forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Türkiye ve Medyasının Büyük Sırrı

Aktif .

necef-ugurlu-560NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN 

Bir insanın çapı işler düzgün giderken hangi hamleyi yapacağıyla ilgili bir şey değil, tam aksi işler yolunda gitmediğinde işin içinden nasıl çıkacağıyla ilgilidir.

Hangi alanda olursa olsun işlerinde lider konumundakilerin çapı  birlikte çalıştıklarının kalibresiyle örtüşmüyorsa ciddi sorunlar yaşıyorlar, yaşatıyorlar. 

Medyamız  pek çok  alanımız gibi bu sorunu yaşıyor.

Medya’yı yönetenler arasında çok değerli  insanlar bile pes etmiş durumdalar  artık icraatları için istedikleri sözleri duymak yeterli geliyor onlara , ‘bana  duymak istediklerimi söyle içinde övücü sözler olsun, gerisini duymak istemiyorum ‘ der gibiler .

Siyasetimiz ve medyamız bu anlamda paralel koşuyor.

Televizyon dünyamızda  kalibresi olan dramalar  ve oyuncular hiç şüphesiz ulusun düşünsel dünyasının çapını yükseltir.

Bizim dramalarımızın ana dili kayboldu , öykü , dialog yazma sanatı yerini  bön bön bakışlar , güzel kadın erkek yapılmışların  birbirlerinin karşısında bir  anlama gelmeyen iç çekmeleri manasız göz yaşlarına  bıraktı.

‘Seni seviyorum’ cümleleri ve üçüncü şahıslara   ‘onu’  ne kadar sevdiğini anlatmaları , mektup, mezarlık sahneleri ve kafa sesleriyle  diziler   idare ediyor.

Bu tür   işlerin ardı arkası kesilmiyor , dizinin anlatmak istediği derdi nedir sorusu boşlukta kalınca olmuyor.

Örneğin  ,‘Kurt Seyit ve Şura ‘ ne anlatıyor, neden anlatıyor belli değil. 

Zarif bir hanımefendi Nermin Bezmen , heyecanını ekranlarda paylaşıyor, dedesinin öyküsüymüş, Kıvanç dedesinin genç haliymiş , 

Şura tıpkı Şura olmuş iyi de bir yazarın yaşam öyküsü toplumla hangi macera ve mecrada kucaklaşıyor ki izleyici Nermin Bezmen’in dedesinin öyküsünü izlesin sorusunun cevabı dizide yok. 

Herkesin bir öyküsü vardır bunu izleyiciyle ortak bir coşkuya veya soluk kesen bir anlatıma çevirebilmek marifet.

Belki roman tecessüm ettirelemedi , her neyse olmamış dizi ,  bilhassa Rus’ya da geçen balosundan, aristokrasinin dialoglarına, giysilerine kadar dökülen bir iş için dayandıkça dayanıyorlar.

Vardır elbet bu beyhude gayretin nedenleri , bu kısım beni ilgilendirmiyor  dahası sofistike bulmuyorum yazmıyorum.

Sadece medyada gündem olmaya devam eden ve  bu yolla tutturulmaya çalışılan bir diziyle bir kere daha karşı karşıyayız , korkarım canım  ‘Keşanlı Ali’ nin başına gelenlerle aynı öykü, farkı bu sefer yazarın  memnun olması. 

Eh maksat yazarı memnun etmekse çok başarılılar.

Ayla Kutlu’nun ‘Bir Göçmen Kuştu O’ romanını yeniden okudum aynı heyecanla, bir romanda filim çekmiş , hemen ardından  huzur bulmak için yeniden okumaya başladığım Sevinç Çokum’un ‘Bizim Diyar’ da Balkan’larda geziyorum eski dostum bir kitapla, Ayla Kutlu ve Sevinç Çokum’la sanki yeniden  başlıyorum kendim olduğum yaşama , anadilimde  sığındığım limanlarım onlar benim ve yerli yerlerinde durmalarının sevincini yaşıyorum.

Dimdik , omurgalı eserler , hadi bakalım kim   ne kadar kazanacak  oyunundan uzak, rating iddiacılığının  lades kemikleri değiller. Belkide  izleyici bu huzuru arıyor artık.

Medyanın kuralları geldiğimiz  bu nokta  ise  benim diyeceğim şudur ;

Rüzgara karşı durmadan  ve tersine çevrilmesini önlemek için  karşı ağırlık koymadan  uçurtma uçmaz, tıpkı ülkemiz, medyamız gibi .

Bahtının rüzgarına kapılıp giden  uçurtmalar yırtılmaya, takılmaya mahkumdurlar. 

Uzun bir süredir medya  yaptıkları işlerden dolayı etkileyen ve ününü emeğine bağlamış   kişilerden , işlerden yoksun.

Bir iş yapalım konuşulsun isteği son derece anlaşılabilir bir istektir lakin konuşma var , gündem var ama ortada o konuşma, gündemi hak edecek bir iş yok.

İzleyicisinden kopuk dramalar. kalibreyi yükseltmek yerine tam aksi aşağıya çekti, izlenme payları ortada.

Medya’da iş daha da ileri gitti, bazı insanlar önce şöhret yapılıyor sonra onlara iş aranıyor .

Cem Yılmaz’ımız evlendiğinde doğrusu bütün memleket  doğal olarak ‘Oğlan Tarafı’ olduk, gelinin işi zordu.  Sonra Kemal’in doğumuyla mutlu olduk . ayrılık haberiyle üzüldük.

Ahu Yağtu’da önce şöhret oldu sonra şimdi ne iş yapacağı  aranıyor gibi.

Her gün bir Ahu haberi. 

Anladığım kadarı modacı , yarattığı yeni bir kesim, bir drape, bir trendden tanımış değiliz kendisini.  

Haberlerine bakıyoruz ; 

Ahu  Nişantaşı'ndaki mağazasına giderken görüntüleniyor , 

Yağtu, şık ve farklı giyimiyle dikkat çekiyor . 

Önce anneannesini örnek aldığını  söyleyerek  ‘Vintage’ dedi ama resmine bakıyorum   anlaşılan sonra bize özgü Altı  Kaval Üstü Şişhane  tarzına dönmüş, pek de yakışmış ama kim para verirki bu kıyafete, zaten doğal halimiz bu  ,  her halde yurt dışına açılacak , vay be bizim normal halimiz moda da trend olacak yaşasın !

Derken  Ahu gene gündem ikoncan’ı olarak  Kemal’in  onu özgürleştirdiğini söylüyor , bu olağandışı bir hal, çocuğum oldu artık istediğim işi yaparım, gezerim tozarım , gündem olurum, özgürüm söylemi  vallahi çok enteresan !

Hep tersidir çünkü  çocuğu olanlar bilir ,  çocuk daima özgürlüğü kısıtlayıcı olmuştur , ne uykun kalır ne durağın, işe gidersin aklın  çocuktadır  , demek Ahu’da tersi olmuş.

Bir çocuk yapınca özgür olmuş.

Ne diyeyim, medyamızda her zengin ve ünlü  fani bir gün mutlaka bir mankenle evliliği tadacaktır ve bir çocuk yapıp kadını özgürleştirecektir demek !

Şahsen  her Ahu Yağtu  haberinin arkasından  Kemal’in resmini  gördüğümde (Allah Bağışlasın)  gelinine  tahammül edemeyen  ama torununu görünce  dayanma gücü  bulan  ninelere dönüyorum.

Ahu Yağtu da yolunu bulacaktır, boş tuali 100 bin dolara satan sanatkarların olduğu bir ülkedeyiz 

Türkiye’nin başarı  sırrı galiba bir şey yapmamak ve gündem olmakta.

Sevgiyle Türkiye’nin ve medyasının bu büyük sırrını kayda geçiriyoruz.

necefugurlu@gmail.com

DKM ARŞİVİ

Loading