenerek yapılan filmin yüksek bütçesi sorulduğunda  mealen  şöyle dedi ‘Filmin ağırlığına mütenasip bir bütçe’.....

Bu konuyu yazacağım ve elbette kamu kaynağı kullanılarak yapılan filimlerin  ‘Kaç okka ?’ tarttığını sorma hakkımız var , şayet kamuya aitse fonlar, destekler . 

Fakat  bu yazıda esas kayda geçirmek istediğim konu Okan Bayülgen’in Çarşamba akşamı yayınlanan programında ‘İşkence ‘ meselesini işleyiş biçimi.  

Önce internette yılllardır dolaşan kurban, cellat ilişkilerinde davranış biçimleriyle ilgili yapılan araştırmalardan bir demet yayınladı, aa bir baktım mesele işkence görenler değil işkencecilerin psikolojik durumları , yahu hukuk devleti  olalım derken  şiddetli  sarsıntılar yaşadığımız bir dönemde  , kayıp insanlar, işkence görmüşler  ortadayken derdimiz işkencecilerin psikolojik durumları mı ? 

Yani bu pis herifleri mi düşüneceğiz , acaba hangi ruh haliyle yaptı diye !

Doksat duruma müdahele eder    meseleyi doğru  merkeze oturtur diye düşündüm , malum maalesef bu işkenceler arasında pek çok doktor vardır sahnede, hatta bazıları sanki kendileri bu pis oyuna dahil olmamışlar gibi yüzsüz yüzsüz ne kadar üzüldüklerini anlatıyorlar ekranlarda .

Sayın Doksat işkencecilerin ruh halini irdeleyen , belki akademik bir çevrede hoş karşılanabilecek bu  metodu şaşmış tartışmaya katılmasın mı ...bir de kitaplarını takdim etti .

Bu arada  Orhan Miroğlu’nun bir koğuş arkadaşı bağlandı , çok acı anlatımları oldu, Miroğlu  komutanların işkence yapılan hapishaneleri eğitim yeri, okul  olarak gördüklerini samimiyetle anlattı

Derken Okan  4. Levent karakolunda falakaya yatırıldığını söylemesin mi , falakada ‘Allah’ yerine ‘Tanrım’ diye bağırdığı için daha fena dayak yemiş, Afiş yapıştırırken mi yakalanmış ne, hangi görüşün afişiydi söylemedi .

Ve lafı  Galatasaray lisesinde etüd abilerinden yedikleri dayaklara, işkence gibi kulak çekmeler,  parmaklara dikey vurulan cetvellere getirdi .

Bir filmimde bir Fransız okulunun önünde duran rahibeyle ilgili bir espri yüzünden bana  linç kampanyası düzenleyen , açıkça  Galatarasay Liselilerden destek isteyen Balçiçek Pamir bakalım bunlara ne diyecek !

Ve Okan almış başını giderken Ruşen Çakır meseleyi  toparlamak için inanılmaz bir şey söyledi ; gene Galatasaray Lisesinde  çuvala konup dövülme cezası almış , ama isyan etmiş ve büyük sınıflardan  helal süt emmiş bazı abiler duruma el koyup Ruşan Çakır’a destek vermişler kendini öyle kurtarmış. Okan ; Ruşen Çakır’ın  başkaldırısıyla efsane olduğunu açıkladı.

Bu arada çok güldüler , güldüren bir işkence programı durumu fena evcilleştirir , ama öte yandan  okulda başlarına gelen işkencelerden  sonra hala sağ kalmayı başarıp program yapabiliyorlarsa ikisini sevgiyle kucaklarım.

İşkence meselesinde işkenceci pezevenklerin psikolojik durumu yerine hukuk devletini ve bunun cezalarını konuşabilirlerdi, bir fikir kayması oldu ama okulda  bu kadar dayak yedikten sonra o kadar kayma olabilir , hoş görüyorum. 

Ve Rıza ile Gökhan’ın ‘airsoft’ kardeşliği yanında Okan Bayülgen  ve  Ruşen Çakır  çelik çomak kadar saf ve masum kalıyorlar.

Canlarım benim...

Sevgiyle hepsini kayda geçiriyoruz , Balçiçek hariç.

necefugurlu@gmail.com